SİYASET PAZARINDA SATILIK İRADELER: YÜRÜYEN, KONUŞAN VE İHANET EDEN “MALLAR”
N. Uygur’a atfedilen, “Satın alınabilen her şeye mal denir. O malın yürüyor, konuşuyor ve gaflet, dalalet, ihanet ile nefes alır olması bir şeyi değiştirmez” sözü, sade sert bir hiciv değil; AHLAKINI MENFAAT İÇİN TERK EDEN İNSANIN çarpıcı bir tarifidir.
Buradaki “MAL” ifadesini insanı aşağılayan kaba bir hakaret gibi okumamak gerekir. Asıl hedef, insanın bedenine değil; iradesini, şerefini, fikrini ve vicdanını satmaya ağır bir itirazdır. Çünkü insanı insan yapan yalnızca yürümesi, konuşması, düşünmesi değildir. İnsanı değerli kılan; doğru bildiğini savunması, HAKSIZLIĞIN KARŞISINDA DURMASI, ÇIKARI ile vicdanı çatıştığında VİCDANINDAN yana tavır alabilmesidir.
Bir İNSANIN FİYATI ORTAYA ÇIKTIĞINDA ŞAHSİYETİ ORTADAN KALKAR.
Para, makam, ihale, koltuk, bürokratik görev, medya görünürlüğü, belediye kadrosu, danışmanlık ücreti veya dokunulmazlık karşılığında fikrini değiştiren kişi, artık DÜŞÜNCE DÜŞÜNCE SAHİBİ değildir. Çünkü düşüncenin sahibi olmaz; sahibi tarafından kullanılan bir DÜŞÜNCE APARATI hâline gelir. Konuşuyordur fakat kendi sözlerini söylemiyordur. Yürüyordur fakat kendi istikametine gitmiyordur. Oy kullanıyordur fakat kendi iradesini temsil etmiyordur. Tam da bu sebeple SİYASİ ARENA, satın alınabilen “MALLARIN” en fazla dolaşıma sokulduğu PAZARLARDAN BİRİDİR.
PARTİ DEĞİŞTİREN DEĞİL, FİYATI DEĞİŞENLER
Bir siyasetçinin zamanla düşüncesini değiştirmesi tek başına ayıp değildir. İnsan yanılabilir, öğrenebilir, eski görüşlerini sorgulayabilir. Samimi bir muhasebenin ardından siyasi tercihini değiştirmek demokratik bir haktır. Fakat seçmenin oyunu bir partiye, programa ve siyasi çizgiye dayanarak alıp ardından makam, belediye imkânı veya şahsi çıkar karşılığında başka bir safa geçen kişinin yaptığı şey düşünsel dönüşüm değildir.
Bu, İRADE TİCARETİDİR.
Dün meydanlarda bir siyasi yapıyı yerden yere vuranların, bugün aynı yapının kapısında görev beklemesi tesadüf değildir. Dün “ihanet” dediğine bugün “devlet aklı”, dün “yolsuzluk” dediğine bugün “hizmet”, dün “baskı” dediğine bugün “istikrar” diyenlerin tamamı bir gecede aydınlanmış olamaz.
BAZILARININ FİKRİ DEĞİL, FİYATI DEĞİŞMİŞTİR.
Siyasi transferlerin perde arkasında çoğu zaman halkın menfaati değil; koltuk hesabı, ihale pazarlığı, soruşturma korkusu ve yeniden seçilme telaşı bulunur. Seçmenin iradesi ise bu pazarlık masasının en değersiz unsuru hâline getirilir. OY İSTERKEN “DAVA”, transfer yapılırken “MENFAAT” konuşulur. Meydanlarda namus sözü verenlerin kapalı kapılar ardında kendi siyasi geleceklerini pazarlaması, SEÇMENE karşı açık bir İHANETTİR.
SATILIK KALEMLER, KİRALIK DİLLER
Siyaset pazarının yalnızca seçilmiş aktörlerden ibaret olduğunu sanmak büyük bir yanılgıdır. BU PAZARIN BASIN TEZGAHINDA DA SATILIK KALEMLER, KİRALIK DİLLER ve SİPARİŞ ÜZERİNE ÖFKELENİP, SİPARİŞ ÜZERİNE SUSAN YORUMCULAR vardır.
DÜN YERE GÖĞE SIĞDIRAMADIĞI SİYASETÇİYİ, BUGÜN HEDEF TAHTASINA KOYAN. DÜN HAİN İLAN ETTİĞİNİ, BUGÜN KURTARICI DİYE SUNAN BAZI KALEMLERİN değişiminin arkasında çoğu zaman yeni bir bilgi veya vicdani uyanış bulunmaz. REKLAM ANLAŞMASI DEĞİŞMİŞ, MAAŞ ALINAN KURUM FARKLILAŞMIŞ veya himayesine girilen SİYASİ MERKEZ YENİLENMİŞTİR..
Bunlar HAKİKATİN GAZETECİLERİ DEĞİL, GÜCÜN ÜCRETLİ TERCÜMANLARIDIR.
Kamera karşısında bağımsızlık nutukları atarlar; fakat hangi konuda konuşup, hangi konuda susacaklarını PATRONLARININ kaşından gözünden anlarlar. YOLSUZLUK MU VARDIR? TALİMAT GELMEDİKÇE GÖRMEZLER. ADALETSİLİK Mİ YAŞANMIŞTIR? MAĞDUR KARŞI TARAFTANSA ONU SUÇLU ÇIKARIRLAR. Kamu malı mı yağmalanmıştır? Yağmalayan kendi mahallesindeyse “itibar suikastı” derler. Onların terazisi adaletle değil, iktidara yakınlıkla çalışır.
Bu tipler için hakikatin bir değeri yoktur; yalnızca piyasa değeri vardır. Hakikat para etmiyorsa susturulur. YALAN KAZANDIRIYORSA MANŞETE ÇIKARILIR. Bir insanın itibarı, bir toplumun huzuru veya bir ülkenin geleceği umurlarında değildir. Onlar için önemli olan, ay sonunda HESABINA YATACAK BEDELDİR.
İşte yürüyen, konuşan ve ihanetle nefes alan “MAL” TAM DA BUDUR.
MAKAM KARŞILIĞINDA VİCDANINI SUSTURANLAR
Siyasi iktidarların en büyük gücü yalnızca devlet bütçesi veya güvenlik aygıtı değildir. Asıl güçleri, insanların zaaflarını satın alabilmeleridir. Birine makam, diğerine ihale, ötekine kadro, bir başkasına koruma vaat edilir. Böylece etrafta hakikati söyleyen insanlar değil, efendisinin hoşuna gidecek sözleri tekrar eden bir DALKAVUKLAR ORDUSU oluşur.
Bu ordunun mensupları yanlış gördüklerinde susarlar. Çünkü koltukları doğrulardan daha kıymetlidir. Yolsuzluğu bilirler ama konuşmazlar. Liyakatsizliği görürler ama itiraz etmezler.
Mazlumun feryadını duyarlar ama başlarını çevirirler.
Sonra da bu sessizliklerini “parti disiplini”, “dava sadakati” veya “devletin bekası” gibi gösterişli ifadelerle meşrulaştırmaya çalışırlar.
Oysa haksızlık karşısındaki bu suskunluğun adı sadakat değil, ortaklıktır. İnsan yanlışın yanında sessiz durduğunda tarafsız kalmış olmaz. Yanlışa güç verir. Hele ki kamu görevi taşıyan bir kişinin susması, sıradan bir korkaklıktan daha ağırdır. Çünkü onun sustuğu yerde millet zarar görmekte, kamu malı talan edilmekte ve adalet çürümektedir.
FİYATI OLMAYAN İNSANLARA İHTİYAÇ VAR
Bir toplumun geleceğini koruyanlar, her konuda aynı düşünen insanlar değildir.
Asıl ihtiyaç, farklı düşünebilse de SATIN ALINAMAYAN İNSANLARDIR. Sağcı veya solcu, muhafazakâr veya sosyalist, dindar veya seküler olması ikinci plandadır. Temel mesele, şahsiyetinin bir fiyat etiketinin bulunup bulunmamasıdır.
Satın alınamayan SİYASETÇİ, yanlış yapan kendi partisiyse de İTİRAZ eder.
Satın alınamayan GAZETECİ, ilan kesilme korkusuna rağmen HAKİKATİ yazar.
Satın alınamayan BÜROKRAT, hukuka aykırı talimata İMZA atmaz.
Satın alınamayan İNSAN, bir torba yardım veya menfaati için İRADESİNİ teslim etmez. Çünkü özgürlük yalnız oy kullanabilmek değildir. ÖZGÜRLÜK, ÇIKAR teklifine “hayır” deme kudretidir. Mahallesinin yanlışını eleştiremeyen, maaş aldığı kişinin yolsuzluğuna itiraz edemeyen, makamını kaybetmemek için haksızlığa boyun eğen kişi özgür değildir.
TASMASI GÖRÜNMÜYOR OLABİLİR; fakat boynundadır.
SİYASETİN TEMİZLENMESİ İÇİN AHLAK ŞARTTIR
Siyaset yalnızca seçim kazanma, belediye yönetme veya iktidarı ele geçirme faaliyeti değildir. Siyaset, milyonlarca insanın hakkını taşıyan ağır bir emanettir. Bu emaneti şahsi zenginleşmenin, aile saltanatının veya çevre oluşturmanın aracı hâline getirenler, yalnızca siyasi suç işlememektedir. Toplumun güven duygusunu da öldürmektedir.
Bir ülkede SİYASETÇİLER sürekli SAF değiştiriyor, GAZETECİLER GÜÇ MERKEZLERİNE göre DİL değiştiriyor, BÜROKRATLAR kişilere KULLUK ediyor ve seçmen küçük menfaatlerle yönlendiriliyorsa, orada sandığın varlığı tek başına demokrasi anlamına gelmez. Çünkü iradelerin satın alınabildiği yerde seçim vardır ama gerçek TERCİH YOKTUR.
Nejat Uygur’a atfedilen sözün sarsıcı tarafı tam da burada ortaya çıkar: İnsanın konuşması, takım elbise giymesi, kürsüye çıkması veya önemli unvanlar taşıması onun şahsiyetli olduğunu göstermez. ŞAHSİYETİN ÖLÇÜSÜ, TEKLİF EDİLEN BEDELE GÖSTERİLEN TAVIRDIR..
Herkesin bir fiyatı olduğuna inananlar yanılıyor.Hâlâ MAKAM UĞRUNA EĞİLMEYENLER, PARA UĞRUNA SUSMAYANLAR, TEHDİT KARŞISINDA GERİ ÇEKİLMEYENLER ve kendi mahallesinin yanlışına itiraz edebilenler vardır. Bir ülkeyi ayakta tutacak olanlar da bunlardır.
Siyasetin ihtiyacı, daha fazla konuşan insan değil; sözü SATIN ALINAMAYAN İNSANDIR. Daha fazla parti değil; İRADESİ KİRALANAMAYAN SİYASETÇİDİR.
Daha fazla ekran değil; hakikati pazarlık konusu yapmayan GAZETECİDİR.
Çünkü satın alınabilen her şeyin bir bedeli vardır. Ancak şeref, vicdan ve haysiyet pazara çıkarıldığı anda insanın geriye yalnızca görüntüsü kalır. Yürür, konuşur, nefes alır; fakat artık kendi iradesiyle yaşamaz. ONU SATIN ALANIN DİLİYLE KONUŞUR, ONU BESLEYENİN YÖNÜNE YÜRÜR VE MENFAATİNİN İZİN VERDİĞİ KADAR “DOĞRU” OLUR.
Böylesine bir varlığın pahalı olması, değerli olduğu anlamına gelmez. (G.Dihkan)
KAYNAK: YENİ SAKARYA GAZETESİ