Küreselleşme olgusu tanımlanmaya çalışılırken sıklıkla, 1980’li yıllarda mikroelektronik alanında kaydedilen gelişmelere gönderme yapılmaktadır. Gündelik hayatımızın teknoloji ürünleri tarafından “kuşatılmış ve belirleniyor” olması, küreselleşme olgusunun temel tezahürlerinden biri olarak kabul edilmektedir.
Evet, gerçekten de öyle değil mi? Teknolojik gelişmelerin ortaya koyduğu birtakım ürünler [kişisel bilgisayarlar, cep telefonları, kredi kartları gibi], bir yönüyle insanların gündelik hayatını kolaylaştırıcı imkânlar sunarken bir yönüyle de toplumsal ve ekonomik ilişkileri biçimlendiren [belirleyen] fonksiyonlar icra etmiyor mu? Bu sorunun cevabı kredi kartı üzerinden verildiğinde ilginç durumlar çıkıyor karşımıza.
***
Geçen hafta, paranın iki temel özelliğini [kazanılmış bir gelirin ya da oluşturulmuş bir servetin ifadesi olarak toplumdan ne kadar alacaklı olduğumuzu göstermesi ve kullanılmaya hazır bir satın alma gücü sağlıyor olması] hatırlatmış ve ardından sormuştuk: Toplumsal ve ekonomik hayata yansıması, nakit paranın ve [ardındaki] üretim yaparak gelir elde etme sürecinin önemsizleşmesi biçiminde olan kredi kartı neyin ifadesidir?
Sorunun cevabını vermeye, kredi kartı denilen ödeme aracının, paradan farklı olarak, kazanılmış bir gelirin ya da oluşturulmuş bir servetin ifadesi olmadığını belirterek başlayalım. Kredi kartını, elde ettiği gelirin üzerinde borçlanmasını mümkün kılarak insanın üretici kimliğini anlamsızlaştıran ve tüketim eğilimini harekete geçiren bir teknoloji ürünü olarak tanımlamak bana mâkul geliyor. Zira kredi kartımızı kullanarak harcama yaparken gelirimizin kısıtlayıcı etkisini genellikle hissetmiyoruz. Harcamayı yapıp imzamızı attıktan sonra duyduğumuz rahatsızlık, gelirimizin tüketimden arta kalan dilimi [tasarruflarımız] ile finanse etmemiz gereken geleceğimizi, kredi kartının şimdiki tüketimi tahrik eden büyüsüne kapılarak karartmış olduğumuzun belirtisinden başka bir şey değil aslında.
Cüzdanlarımızda taşımakta olduğumuz kredi kartları ile bir başka mekânda ya da gelecekte karşımıza çıkabilecek fırsatların şimdiki zaman’ın tüketimi tarafından ikame edilmesine izin vermiş oluyoruz. Bir başka ifade ile kredi kartları, geleceği bugünden yaşamak isteyen, tüketim yoğunluğu [sanırım tüketim çılgınlığı demek daha doğru] içinde geçirdiği şimdiki zaman’ın dışında bir zaman tasavvuru ya da gelecek projesi olmayan insanlar topluluğu oluşturuyor.
Yoğun kredi kartı kullanımı, zamanı bugüne sıkıştırmanın ve sürekli tüketim yapmanın ötesinde, zihinlerimizi iki farklı biçimde tahrip ediyor. İlki, yaptığımız harcamanın bir başkası tarafından finanse edildiği duygusunu uyandırıyor ve sanki borçlanmıyormuşuz gibi bir yanılsama içine sokuyor olmasıdır. Kredi kartının sürekli bir borçluluk hâlini kanıksatıyor, daha açık bir ifade ile yarına borçlu olarak yaşamayı normalleştiriyor ol-ması ise zihinlerimizde yaptığı ikinci tahribattır.
Nitekim “kredi kartının zaman ve borçluluk algılaması üzerindeki etkisini” incelemek amacıyla Ali Ergur tarafından yapılmış bir saha çalışmasının [“Kredi Kartı Kullanımında Zaman Algılaması ve Borçlu Yaşam”, Toplum ve Bilim, 102: 128-141] bu değerlendirmeleri teyit eden bulgular taşıdığını görüyoruz. Şöyle ki: Mülakat yapılan insanların yaklaşık yarısı (yüzde 48.1) nakit parası olmadığı için kredi kartı kullandığını, yarıya yakın bölümü (yüzde 44.6) kredi kartı ile tüketim yaparken harcama gerçeğinden koptuğunu, yüzde 16.4’lük bölümü harcamayı sanki bir başkası finanse ediyormuş hissine kapıldığını ve üçte birinden fazlası (yüzde 36.9) harcamanın sonunda borçlanmış olmaktan ötürü bir rahatsızlık duyduğunu belirtiyor.
***
Evet, geçen hafta sorduğumuz sualin cevabının verilebileceği bir analitik çerçeve, sanırım oluştu. Bu çerçeve, kredi kartının insanın tüketim eğilimini tahrik ederek henüz kazanılmamış gelirin harcanmasını mümkün kılan bir araçtan başka bir şey olmadığını gösteriyor. Ve bizler, servet [birikim] taşıyarak yarını inşa etme düşüncesinden vazgeçişimizin somut bir ifadesi olan bu aracı, cüzdanlarımızda hem de üçer beşer tane taşımaya devam ediyoruz. En azından, ilk adım olarak birini imha edemez miyiz?
KAYNAK: YENİ SAKARYA GAZETESİ