İspanya-Arjantin final maçı üzerinde yalnızca sportif değil, siyasi ve ahlaki anlamlar da dolaşıyordu.
Büyük futbol organizasyonlarının siyasetten bağımsız olduğu iddiası artık inandırıcılığını kaybetmiştir. Devlet başkanlarının tribünde bulunduğu, ülkelerin milyarlarca dolarlık tanıtım yaptığı, milli marşların okunduğu, bayrakların dalgalandırıldığı ve siyasi krizlerin tribünlere taşındığı bir organizasyona “sadece spor” demek mümkün değildir.
FIFA ve UEFA, işlerine geldiğinde siyaseti futboldan ayırdıklarını söyler; işlerine geldiğinde ülkeleri savaşlar nedeniyle turnuvalardan men eder. Bazı devletlere karşı yaptırımlar birkaç gün içinde uygulanırken, Gazze’de yaşanan büyük sivil yıkım karşısında aynı kararlılık gösterilmez. İşte “futbola siyaset karıştırmayın” sözü çoğu zaman siyaseti dışarıda tutmak için değil, egemen siyasetin sorgulanmasını önlemek için kullanılmaktadır.
Bu finalin sembolik anlamı da tam burada ortaya çıktı.
Lamine Yamal ve Filistin Bayrağı
İspanya’nın genç yıldızı Lamine Yamal, Müslüman ve çok kültürlü bir aileden geliyor. Faslı bir baba ile Ekvator Gineli bir annenin İspanya’da doğan çocuğu olarak bugün ülkenin en önemli spor sembollerinden biri hâline geldi.
Yamal’ı Müslümanlar açısından özel kılan yalnızca ismi, ailesi ya da dinî kimliği değildir. Onu değerli hâle getiren, Filistin konusunda sessiz kalmayı tercih etmemesidir.
Yamal, Barcelona’nın lig şampiyonluğu kutlamaları sırasında Filistin bayrağını dalgalandırdı. Bu hareket, reklam sözleşmelerinin ve siyasi baskıların gölgesinde konuşmaktan çekinen dünya yıldızlarının aksine, genç bir futbolcunun mazlumlarla dayanışma iradesini göstermesiydi. Filistin Futbol Federasyonu da Yamal’a bu dayanışması nedeniyle teşekkür etti.
Filistin bayrağı taşımak İsrail makamlarının tepkisini çekti. Ancak Yamal geri adım atmadı. Daha da önemlisi İspanya Başbakanı Pedro Sánchez, genç futbolcuyu yalnız bırakmadı. Sánchez, Yamal’ın milyonlarca İspanyolun Filistin halkıyla dayanışmasını ifade ettiğini belirterek kendisiyle gurur duyduğunu söyledi.
Gazze’deki yıkım karşısında suskun kalan futbol dünyasında bu görüntü küçümsenemez.
Çünkü bazen bir bayrak, binlerce kelimeden daha güçlüdür.
Başörtülü Küçük Çocuğun Verdiği Mesaj
Maç öncesinde “başörtülü küçük bir kız çocuğunun İspanyol futbolculardan birinin elinden tutarak sahaya çıkması” da finalin dikkat çekici görüntülerinden biriydi.
Belki birkaç saniye sürdü. Belki yayıncı kuruluş o görüntünün üzerinde özellikle durmadı. Fakat Avrupa’da başörtülü kadınların ve Müslüman göçmenlerin sürekli tartışma konusu hâline getirildiği bir dönemde, başörtülü küçük bir çocuğun dünyanın en büyük futbol karşılaşmasının seremonisinde görünmesi önemliydi.
O çocuk sahaya yalnız yürümüyordu.
Onunla birlikte Avrupa’nın dışlanmış mahalleleri, göçmen aileleri, Müslüman çocukları ve kendilerine sürekli “Buraya ait değilsiniz” denilen milyonlar yürüyordu.
Lamine Yamal’ın İspanya formasını taşımasıyla başörtülü çocuğun bir İspanyol futbolcunun elini tutması aynı fotoğrafın parçalarıydı: Müslümanlar Avrupa’nın yabancısı değil, Avrupa gerçeğinin bir parçasıdır.
Pedro Sánchez’in Gazze Tavrı
İspanya’nın zaferine Müslümanların farklı bir anlam yüklemesinin bir başka nedeni de Pedro Sánchez hükümetinin Gazze konusundaki tavrıdır.
İspanya, 2024 yılında Filistin devletini resmen tanıdı. Sánchez, İsrail’in Gazze’deki askerî operasyonlarını açık biçimde eleştirdi, kültür ve spor organizasyonlarında İsrail’e karşı çifte standart uygulanmamasını istedi. Eylül 2025’te İsrail’in, Rusya’ya uygulanan yaptırımlara benzer biçimde uluslararası spor müsabakalarından men edilmesi gerektiğini savundu.
Burada bir gerçeğin altını çizmek gerekir: Sosyal medyada yayıldığı gibi İspanya, “İsrail Dünya Kupası’na katılırsa kesinlikle çekileceğini” resmen açıklamadı. İspanyol hükümeti ve futbol federasyonu böyle bir boykot kararı olmadığını bildirdi. İsrail zaten turnuvaya katılma hakkı kazanamadı. Ancak İspanyol hükümetinin İsrail’in uluslararası spordan men edilmesini istemesi ve İspanya’daki güçlü Filistin dayanışması gerçektir.
Dolayısıyla hayalî bir boykot kararı üretmeye gerek yoktur. İspanya’nın açıklanmış tavrı bile birçok Avrupa ülkesinden çok daha cesurdur.
Arjantin Halkı ile Milei Yönetimini Ayırmak Gerekir
Finalin diğer tarafında ise İsrail yönetimiyle son derece yakın ilişkiler kuran JavierMilei hükümeti bulunuyordu.
Milei, Arjantin dış politikasını İsrail’e açık destek verecek biçimde değiştirdi.
İsrail’i defalarca ziyaret etti, Arjantin Büyükelçiliğini Kudüs’e taşıma niyetini açıkladı ve Netanyahu yönetimiyle yakın ilişkiler kurdu. Netanyahu da Milei’yi “İsrail’in büyük dostu” olarak nitelendirdi. İsrailli bazı bakanların final öncesinde Arjantin’e destek açıklamaları yapması, maçın neden Filistin–İsrail tartışmasının sembolik alanına dönüştüğünü göstermektedir.
Ancak burada Arjantin halkını, Arjantinli futbolcuları ve Messi’yi Milei yönetimiyle bütünüyle özdeşleştirmek doğru değildir.
Messi’nin geçmişte İsrail’de çeşitli temasları, Yahudi kuruluşlarıyla ilişkileri ve kamuoyu önüne yansıyan ziyaretleri olmuştur. Fakat bunların bir kısmı İsrailli ve Filistinli çocukları buluşturan barış etkinlikleri kapsamında gerçekleşmiştir. Messi genellikle siyasetten uzak duran bir sporcu profili çizmiştir. Bu nedenle onu herhangi bir ideolojinin kesin temsilcisi ilan etmek, sağlam deliller olmadan hüküm vermek olur.
Eleştirilmesi gereken somut siyasi özne, Arjantin halkı ya da bütün takım değil; Mileihükümetinin İsrail politikalarıdır.
Bu ayrımı yapmak hem adaletin hem de Filistin davasının ahlaki ciddiyetinin gereğidir.
Gazze İçin Sembolik Bir Zafer
Elbette İspanya’nın kupayı kazanması Gazze’de bombaları durdurmadı. Ablukayı kaldırmadı, yıkılan hastaneleri ayağa kaldırmadı, aç çocukların karnını doyurmadı.
Bir futbol zaferine taşıyamayacağı anlamlar yüklemek doğru olmaz.
Fakat semboller de önemsiz değildir.
Filistin bayrağı taşıyan Müslüman bir genç, Filistin’i tanıyan ve İsrail’in spordan men edilmesini isteyen bir ülkenin formasıyla dünya şampiyonu oldu. O ülkenin başbakanı tribündeydi. Başörtülü küçük bir çocuk final seremonisinde İspanyol futbolcunun elinden tutuyordu. Karşı tarafta ise Netanyahu yönetimiyle yakınlığını dış politikasının merkezine yerleştiren Milei hükümetinin ülkesi bulunuyordu.
Bu nedenle İspanya’nın şampiyonluğu, Müslümanlar ve Filistin’e destek verenler açısından ahlaki ve sembolik bir sevinç sebebi olarak görülebilir.
Futbol sahasında kazanılan kupa İspanya’nındır.
Fakat o gece tribünlerden Gazze’ye ulaşan selam, bütün vicdan sahiplerinindir.
İspanya futbol oynadı, mücadele etti, sabretti ve kazandı. Lamine Yamal Filistin bayrağını taşıdı. Pedro Sánchez genç futbolcusunun arkasında durdu. Başörtülü küçük çocuk dünyanın gözü önünde sahaya yürüdü.
Ve sonunda kupa, doksan dakika boyunca tek bir gerçek hücum dahi üretemeyenlerin değil; oyunu isteyenlerin, cesaret edenlerin ve sahaya hükmedenlerin ellerinde yükseldi.
İspanya dünya şampiyonu oldu.
Filistin kurtulmadı; fakat Filistin’in sesi, dünyanın en büyük futbol gecesinde bir kez daha duyuldu.
Bazen bir zaferin değeri yalnızca kaldırılan kupayla değil, o kupanın gölgesinde hangi mazlumların hatırlandığıyla ölçülür. ( G. Dihkan )
KAYNAK: YENİ SAKARYA GAZETESİ