KÜRESEL İFSAT PROJESİ: GENÇLİĞİMİZİ KİM ÇALIYOR?

Bugün karşımızda duran tablo, basit bir kuşak çatışması ya da masum bir modernleşme sancısı değildir. Karşımızda, kökleri dışarıda, kolları ise evlerimizin en ücra köşelerine, çocuklarımızın cep telefonlarına kadar uzanan sistematik bir YIKIM PIROJESİ vardır.

Prof. Dr. Ahmet Akın’ın yıllar önce dile getirdiği o sarsıcı rakamlar –Cerrahpaşa’da binlerce gencin cinsiyet değiştirmek için sıra beklemesi– buzdağının sadece görünen ve artık saklanamaz hale gelen ucudur. Bu rakamlar, bir toplumun geleceğinin nasıl bir uçuruma sürüklendiğinin vesikasıdır.

TÜRK GENÇLİĞİ, tarihin gördüğü en sinsi ve en kapsamlı ŞEYTANİ SALDIRI ile karşı karşıyadır. Bu saldırı, tankla tüfekle değil; "özgürlük", "eğlence" ve "hak arayışı" gibi parlatılmış, süslenmiş ve içleri boşaltılmış kavramlarla yapılmaktadır. Batı’nın kokuşmuş değer yargılarını "modernlik" diye pazarlayan küresel şebekeler, fıtratı bozmak ve insanı özünden koparmak için düğmeye basmıştır.

Truva Atları: Eğlence ve Hak Maskesi

Düşman, kaleyi içerden fethetmek için en masum görünen duyguları istismar ediyor.

GENÇLERİMİZE beş temel kanal üzerinden sızıyorlar: EĞLENCE, ÖZGÜRLÜK, KADIN HAKLARI, HAYVAN HAKLARI ve ÇEVRE sevgisi. Kim bir köpeğin hakkını savunmaya, kim doğayı korumaya "hayır" diyebilir? İşte kurnazlık burada başlıyor. Bu kavramlar birer Truva Atı gibi kullanılarak, arkasına saklanan cinsiyetsizleştirme ve eşcinsellik propagandası genç beyinlere enjekte ediliyor.

Sözde "özgürlük" adı altında, insanın kendi FITRATINA SAVAŞ AÇMASI teşvik ediliyor. "Beden benim, karar benim" safsatasıyla GENÇLER, birer biyolojik DENEY TAHTASINA dönüştürülüyor. Kadın hakları savunuculuğu maskesi altında AİLE kurumuDİNAMİTLENİYOR; ANNELİK İTİBARSIZLAŞTIRILIYOR ve babasız bir toplum inşası hedefleniyor. Hayvan sevgisi ve çevre duyarlılığı üzerinden ise insan eşref-i mahlukat(yaratılmışların en şereflisi) vasfından koparılıp, sadece birer "tüketici nesne" haline indirgeniyor.

Kültür Endüstrisinin Zehirli Okları: Müzik, Sinema ve Moda

Bu KÜRESEL KUŞATMANIN en etkili silahları hiç şüphesiz POPÜLER KÜLTÜR enstrümanlarıdır. Müzik, moda, sinema ve diziler, adeta birer şırınga vazifesi görerek zehri damarlara zerk ediyor. Bugün dijital platformlarda yayınlanan dizilerin neredeyse tamamında, ana karakterlerden biri mutlaka sapkın bir yönelime sahip olarak kurgulanıyor.

Bu, tesadüf değildir; bu, bir algı yönetimidir. Gençlerin zihninde bu yaşam biçimleri "normalleştirilmekte", hatta "havalı" ve "ayrıcalıklı" bir statü gibi sunulmaktadır.

Moda dünyası, "unisex" (cinsiyetsiz) kıyafetler adı altında erkekliği ve kadınlığı silikleştirmekte; müzik endüstrisi ise androjin (cinsiyeti belirsiz) figürleri idol olarak ön plana çıkarmaktadır. Kendi kültürüne, dinine ve medeniyet tasavvuruna yabancılaştırılan Türk genci, Batı’nın bu pespaye vitrininde kendine kimlik aramaya mahkum edilmektedir. İslam ahlakından, haya duygusundan ve edep dairesinden koparılan her genç, bu küresel çetenin potansiyel bir kurbanıdır.

Aile ve İslam Ahlakı: Son Kale

Bu saldırının ASIL HEDEFİ, MÜSLÜMAN TÜRK ailesidir. Çünkü onlar da biliyor ki; ailesi dağılan, babası etkisizleştirilen, annesi "özgürleşme" yalanıyla evinden koparılan bir toplumun savunma hattı çökmüş demektir. İslam ahlakı, bireyi sadece günahlardan değil, aynı zamanda bu tür psikolojik ve biyolojik saldırılardan da koruyan en güçlü kalkandır. Gençliği namazdan, camiden, helal-haram bilincinden uzaklaştıran her adım, onları bu şeytani şebekenin kucağına bir adım daha yaklaştırmaktadır.

Sadece Cerrahpaşa’daki o korkunç kuyruklar değil, sokaklarımızdaki hal ve hareketler de alarm vermektedir. Kendi değerlerine sırt çeviren, "ben kimim?" sorusuna Netflix dizilerinden cevap arayan bir nesil, istikbalimiz için en büyük tehdittir. Bu, siyaset üstü bir BEKA meselesidir.

Netice Olarak;

SESSİZ KALMAK, bu SUÇA ORTAK olmaktır. Gençliğimizi bu küresel ifsat projesine kurban veremeyiz. "Hoşgörü" ve "modernlik" safsatalarıyla bu sapkınlıkların meşrulaştırılmasına izin verilmemelidir. Devlet kademelerinden aile ocağına kadar her bir fert, bu sistematik saldırıya karşı uyanık olmalı ve İslam’ın sarsılmaz ahlak ilkelerine sımsıkı sarılmalıdır.

Eğer bugün çocuklarımızı modanın, sinemanın ve sahte özgürlük vaatlerinin elinden çekip almazsak; yarın dökeceğimiz gözyaşları, Cerrahpaşa kapılarında bekleyen o binlerce gencin feryadını dindirmeye yetmeyecektir.

Bu bir KÜLTÜR SAVAŞIDIR, bu bir varoluş mücadelesidir ve bu mücadele kaybedilirse, kaybedilen sadece bir nesil değil, koca bir medeniyet olacaktır. (G. Dihkan)

KAYNAK: YENİ SAKARYA GAZETESİ