1960’ların başında, öğrencisi Asaf Savaş Akat’ın tasvirine göre, “kruvaze lacivert elbisesi ile neredeyse bir İngiliz Lordu zannedeceğiniz” genç bir hocadır İdris Küçükömer; farklı üslubu ile muhataplarını adeta “büyülemektedir”. Öğrencileri ile sohbet eden, tartışan, “halay çeken” değişik bir adamdır.
İstanbul Üniversitesi 1967 yılında büyük bir “ayıp” işler. Bu ilginç adamın ve kader [kürsü] arkadaşı Sencer Divitçioğlu’nun profesör olması, “etkin” birtakım kişilerin yoğun çabaları ile Üniversite Senatosu’nda engellenir. Öğrencileri birer birer profesör olurken, Küçükömer ve arkadaşı doçent olarak kalır. Bu ayıp, 1970’lerin sonuna kadar sürdürülür. Ardından 12 Eylül gelir ve İdris Hoca 1402’lik olur. 1987 yılında vefat eder. Halen, Büyükada sırtlarından Marmara Denizi’ne bakmaktadır. Mezarından “kalem gibi yükselen mermer sütunun” üzerinde Yunus’un şu iki dizesi yazılı:
“Bilmeyen ne bilsin O’nu / Bilenlere selam olsun!”
***
1925 Giresun doğumlu olan İdris Küçükömer, Türkiye Solu’nun dışladığı, nefret ettiği [bilemedeniz] görmezden geldiği, yok saydığı aydınlardan biridir. Kendi deyimi ile “ambargoludur”. Tıpkı Kemal Tahir gibi, Cemil Meriç gibi, hatta Mehmet Ali Aybar gibi.
“Kimilerine göre sadece iyi bir insandı... Kimilerine göre ise soran ve ce-vap arayan bir düşünür.”
Öyle sanıyorum ki, İdris Küçükömer’in dışlanmasının en önemli sebebi, sol aydınların Kemalizm’le göbek bağlarını koparmaları için, hayatı boyunca vermiş olduğu mücadeledir.
1969 senesinde Batılaşma: Düzenin Yabancılaşması başlığını taşıyan kitabı yayımlandığında yer yerinden oynar. Zira bu eserinde ileri sürdüğü tezlerle, İdris Hoca, siyasî duruşların adını farklı bir biçimde koyarak kalıpları kırar. Her şey ters yüz olmuştur ve ezberler bozulmaktadır. Kolay değildir. Yıllarca sol bilinmiş CHP geleneğinin sağcı ilan edilmesini kabullenmek.
Paradoksal bir biçimde, İdris Küçükömer yeniçeri, esnaf ve ulema birlikteliğinden türemiş “doğucu-islamcı” cepheyi yâni muhalefet cephesini Türkiye Solu’nun çekirdeği olarak tanımlıyor. Küçükömer’e göre, Jön Türklerin Prens Sabahattin Kanadı ile bunun uzantısı durumunda olan Hürriyet ve İtilaf Fırkası, temsil yeteneği sınırlı olmakla birlikte, düzen muhalifi doğucu-islamcı cepheye dayanıyor olduğu için sol olarak isimlendirebileceğimiz ilk siyasî yapıdır. Bu yapı, Birinci Meclis’teki İkinci Grup, ardından Terakkiperver Fırka, Serbest Fırka ve Demokrat Parti olarak devam etmiştir [Gerisini siz getirin].
İdris Hoca, Türkiye siyasetinin sağ tarafına ise “batıcı-laik” bürokratik geleneği temsil etmekte olan kuruluşları yerleştiriyor. Jön Türklerin Terakki ve İttihat Kanadı ve bunun uzantısı olarak ortaya çıkan İttihat ve Terakki Fırkası, özü itibariyle sağcı bir yapılanmadır. Bu yapılanmanın şekillendirdiği siyasî hareket, “batılaşma” dinamiği üzerinden devleti kurtarmaya çalışmaktadır fakat “yeterli düzeyde üretim gücü yaratamadığı” için, geniş kitlelerin öfkesine mâruz kalmaktadır. Hareketin devamında, Birinci Meclis’teki Birinci Grup, daha sonra Cumhuriyet Halk Fırkası ve nihayet CHP yer almaktadır [Gerisini siz getirin].
Yanlış anlaşılmasın. Küçükömer, bu tasnifi söz konusu siyasî hareketlerin, bir biçimde üzerine oturduğu kitlelerin eğilimlerini [taleplerini] öne çıkartarak yapıyor. Her iki cephenin önderlerinin de bürokrat [daha tahrik edici bir isimlendirme ile devletlû] olduğunun elbette farkında. Kaldı ki, analizin devamında Türkiye siyasetinin tarihsel olarak “kaçınılmaz bir üst yapı oyunu” biçiminde seyretmekte olduğunun altını çiziyor. Ona göre kitlesellikten yoksun olan siyasî çatışma, ülkeye yukarıdan bakan bürokratlar arasında cereyan etmektedir. Roller de belirlenmiştir: Batıcı-laik düşünceyi içselleştirmiş bürokrat sınıf “ilericidir”, buna mukabil sürekli içine kapanmak zorunda kalan doğucu-islamcı cephe ve dolayısıyla bu cephenin temsilciliğine soyunanlar “gerici”.
Evet, sözü daha fazla uzatmayalım. Zaten söylemeye çalıştığımız şey de sanırım anlaşıldı: İdris Küçükömer’i okumak, daha doğrusu ön yargısız ve anlamak için okumak lâzım. Bu türden okumalar yani ezber bozucu okumalar, kendini sol’da tanımlayanlar açısından çok daha önemli.
KAYNAK: YENİ SAKARYA GAZETESİ