Bilindiği gibi, Avrupa’nın feodal toplumlarının tasfiye edilmesi “burjuva demokratik devrimleri” sâyesinde mümkün olmuştur. Sermaye sahiplerinin “egemen sınıflar blokuna” [tarihsel bağlamı içinde “kutsal ittifak” olarak isimlendirilen kral, kilise ve aristokrasi arasındaki birliktelik] dâhil olması sonucunu doğuran bu devrimler, kitlelerin de önemli ölçüde desteğini almıştır. Bir başka ifade ile “burjuva demokrasisi” olarak isimlendirdiğimiz ve genellikle küçümsemeyi tercih ettiğimiz yapı, aşağıdan gelen bir başkaldırının ürünüdür. Günümüzde sermaye sahipleri [burjuvazi] ile çalışanlar [proletarya] arasındaki tarihsel ve kaçınılmaz gerilim bu yapı içinde yumuşatılmaktadır.

Şöyle de söylenebilir: Çalışanlar sınıfı, oluşmasına katkı yaptığı burjuva demokrasisinin ürettiği nimetlerden [sınırlı da olsa] istifade etmektedir. Fakat bu, o kadar kolay olmamıştır. Uzun süren ve kanlı bir mücadele sürecinden sonradır ki, burjuva demokrasisinin muktedirleri, çalışanlar sınıfının kendisini ifade etmesine ve örgütlenerek iktidarın alternatifi ya da ortağı olmasına izin vermek zorunda kalmıştır. Ardındaki mücadele dinamiği, bu kazanımların sağlam bir zemin üzerine oturmasını yâni gerektiğinde geriye alınamaz olmasını mümkün kılmaktadır.

***

Bizde ise durum bir hayli farklı. Batılı toplumlarınkine paralel olmayan bir kapitalistleşme [demokratikleşme] tarihimiz var. Gerek toplumsal-tarihsel farklılıklar gerekse “iktisadi kalkınmanın kapitalist sistemden uzaklaşarak sağlanabileceğine” ve sınıfların inkârına dayalı algılama biçimi, bize özgü bir uygulamayı beraberinde getirmiş. Gelişmiş ve “ulusal” bir burjuva sınıfı olmadığı için, sanayileşme programı “bizzat devlet tarafından” yürütülmüş. Kaldı ki, bir müddet sonra bürokrasinin uygulamalarını tartışması [sorgulaması] muhtemel olan “devletten bağımsız” bir müteşebbis sınıfın yâni burjuvazinin oluşması da pek istenmemiş.

Ahmet İnsel’in betimlemesi ile “burjuvazi devlet tarafından yaratılmalıdır”, daha doğrusu “varlığını, devlet tarafından oluşturulan maddi imkânlara borçlu olmalıdır”. Nitekim öyle de olmuştur. Devlet tarafından yaratılan burjuvazi, herhangi bir mücadele vermeksizin, ekonomik ve siyasal iktidarın bileşenlerinden biri hâline gelmiştir. Öyle ki, egemen sınıflar blokunun hassasiyetlerine dokunacak politikalar izlemediği yâni “çizmeyi aşmadığı” sürece burjuvazinin iktidar ortaklığı güvence altındadır, kendisine birtakım “ödünler” verilebilir.

Tarihsel referansları böyle olan bir sınıfın, batıdaki muadilleri gibi ilerici bir rol oynayarak demokratikleşme sürecine katkı yapması elbette beklenemez. Bilakis bizim burjuvazi parlamenter demokrasiyi askıya alan otoriter eğilimli girişimlere destek vermek zorunda kalmıştır.

Çalışanlar sınıfının tarihsel gelişimi de pek farklı değil. Tıpkı sermaye sahipleri gibi çalışanlar da şartlı ve geçici tavizler verilebilir aktörler olarak algılanmıştır. Örneğin “ithal ikameci” büyüme politikalarının izlendiği 1950’li ve 60’lı yıllarda çalışanlar sınıfının hayat standardını yükseltici sonuçları olan bazı mekanizmaların geliştirildiğini görüyoruz. Fakat kesinlikle unutulmamalıdır ki, bu mekanizmalar egemen sınıflar blokunun denetimi altındadır.

Korkut Boratav, Türkiye İktisat Tarihi isimli kitabında şu suali soruyor? Denetim imkânları azalır ya da kaçınılmaz bir biçimde ortaya çıkan mücadele dinamiği ile beraber çalışanlar sınıfı egemen sınıflar blo-kunun hazım sınırını aşan kazanımlar elde eder ise ne olur? Bir başka ifade ile çalışanlar sınıfının mücadelesi bağımsız bir siyasal içerik kazanır ve rejimin burjuva demokrasisine dönüşmesi ihtimali güçlenir ise egemen sınıflar bloku nasıl bir tutum ortaya koyar?

Aslında sorunun cevabı belli. Yine de bir kez daha telaffuz edelim. Bu tür durumlarda, çalışanlar sınıfına verilmiş [bağışlanmış] olan haklar geri alınır. Denetimi elinden kaçıran egemen sınıflar bloku çekirdeğine yönelerek bir süre için arzı endam etmesine izin verdiği bileşenlerini tasfiye eder. Popülist demokrasiye son verilir ve muhafazakâr-otoriter bir rejim kurulur.

Keşke bizim de bir burjuva demokrasimiz olsaydı.

KAYNAK: YENİ SAKARYA GAZETESİ