Necati [Mert] Hocanın küçük oğlu Emre askerden geldi. Muhtemelen, müsait bir zamanda evlenecektir. Emre’nin düğünü, Korkut abisininki gibi mütevazı mı olur yoksa büyük mü bilemem? Kaldı ki, ben de “Necati Hocanın büyük düğünü” derken, Emre için yapılacak düğün törenini kastediyor değilim.

Kastettiğim şu: Hocanın 1998 yılında kitaplaştırılmış, fakat henüz sahneye konmamış bir tiyatro eseri var. İki perdelik şarkılı bir oyundur bu; adı Büyük Düğün’dür. Necati Mert bu oyunda, uzun yıllar Osmanlı’ya hizmet etmiş, Cumhuriyet döneminde de devletle iç içe olmuş bir ailenin yâni Karaasesoğulları’nın “monden” kızları Buket ile devlete hep uzak durmuş, dindar, soylu ve zengin Kavukçuzadeler’in “muhafazakâr” oğulları İzzet’in düğününü anlatır. Öyle sanıyorum ki, Hocanın asıl derdi, merkez’den yükselmekte olan “neoliberal dalganın” ve bu dalga ile birlikte hayatımıza giren savrulmaların, zemin kaymalarının, başkalaşmaların taşra’daki izdüşümlerini [tezahürlerini] yakalayıp resmetmektir.

***

Adapazarı Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Duran, M. Emin Ertan tarafından Cumhuriyet Döneminde Sakarya’da Türk Edebiyatı başlığı altında yapılan düzeysiz çalışmanın sunuş yazısında “hedefimiz” diyor, “[şehrimizdeki] sanatçıların eserlerini ortaya koyabilmesi [için gereken] ortamı hazırlamak [ve] Adapazarı’nı bir kültür şehri yapmaktır.” Ve devam ediyor: “Adapazarı’ndan İstanbul’a gitmek yerine, İstanbul’u [buraya] getirmek niyetindeyiz.”

Bu hedefe, bu niyete itiraz edilemez. En azından ben edilemeyeceğini düşünüyorum. Ne var ki, “sivil”, samimi ve somut adımlarla [icraatlarla] desteklenmediği takdirde, söz konusu cümleler birer hamaset ifadesi olmanın ötesine geçmeyecektir, retorik düzlemde kalacaktır. Böyle bir hedefe, hiyerarşi perspektifinden bakılarak değil, kültür adamları ile yol arkadaşlığı edilerek yürünebilir. Öyleyse, öncelikle o adamların adreslerini tespit etmek gerekmez mi?

Üstelik bu şehirde yaşayan kültür adamları Tunatan Tesisleri’ni dolduracak kadar çok değil. Sayıları bir elin parmaklarını geçmez. Yapmamız gereken şey, onları, onların derdini, idealizmini anlamaya çalışmaktır.

Emekli öğretmen Nazım Bey, ben dâhil birçoğumuzu ağlatan o harika filmin [Gönül Yarası] bir sahnesinde, kızı Piraye ile yaptığı gecikmiş konuşmanın ardından kendisiyle hesaplaşırken [yüzleşirken] şunu söylemiyor mu? “Bir daha dünyaya gelsem yine aynı yollardan yürürdüm.”

***

Şimdi sözü bağlayalım. Önerim şudur: Depremin hemen ardından değerli arkadaşım Abdullah Aslan’ın yoğun çabaları ve tabii ki Aziz Duran’ın icazeti ile inşa edilmiş olan Adapazarı Kültür Merkezi’nin henüz kullanılabilir durumda olmayan tiyatro salonu bir şekilde faaliyete geçirilmeli ve çok güzel olacağını düşündüğüm o mekânda ilk olarak Adapazarlı Necati Mert’in Büyük Düğün’ü sahneye konmalı.

KAYNAK: YENİ SAKARYA GAZETESİ