Devasa Bir Hayal Kırıklığı
M. Kemal Aydın
Sene 2013. Mayıs sonu. Çevreci hassasiyetler taşıyan bazı insanlar, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Taksim Gezi Parkı’ndaki ağaçları sökme-sine mâni olmak için mücadele başlatıyor.
Bu arada ülke 2010 senesi itibariyle alacakaranlık altındadır. Alacakaranlığın derinleşeceğinin işaret fişeği olan bu mücadele, başlangıçta, ben dâhil pek çok insan tarafından mâsum bir antikapitalist eylem olarak algılanıyor. Öyle ki, koşullar müsait olsa, hiç üşenmeden Adapazarı’ndan İstanbul’a gidip o mücadeleye destek verebilirim. Büyükşehir Belediyesi yönetimine ve dolayısıyla hükümete kızıyorum. Ne yâni? Yapacak başka iş mi kalmadı? Ağaç kesmek ne demek?
27 Mayıs 2013 Pazartesi gününün son saatlerinde iş makineleri ağaçları sökmek için Gezi Parkı’na giriyor. Fakat çevreciler iş makinelerinin çalışmasını engelliyor; parkta çadırlar kurup nöbet tutmaya başlıyor. Ertesi günden itibaren mücadeleye katılım genişliyor. Sinema, televizyon ve müzik dünyasının tanınmış isimleri akın akın Gezi Parkı’na gidip nöbete iştirak ediyor.
Birkaç gün sonra, 31 Mayıs Cuma sabahı, polis çadırları ateşe veriyor ve çarşı pazar iyiden iyiye karışıyor. Çevreciler’in Gezi Parkı’ndaki “ağaçları kurtarmak için” başlattığı o “mâsum” eylem kitleselleşiyor. Diğer şehirlere sıçrıyor, hedefi hükümet yâni Recep Tayyib Erdoğan olan protesto eylemlerine dönüşüyor.
***
O eylemleri ben de takip ediyorum. Akşamları Çark Caddesi’ne gidiyorum. Bir kenardan seyredip meseleyi kavramaya çalışıyorum. Ayranım ka-barıyor; atlayıp otobüse İstanbul’a gidiyorum. Amacım İstiklal Cadde-si’nde tur atıp gözlem yapmak. Fakat mümkün olmuyor. Biber gazını yiyince Adapazarı’na geri dönüyorum.
Diğer taraftan facebook paylaşımları, kahir ekseriyetini senelerdir görmediğim eski arkadaşlarımın olup bitene dair kanaatlerini öğrenme imkânı veriyor. Şu notu düşelim. O günlerde ben, çiçeği burnunda bir “sosyal med-ya” kullanıcısıyım. Daha açık bir ifade ile facebook hesabım var. Eski arkadaşlarımla irtibat kurma imkânı bulduğum için, hayli keyifliyim.
Facebook paylaşımlarından anladığım şu ki, Tayyib Erdoğan düşmanlığı eski arkadaşlarımın gözlerini kör, kulaklarını sağır etmiş. Kendilerini bazen “Atatürkçü” bazen “solcu” olarak tarif eden bu arkadaşlar, hâdisenin arka planını irdeleme gereği duymaksızın hükümete sallayıp duruyorlar. Protesto eylemlerinin hükümeti devireceğinden eminler. Her şeyi sindirmeye hazırlar, yeter ki Tayyib Erdoğan gitsin.
Bir akşam facebook hesabıma “özel”den bir mesaj geliyor. “Atatürkçü” olmakla “sosyalist” olmak arasında salınıp duran bir eski arkadaş, me-alen şunu söylüyor: Tayyib Erdoğan gitti gidiyor. Muhtemelen yurtdışına kaçacak. Bu arada sen de hükümet aleyhine bir şeyler karala. Aksi takdirde sana sahip çıkmak kolay olmayacak.
Vallahi, keleş [kalaşnikof] mermisi yemiş gibiyim. Öfkeleniyorum. Nasıl böyle bir şey olabilir? “Yeni konjonktürde” hırpalanmamak, linçe mâ-ruz kalmamak için, inanmadığım şeyleri nasıl söyleyebilirim?
Kaldı ki, Gezi Hadisesi’ni, eski arkadaşların yorumladığı şekilde yorumlamıyorum. Başlangıçtaki mâsumiyetin yerinde yeller estiği kanaatindeyim. Memleketin, devlet içindeki karanlık [paralel] odaklar ile bazı yabancı istihbarat teşkilatlarının ivmelendirdiği bir eylemin pençesinde olduğunu düşünüyorum. Niyet, siyasi iradeyi etkisizleştirip memleketi yeni-den emperyalistlerin kucağına oturtmak.
Nitekim eylemcilerden biri “mesele ağaç filan değil, hâlâ anlamadın mı” diyerek bir başka eylemciyi azarlarken, bu niyeti teşhir ediyor.
***
Taksim Gezi Parkı’ndan aldığı kıvılcımla dört bir yana yayılan protesto eylemlerinin, başından itibaren, Türkiye’yi istikrarsızlaştırıp yeniden yörüngeye sokma projesi olduğunu iddia edecek değilim. Samimi antikapitalistlere, samimi çevrecilere haksızlık etmek istemem. Akademik hayatı boyunca kapitalizmin kötülüklerini teşhir etmek için kafa yormuş ve metinler oluşturmuş biri olarak, yüreğim onlarla birlikte atabilir.
Fakat şunun da farkındayım. Söz konusu eylemler, tertip [provokas-yon] teşebbüslerine müsait bir zemin oluşturduğu için, çevreci hassasiyetlerin ve kapitalizm karşıtlığının gündemden düştüğü, ülkeyi karıştırmayı [Erdoğan’ı devirmeyi] amaçlayan yabancı istihbarat teşkilatlarının ve işbirlikçilerinin inisiyatifi ele geçirdiği bir konjonktür oluştu.
***
Eski arkadaştan gelen “uyarı” mesajının ardından, facebook hesabımdaki duvarıma şunu yazıyorum: Eski Türkiye’nin akıl tutulmasına uğramış çocukları! Sizi bekleyen devasa bir hayal kırıklığıdır.
Ve inzivaya çekiliyorum. Hesabı kapatıp sosyal medya serüvenimi nihayete erdirmek niyetindeyim. Lâkin tepkileri de görmem lâzım. Bu meselede, işin doğrusu hayata dair pek çok meselede kendilerinden farklı düşündüğümü görünce, eski arkadaşlarım ne diyecekler? Merak ediyorum. Daha önemlisi, arkamdan sallamasınlar, “korkup kaçtı” demesinler istiyorum.
Hiçbir tepki gelmiyor. Yaklaşık bir hafta sonra sayfayı karartıyorum.
O günden beri sosyal medya hesabım yok.
KAYNAK: YENİ SAKARYA GAZETESİ