Bugün okullarımızdan binlerce öğrenci mezun oluyor.
Matematik biliyor, yabancı dil öğreniyor, bilgisayar kullanıyor.
Peki, bir büyüğüne nasıl hitap edeceğini, sıraya girmeyi, teşekkür etmeyi, özür dilemeyi, toplu yaşamın kurallarını biliyor mu?
Ne yazık ki çoğu zaman hayır.
Adabı muaşereti “eski kafalılık” diye küçümseyenler, bugün ortaya çıkan tablonun da sorumluluğunu taşıyor.
Çünkü görgü kurallarını hafife alan bir toplum, zamanla saygıyı da kaybeder.
Bugün trafikte en küçük uyarıda yumruklar konuşuyorsa…
Hastanelerde doktora, okullarda öğretmene, sokakta yaşlıya ve engelliye saygı gösterilmiyorsa…
Toplu taşımada kulaklık takıp yüksek sesle video izlemek normalleşmişse…
Sıraya kaynak yapmak “uyanıklık”, kurallara uymak ise “enayilik” olarak görülüyorsa…
Ortada sadece bireysel bir sorun yoktur; eğitim sisteminin görmezden geldiği büyük bir eksiklik vardır.
Yıllardır çocuklara sınav kazanmayı öğretiyoruz ama insan kazanmayı öğretemiyoruz.
Diploma veriyoruz, karakter inşa edemiyoruz.
Puan hesaplıyoruz, vicdan hesabı yapmıyoruz.
Sonra da neden şiddet arttı, neden tahammül azaldı, neden insanlar birbirine selam vermiyor diye şaşırıyoruz.
Şaşırmayalım…
Çünkü adabı muaşeretin öğretilmediği yerde kabalık kültür olur, saygısızlık alışkanlık olur, bencillik ise başarı sanılır.
Bir çocuk yere çöp atıyorsa, sıraya kaynak yapıyorsa, büyüklerinin sözünü sürekli kesiyorsa ve bunu kimse düzeltmiyorsa; o çocuk sadece kötü bir alışkanlık edinmiyor, geleceğin toplumsal sorunlarına da zemin hazırlıyor.
Bugün ilkokullarda adabı muaşeret dersi zorunlu olmalıdır.
Evet, zorunlu…
Çünkü bu ders, çatal-kaşık kullanmayı değil; insan olmayı öğretir.
Bir zamanlar Hakkı Devrim ve Çetin Altan gibi yazarlar yalnızca yazı yazmıyor, aynı zamanda topluma yol gösteriyordu.
Türkçeyi doğru kullanmayı, düşünceyi nezaketle ifade etmeyi, görgü kurallarını ve medeni yaşamın inceliklerini öğütlüyorlardı.
Fikir ayrılığı ile saygısızlığın aynı şey olmadığını hatırlatıyorlardı. Bugün ise dilimiz kabalaştı, üslubumuz sertleşti, tahammülümüz azaldı.
Sosyal medyada hakaret özgürlük sanılıyor, bağırmak haklı olmak zannediliyor.
Geldiğimiz berbat tablo ortada.
Bu gidişatı değiştirmek istiyorsak; çocuklarımıza ilkokuldan itibaren sadece matematik ve fen değil, adabı muaşereti, güzel Türkçeyi, saygıyı ve nezaketi de öğretmek zorundayız.
Devlet milyarlarca lira harcayarak yollar, köprüler ve binalar yapabilir.
Ama saygıyı, nezaketi ve vicdanı inşa edemezse, o binaların içinde yaşayan insanlar birbirinin hayatını cehenneme çevirmeye devam eder.
Medeniyet; gökdelenlerin yüksekliğiyle değil, insanların birbirine gösterdiği saygıyla ölçülür.
Belki de eğitim sistemimizin en büyük eksiği daha fazla matematik ya da daha fazla yabancı dil değildir.
Belki de en büyük eksik, çocuklara “iyi insan olmayı” ders olarak anlatmayı yıllardır ihmal etmiş olmamızdır.
Çünkü geleceği kurtaracak olan yalnızca bilgili nesiller değil; bilgisini ahlakla, nezaketle ve saygıyla yoğurmuş nesillerdir.
İşte gerçek medeniyet de burada başlar.
Selam ve Dua İle
Ne Zaman İnsan Oluruz
“Güzel Ahlakın Vazgeçilmez Olduğunu Anladığımızda”
KAYNAK: YENİ SAKARYA GAZETESİ