Ahmed Arif’i tanıyor musunuz? Umudun, inceliğin, korkusuzluğun şairi Diyarbakırlı Ahmed Arif’i. Ardı “ağaçsız, kuşsuz, gölgesiz, çırılçıplak” olan dağları anlatır şiirlerinde, “uzadıkça uzayan zemheriyi”, “kan kır-mızı yediverenleri”, “subaşlarındaki firarî güvercinleri”...

Cemal Süreya’nın ifadesi ile onun şiirleri “daha deniz görmemiş çocuklara adanmıştır”. Yaşar Kemal’in gözünde “yirminci yüzyılın en modern şairidir” Ahmed Arif. Çünkü “sömürülen insanların kavgasına başını koymuş” bir insandır. Ekleyelim: O insanlardan biridir. Şiirlerinde, onların diliyle onları anlatır.

Ahmed Arif, “namus işçisi, yani yürek işçisi” bir şair olarak, doğduktan sonra “üç gün aç tutulan” ve “üç gün meme verilmeyen” Adiloş bebeye yani yeğenine seslenir bir şiirinde.

“Doğdun / Üç gün aç tuttuk / Üç gün meme vermedik sana / Adiloş Bebem / Hasta düşmeyesin diye / Töremiz böyle diye / Saldır şimdi memeye / Saldır da büyü...”

Bir başka şiirinde, “içeriden” seslenir. Memleketin dağlarına bahar geldiğinden haberdar eder, hapishanenin taş duvarını, yattığı ranzayı, zulasındaki mahzun resmi...

“Haberin var mı taş duvar / Demir kapı, kör pencere / Yastığım, ranzam, zincirim, / Uğruna ölümlere gidip geldiğim / Zulamdaki mahzun resim, / Haberin var mı? / Görüşmecim yeşil soğan göndermiş, / Karanfil kokuyor cıgaram / Dağlarına bahar gelmiş memleketimin…

Ahmed Arif, “cellât elinde işkencede ölüme bir soluk kalmışken bile”, umutsuzluğa düşmeyi kendine yasaklamış bir şair. Sevgilisine seslenirken “yokluğun, cehennemin öbür adıdır / üşüyorum, kapama gözlerini” diyebilecek kadar da tutkulu, belki umutsuz.

***

İlginçtir, bu güçlü şairin bir tek kitabı var: Hasretinden Prangalar Eskittim. Daha doğrusu, 1991 senesinde öldüğünde bize bıraktığı miras sadece bu kitaptı. Bir hayli zaman sonra, 2003 senesinde, oğlu Filinta Önal, Ahmed Arif’in bu kitaba almadığı, fakat çeşitli dergilerde yayınlanmış şiirleri ile ikinci kitabı için yazdığı yeni şiirleri derlemiş ve kitaplaştırmış: Yurdum Benim Şahdamarım.

Şimdi elimizde, ilkinin yanı sıra bu ikinci kitap da var. Ezberimize, Ahmed Arif’in “öfke ile incelik arasındaki duyarlı dengeyi gözeterek” yazdığı yeni şiirleri katıyoruz. Mesela onur da ağlar’ı.

“Gözlerinin pınarında / Bir bulut, / Boşandı boşanacak / Nerdeyse. / Aklımdan geçenleri / Okuyorsun su gibi. / Dünya gördü, / Bizi boğazladılar... / Tutma gözyaşlarını / Onur da ağlar... / Bırak yıkansın gökyüzü, / Lâcivert, yeşil, altın / Işıkları, günbatının / İşte şafaktayız gene / Çırılçıplak / Ve mavi.”

Sanırım, özgünlüğünün, başkalarına benzemezliğinin ve dillerden düşmezliğinin sırrı bu mısralarında gizli Ahmed Arif’in. Dünyanın gözü önünde boğazlansa da horlansa da itilip kakılsa da kendini yeniden üretebiliyor. Tutunabileceği “çırılçıplak ve mavi bir şafak” buluyor.

Ve öyle bir finali var ki bu şiirin, insanı çarpıyor. Rahmetli, altmış dört yıllık ömrünün bir özetini vermiş.

“Ne alnımızda bir ayıp / Ne koltuk altında / Saklı haçımız. / Biz bu halkı sevdik / Ve bu ülkeyi. / İşte bağışlanmaz / Korkunç suçumuz...”

KAYNAK: YENİ SAKARYA GAZETESİ