Kardeşliğe nifak tohumları mı ekiliyor? Bir bakıyorsunuz, “Bir millet, iki devlet” deniliyor. Kardeşlikten, ortak tarihten, ortak kültürden söz ediliyor. Bir bakıyorsunuz, öyle açıklamalar ve öyle uygulamalarla karşılaşıyoruz ki insan ister istemez durup soruyor, Azerbaycan’a neler oluyor?

Acaba birileri Türkiye ile Azerbaycan’ın, hatta Azerbaycan ile İslam coğrafyasının arasına nifak tohumları mı ekiyor? Bu soruyu sormak bile insanın içini acıtıyor. Çünkü biz Azerbaycan’ı sadece sınırları olan bir devlet olarak görmüyor kardeş olarak görüyoruz. Aynı köklerin, aynı tarihin, aynı acıların ve aynı medeniyet havzasının insanlarıyız. Fakat kardeşlik yalnızca meydanlarda söylenen güzel sözlerle yaşatılmaz. Kardeşlik, ortak değerlere sahip çıkmakla, birbirinin acısını yüreğinde hissetmekle ve zor zamanlarda aynı vicdanı gösterebilmekle mümkündür. İşte bugün bazı gelişmeler karşısında duyduğumuz rahatsızlığın sebebi de budur. Oysa Azerbaycan’ın yakın tarihine baktığımızda insanın karşısına çok ağır bir tablo çıkıyor.

SSCB döneminde Azerbaycan’da dinî hayat büyük baskılar altında kalmıştı. Camiler kapatıldı veya yıkıldı, din adamları ve âlimler baskı gördü, dinî eğitim ve ibadet hayatı ciddi biçimde sınırlandırıldı. Özellikle Türk Cumhuriyetlerinde içki teşvik edildi, tesettür yasaklandı, inanç özgürlüğü yok sayıldı. Azerbaycan halkı da kendi inancını özgürce yaşamanın ne demek olduğunu uzun yıllar büyük bedeller ödeyerek öğrendi. 1950’lerden sonra bazı dinî faaliyetlere sınırlı ölçüde izin verilse de dinî hayatın devlet kontrolü ve KGB gözetimi altında sürdürüldüğü bir dönem yaşandı. 1991’de bağımsızlığını kazanan Azerbaycan ise işte böylesine ağır bir geçmişin ardından kendi devletini yeniden inşa etti. Şimdi insan ister istemez soruyor, böylesine ağır bir din baskısı yaşamış Azerbaycan’ın bugün evlatlarının başörtüsü üzerinden yeniden bir baskı tartışmasının içine çekilmesi nasıl izah edilebilir? Bugün aynı milletin çocuklarının, inançlarının sembollerinden biri olan başörtüsü nedeniyle okul kapısında sorun yaşaması insanın gerçekten içini acıtıyor. SSCB yıkılarak tarih sayfasındaki yerini aldı ama sanki zihniyetini miras bırakmış.

Otuz yıl önce Türkiye’de yaşananları unutmadık. Türkiye de bundan yaklaşık otuz yıl önce benzer acıları yaşadı. Başörtülü kızlarımızın üniversite kapılarında bekletildiği, eğitim hakkı ile inancı arasında tercihe zorlandığı günleri gördük.

Azerbaycan’da yapılan son düzenlemede resmî metinde okul formasının bütünlüğünü bozan ve genel eğitimin laiklik ilkesine uygun olmayan kıyafet unsurlarına izin verilmeyeceği belirtiliyor. Daha da önemlisi, geçtiğimiz günlerde Sumqayıt 6 No’lu okulda başörtülü öğrencilerin okula alınmadığına ilişkin görüntülerin kamuoyuna yansıması, tartışmayı daha da büyüttü. Şimdi sormak gerekiyor; Bir kız çocuğu hem başörtülü hem inancını yaşayamaz mı? Acaba bugün Azerbaycan’da dinî hayatı sınırlandıran anlayış, SSCB’den kalan zihniyetin bazı izlerini mi taşıyor? Elbette bugünkü Azerbaycan’ı Sovyet yönetimiyle aynı kefeye koymak doğru değildir.

Bizi üzen bir başka mesele ise din ve başörtüsü konusunda görüşlerini dile getiren bazı aktivistlerin cezalandırılmasıdır. Medyada yayımlanan habere göre, Abgül Süleymanov adındaki, bir aktivist yasaya muhalefeti nedeni ile ceza almış. Bir ülkede insanlar inançları konusunda söz söyledikleri için cezalandırılma korkusu yaşarsa, toplumun vicdanı da yara alır. Daha da düşündürücü olan, Azerbaycan aleyhine yazan veya konuşanların ülkeye alınmamakla tehdit edildiğine dair haber ve açıklamaların gündeme gelmesidir. Son günlerde bu sert tutumlarını Filistin meselesinde de görmek isterdik. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda İ.rail Başbakanı Binyamin Netanyahu kürsüye çıktığında 77 ülke temsilcisi protesto ederek salonu terk ederken Azerbaycan temsilcisi konuşmayı sonuna kadar dinledi. Üstelik kardeşim dediği Türkiye Cumhurbaşkanı birkaç saat önce i.rail ve balındaki şahıs için ağır sözler söyledikten sonra orada kalmaktan utanmalıydılar. Biz kardeşiz ama kardeşlik incitilmemeli. Karabağ’da yaşananlar karşısında Azerbaycan’ın yanında nasıl durduysak, Azerbaycan’ın da Türkiye’nin ve İslam dünyasının hassasiyetlerini anlamasını istiyoruz. Aynı zamanda Azerbaycan’ın kendi halkının inançlarına saygı göstermesini istiyoruz. İnancını savunan insanın cezalandırılmadığı bir Azerbaycan istiyoruz. Filistin’de öldürülen çocukların acısının diplomatik hesapların gerisinde kalmadığı bir Azerbaycan istiyoruz. İnsanın aklına ister istemez şu soru geliyor. Acaba birileri aramıza nifak mı sokuyor?

Biz Azerbaycan halkıyla daha güçlü bir kardeşlik istiyoruz. Bizim sözümüz Azerbaycan halkına değil; kardeşliğimizi zedeleyebilecek anlayışlara ve uygulamalara. Dün SSCB baskısı altında ezilen bir toplumun bugün kendi evlatlarına aynı korkuları yaşatacak bir anlayışa teslim olmaması gerekir. Çünkü başörtüsü bir kumaş parçasından ibaret değildir; onu tercih eden insan için inancının, kimliğinin ve özgürlüğünün bir parçasıdır. Doğrusu “Bir millet, iki devlet” sözünün sadece diplomatik bir slogan olarak kalmasını istemiyoruz. Bu sözün gerçek bir kardeşlik hukukuna dönüşmesini istiyoruz.

Kardeşlik, aynı sözü söylemek değildir. Kardeşlik, farklı zamanlarda bile aynı vicdanı koruyabilmeli, günlük siyasetin üzerinde; makamların, iktidarların ve geçici hesapların ötesinde olmalıdır. Hasbi olalım, O kardeşliği ne nifaka ne fitneye ne de başkalarının hesabına kurban etmeyelim.

Çünkü biz biliyoruz ki kardeşlik, sözle başlar ama samimiyetle yaşatılır.

KAYNAK: YENİ SAKARYA GAZETESİ