Birikim’in son sayısında (192, Nisan 2005) Ayşe Hür, Amerikan yönetici kadrosunu ve kamuoyunu biçimlendiren ideolojinin [bu ideolojiyi yeni muhafazakârlık olarak isimlendirebiliriz] arka planını mercek altına yatırmış. ABD İdeolojisinin Kökleri başlığını taşıyan makalesinde yazar, söz konusu arka plan gün ışığına çıkarılmadan yâni muhafazakâr ideolojinin bileşenleri tek tek irdelenmeden ABD’nin takip ettiği saldırgan politikayı anlamanın mümkün olmayacağını belirtiyor.

Ve ardından ABD ideolojisini oluşturan unsurları şu şekilde sıralıyor: Püritenlik, Evangelizm, Sınır Miti ve Manifest Destiny Doktrini.

***

Aktarmaya çalışalım. ABD’nin oluşum sürecinin yapı taşlarından biri olan Püritenlik, Luther ve Calvin’in başlattığı “Eski Ahit’e Yönelme” hareketinin radikal bir versiyonu olarak tanımlanabilir. Sanat faaliyetlerinden ve her türlü eğlenceden nefret eden Püritenler Eski Ahit’i yâni Tevrat’ı inancın yegâne kaynağı olarak kabul etmektedir. Püritenlere göre, günahlardan arınabilmek için, kilisenin aradan çıkarılması ve böylece insanın Tanrı ile dolaysız ilişki kurmasının sağlanması gerekmektedir.

Evangelizm de tıpkı Püritenlik gibi inancın tek kaynağının kutsal metinler yâni İncil olduğu fikrini öne çıkartarak dinin kişiselliğini savunmaktadır. Günümüzde ABD’nin en yaygın mezhebi olan Evangelizm’in dört vurgusu bulunuyor [ironik olarak imanın şartları formatında okuyabilirsiniz].

  • İlahi kurtuluşa İsa’ya bağlanarak (Jesus only) ulaşılacağına inanmak.
  • Yeniden doğuşa (born again) inanmak.
  • İncil’in taşıdığı misyona (witness) inanmak.
  • İncil’in metin olarak yanılmazlığına (Bible true) inanmak.

ABD ideolojisinin bir diğer bileşeni Sınır Miti’dir. ABD’li muhafaza-kârlar, sınır kavramını medeniyetle barbarlığın karşı karşıya geldiği çizgi olarak algılamaktadırlar. Bu çizgi sürekli ileriye çekilerek “barbarlar medenileştirilmeli ya da yok edilmelidir”. Sınır önce beyazlarla kızılderililer arasındaydı. Sonra Amerikalılar ile komşuları arasında oldu. Şimdi ise Amerikalılar ile dünyanın diğer halkları arasındadır.

Ve Manifest Destiny Doktrini yani Kader İnancı. Bu doktrin, beyaz ırktan [White], Anglo-Sakson ve Protestan olanların [bu terkip WASP olarak kodlanıyor] bütün “ötekiler” karşısında üstün olduğu inancını yansıtmaktadır. Amerikan muhafazakârlığının, dolayısıyla Bush ve etrafındaki kadronun beslendiği temel kaynaklardan biri olan bu doktrin, WASP kategorisinde yer alanların Tanrı tarafından diğer ırklara ve dinlere mensup olanları “medenileştirmek” üzere görevlendirildiği inancı üzerine inşa edilmiştir.

***

Evet, Bush’un izlediği saldırgan politikanın arkasında Ayşe Hür’den istifade ederek bileşenlerini tarif etmeye çalıştığımız kutsal bir inanç var. Bu inancın bir gereği [farzı] olarak, Bush dünyayı ikiye ayırmış durumda. Bir tarafta “hayır güçleri” olarak isimlendirdiği genişletilmiş ve güncellenmiş WASP kategorisi yer alıyor. Karşı tarafa ise “şer güçleri” ya da “haydut devletler” olarak isimlendirdiği “ötekiler” bloku konuşlandırılmış bulunuyor. Bush “şer güçlerine” karşı yürütülen “özgürlük” savaşının, Amerikan toplumu [daha doğrusu genişletilmiş ve güncellenmiş versiyonu ile WASP kategorisi] adına önderliğini yapıyor.

***

Sistem karşıtı düşünceleri ile bilinen Noam Chomsky [hatırlatalım, o da bir Amerikalıdır], Amerikan Müdahaleciliği isimli kitabında [kitabın Türkçe baskısı Aram Yayıncılık tarafından 2001 senesinde yapıldı] olup bi-teni uzaktan seyretmek ve en iyi ihtimalle gözyaşı dökmek yerine, sorumluluk bilinci içinde tavır almak gerektiğini söylüyor. Açıktır ki, bu tavır, muhatap olarak karşısına Amerikan saldırganlığını almalıdır.

Chomsky şu mesajı veriyor: Ne kadar zor olduğunu biliyorum ama aynaya bakmaktan ve gördüğümüzün dürüstçe bir analizini yapmaktan başka seçeneğimiz yok.

Aynadan kaçtığımız takdirde, Chomsky’nin ifade ettiği gibi, “suçluyu ve hatayı başka yerlerde arama, sorunları dışsallaştırma” eğilimi bir alışkanlık haline gelecektir. Oysa hepimiz belli ölçüde suçluyuz. Çün-kü birilerine, bizleri medenileştirme görevini yerine getirmeleri için fırsat verdik. Vermeye de devam ediyoruz.

KAYNAK: YENİ SAKARYA GAZETESİ