M. Kemal Aydın Yeni Sakarya, 4 Eylül 2026

Bilinen ve eserleri okunan bir edebiyatçıdır Kemal Tahir; Türkiye Solu’nun aforoz ettiği şahsiyetlerden biri olmasına rağmen hem de... Her şeyden önce, Türk Edebiyatının “Üç Kemal”inden biridir. Diğer Kemal’lerin Orhan Kemal ile Yaşar Kemal olduğunu hatırlatmaya gerek var mı?

Fakat şunu mutlaka hatırlatmalıyız. Kemal Tahir’i diğer iki Kemal’den ayrı bir yere koymak lâzım. Yaşar Kemal ve Orhan Kemal, “farklı sokaklarda gezinseler bile” mahalleye mensubiyeti tartışılmayan insanlardır. Buna mukabil Kemal Tahir için aynı şeyi söyleyemiyoruz. Cemil Meriç’in “münzevi yıldızları”ndan biri olarak Kemal Tahir, mahalleden kovulmuş ve karşı [mütedeyyin] mahalle tarafından sahiplenilmiş, daha doğru bir ifade ile arafta kalmış bir insandır.

***

Kemal Tahir 13 Mart 1910 İstanbul doğumlu. Babasının babası Şebinkarahisar’ın Alişar köyünden, Kürthaliloğulları’ndan Demircioğulları nâmı ile biliniyor. Annesinin babası ise 1893’te Kafkasya’dan Türkiye’ye göç etmiş bir Abaza: Açanba Zigatla. Başka türlü söyleyelim. Kemal Tahir’in annesi Nuriye, Adapazarı’nın Kayalar Memduhiye köyünde ikâ-met eden Zigatla’nın kızıdır. Zigatla, Adapazarı havalisinde hayırseverliği ile bilinen bir adamdır. Eşkıyalara karşı mazlumların yanında yer almıştır. Nitekim Kemal Tahir, karakter itibariyle daha çok bu dedesine benzer.

Zigatla’nın damadı yâni Kemal Tahir’in babası Tahir Efendi deniz subayıdır. Bir müddet Sultan Abdülhamit’in Yaverliği’ni yapar, sarayda marangoz olarak çalışır. Bu arada “Çerkez esiresi” Nuriye ile evlenir.

***

Evet, Kemal Tahir, Bir Mülkiyet Kalesi’nde bu hikâyeyi anlatıyor. Romandaki Murat, Kemal Tahir’in kendisidir. Canseza, annesi Nuriye Hanımdır; Mahir Efendi ise, babası Tahir.

Şunu demeye çalışıyorum. Vefatından sonra, 1977 senesinde neşredilen Bir Mülkiyet Kalesi, otobiyografik bir romandır yâni Kemal Tahir’in özyaşamöyküsüdür. Romanın başkahramanı, Sultan İkinci Abdülhamit’in Yıldız Sarayı’ndaki marangozlarından biri olan Mahir Efendidir.

Kıymetli arkadaşımız Ahmet Şahin, nâmıdiğer Boşnak Ahmet, Kemal Tahir’in Bir Mülkiyet Kalesi’ne dair şöyle bir değerlendirme yapıyor: Esasen, Mahir Efendi’nin tek bir derdi var: başını sokabileceği kâgir bir ev yâni mülk sahibi olmak. İlginçtir, kendisi marangoz olmasına rağmen, Mahir Efendi’nin düşlediği, peşinden koştuğu ev ahşap değil, kâgir. Çünkü kâgir evin ahşap eve göre daha kavi, daha kıymetli bir mülk olacağını düşünüyor. Cihan Harbi, ardından Milli Mücadele derken, Mahir Efendi’nin aklı karışıyor. Görüyor ki, düşlediği kâgir evin de teminatı olan şey, yâni asıl mülk memlekettir. Kâgir ev, büyük mülkün [memleketin] minnacık bir parçasıdır sadece... Memleket elden giderse kâgir evin kıymeti harbiyesi kalmayacaktır. Keza bu zihni dönüşümle birlikte Mahir Efendi, küçük mülk [kâgir ev] peşinde koşmaktan vazgeçip büyük mülkün [memleketin] kurtuluşuna yöneliyor.

***

Şimdi, bu değerlendirmeyi bir kenara koyalım ve sadede gelelim. Aklımıza nereden esti de aforoz edilmiş Kemal Tahir’in [yanlış anlaşılmasın, O benim nazarımda çok kıymetlidir] bir romanı üzerine konuşuyoruz? Konuşuyoruz. Çünkü Bir Mülkiyet Kalesi, genel olarak Adapazarlıların, özel olarak da Kafkasya muhacirlerinin, bilhassa Abazaların ilgisini çekecek tasvirler ve diyaloglar ihtiva ediyor.

Kayalar Memduhiye’de mukim biri olarak, ben de aldım elime kâğıt kalemi, bir taraftan bu şehirde bu meselenin bugüne kadar konuşulmamış olmasının tuhaflığını düşünürken [tuhaf olan şu, Kafkasya kökenli arkadaşlarım, mesela Erkut Aşoğlu, Muharrem Saran ya da Özgür Arık niçin bu meseleden hiç söz etmediler] diğer taraftan da söz konusu tasvirlerin ve diyalogların bir bölümünü not ettim. Bu arada, daha önce okumadığım Bir Mülkiyet Kalesi’ne beni yönlendiren Metin Küçük’e de teşekkür edelim.

“Canseza, (...) Kafkasya’dan muhacir gelip Adapazarı havalisine yerleşmiş bir Abaza kabilesindendi. Altı yaşında [iken] esirciler tarafından aşırılıp İstanbul’a getirilerek saraya satılmıştı.” (s.43)

“Ertesi gün çoluk çocuk Adapazarı trenine bindiler (...) Adapazarı’na ikindi üzeri vardılar. Mahir Efendi, istasyondaki yaylılardan birisiyle derhal pazarlığa girişti. Otelde kalmak istemiyordu. Kayalar köyü kasabaya (...); akşam iyice bastırmadan yetiştirecek bir araba lâzım.” (s.275).

Duruşundan belli, bu herif Çerkes. Arabanın içinden bakarak Abaza lehçesiyle sordu:

‘Nereye gidiyorsunuz?’

Kayalar’a.’

Kayalar’da kime gideceksiniz?’

‘Zikotla [Zigatla] Bey’e...’

(...) Canseza Abazaca konuşamaz fakat konuşulanları anlardı. (...) amcası oğlu Nail’in sesini duymasa tanıyamayacaktı.” (s.277)

“Köyün ilk evi görünmeden -bütün Abaza köyleri gibi Kayalar’daki evler de birbirlerine iki yüz üç yüz metre uzakta yapılmıştı- yolun kenarındaki mısır tarlalarından iki kişi ayağa kalktı. Nail’e arabadakilerin kim olduğunu sordular. Öğrenince tekrar pusudaki nöbetlerine devam etmek için yeşilliklerin arasında kayboldular.” (s.280)

“Zikotla (...) Canseza’nın anasını yedi yaşında bebek oynarken kaçırmış, kaçırdıktan altı sene sonra gerdeğe girmişti. Daha şaşılacak bir iş: Kızını yedi yaşında kaçırıp saraya satan esirciyi, Adapazarı’nda kahvede otururken beş kurşunla vurup öldürmüş.” (s.282)

İkindiye doğru Kayalar köyü, dört tarafa dört tane aklı başında haberci yollayıp bitaraflığını ilan etti.” (s.295)

“Güzel bir Mayıs günü, Anzavur’un Adapazarı’nı bastığı haberini aldılar (...) Çetenin hakikatten topları, mitralyözleri vardı. Köy, yalnız Kayalar değil bütün civar köyler heyecana kapılmışlardı. Gene camiye toplandılar. Bu sefer, Padişahın Kuvayi Milliye ile beraber olduğuna Mahir Efendi yemin etti.” (s.302)

. Mehmet Nuri Gültekin (2023), “Neo-Tahiri Kabuller Üzerine Birkaç Not ya da ‘Maveraünnehir Nereye Dökülür’”, Birikim (Aralık 2023), 416: 3-41

. Cemil Meriç [1974] (2025), Bu Ülke, İstanbul: İletişim, içinde: 250-253

. Sırrı Süreyya Önder (2023), “Kürthaliloğulları’ndan Kemal Tahir’in Halklar Sorunu”, Birikim (Aralık 2023), 416: 12-18

. Kemal Tahir [1977] (2023), Bir Mülkiyet Kalesi, İstanbul: Ketebe