MİD‘AM’IN HIRKASI: MÜSLÜMAN SİYASETÇİLERE AĞIR BİR MANİFESTO.
(ESASEN TÜM SİYASETÇİLERE, İNSANIM DİYEN, İNSAN KALABİLEN VE HUSUSEN MÜSLÜMANIM DİYEN SİYASETÇİLERİN HEPSİNE!)
Ey Müslüman siyasetçi! Namaz kılman seni kurtarmayabilir.
Umre fotoğrafların seni kurtarmayabilir. Cuma mesajların seni kurtarmayabilir.
Ayetli, hadisli konuşmaların seni kurtarmayabilir. Meydanlarda “Allah” demen seni kurtarmayabilir. Dindar görünmen, dindar çevrelerle yan yana durman, dinî sembolleri sahiplenmen seni kurtarmayabilir.
Çünkü Mid‘am da Allah Resûlü’nün ordusundaydı. Mid‘am da Müslümanların arasında bulunuyordu. Mid‘am da ölüm anında insanların gözünde cennete layık görülüyordu. Ama taksim edilmemiş bir hırka, onun için ağır bir uyarıya sebep oldu.
O halde sen nasıl olur da milyonların, milyarların, kamu ihalelerinin, makam imkânlarının, örtülü harcamaların, lüks tüketimin, akraba kayırmanın, yandaş zenginleştirmenin hesabını hafife alırsın?
Bir hırka ateş oluyorsa, bir milletin hazinesi ne olur? Bir hırka insan yakasına yapışıyorsa, yoksulun hakkıyla kurulan ihtişam ne olur? Bir hırka ahirette alevleniyorsa, fakirin vergisiyle süren saltanat ne olur?
Ey Allah’ın adını siyasi meşruiyet zırhına dönüştürenler!
Allah’ın adını ağzınıza alıyorsanız, önce Allah’ın adaletine teslim olun.
Peygamber’in adını anıyorsanız, önce Resulün kamu malı hassasiyetini kuşanın.
Kur’an’dan söz ediyorsanız, önce Kur’an’ın emanete, adalete, ölçüye, kul hakkına, israfa ve zulme dair hükümleri karşısında titreyin.
Şeriat diyorsanız, önce kamu malına uzanan elin haramla kirlendiğini kabul edin.
Ümmet diyorsanız, önce ümmetin yetiminin hakkını koruyun.
Dava diyorsanız, önce davayı kendi zenginleşmenizin, çevrenizin palazlanması, ailenizin yükselmesinin, partinizin tahkim edilmesinin kılıfı yapmaktan vazgeçin.
Çünkü İslam, ağızda dolaşan bir slogan değildir.
İslam, kürsüde okunan birkaç ayet değildir. İslam, seçim meydanlarında yükseltilen bir kimlik bayrağı değildir. İslam, devlet imkânlarıyla süslenmiş bir gösteri dini değildir. İslam, emaneti ehline vermektir. İslam, kamu malını ateş bilerek korumaktır. İslam, adaleti kendi aleyhine de olsa ayakta tutmaktır. İslam, yetimin hakkını kendi çocuğunun hakkından üstün bilmektir. İslam, makamı saltanat değil hesap kapısı görmektir. İslam, iktidarı nimet değil imtihan bilmektir.
Ey Müslüman siyasetçiler! Sizden önce nice iktidarlar geldi geçti. Nice saraylar yıkıldı. Nice tahtlar devrildi. Nice zorbalar unutuldu. Nice alkışlanan liderler toprağın altında sessizliğe gömüldü. Bugün etrafınızda el pençe divan duranlar, yarın sizden uzaklaşacak. Bugün sizi öven gazeteler, yarın başka güçlerin sofrasına oturacak. Bugün sizin için slogan atan kalabalıklar, yarın başka meydanlara akacak.
Ama amel defteriniz sizinle kalacak. İmzanız sizinle kalacak. Verdiğiniz ihale sizinle kalacak. Kayırdığınız akraba sizinle kalacak. Harcadığınız kamu malı sizinle kalacak. Susturduğunuz hakikat sizinle kalacak. Fakirin hakkından yaptığınız her israf sizinle kalacak.
Ve o gün, hiçbir koruma polisi sizi koruyamayacak. Hiçbir danışman sizin yerinize cevap veremeyecek. Hiçbir parti sözcüsü savunma yapamayacak. Hiçbir yandaş medya günahınızı perdeleyemeyecek. Hiçbir mahkeme kararı ilahî adaletin önüne geçemeyecek. Hiçbir kalabalık alkışı mizandaki eksikliği kapatamayacak.
O gün, sadece hakikat konuşacak.
Ey devletin başına geçmiş Müslümanlar! Hz. Peygamber’in ölçüsü açıktır: Kamu malından izinsiz alınan küçük bir parça bile ateştir. Öyleyse siz, devletin bütün imkânlarını kendinize helal görme cüretini nereden alıyorsunuz?
Kendinize sorun: Bu makam aracı gerçekten zaruret mi, yoksa kibir mi?
Bu konvoy güvenlik mi, yoksa gösteriş mi?
Bu bina hizmet mi, yoksa ihtişam mı? Bu ihale adalet mi, yoksa yandaşlık mı?
Bu atama liyakat mi, yoksa sadakat ticareti mi?
Bu harcama milletin ihtiyacı mı, yoksa iktidar seçkinlerinin konforu mu?
Bu bütçe Allah kullarına hizmet için mi, yoksa bir sınıfın lüksünün devamı için mi?
Bu soruları sormayan bir siyasetçi, kendini kandırır. Bu sorulardan kaçan bir iktidar, ahirette kaçacak yer bulamaz.
Ey “bizden” diyerek haramı görmezden gelenler! Bilin ki haramın partisi olmaz. Hırsızlığın mezhebi olmaz. İsrafın ideolojisi olmaz. Rüşvetin kutsalı olmaz Kayırmacılığın davası olmaz. Kul hakkının sağcısı, solcusu, muhafazakârı, laikçisi, milliyetçisi, İslamcısı olmaz. Kim yaparsa yapsın zulüm zulümdür. Kim işlerse işlesin haram haramdır.
Kim el uzatırsa uzatsın kamu malı ateştir.
Allah katında “bizim adam” yoktur; adil olan ve zalim olan vardır. Emaneti koruyan ve emanete ihanet eden vardır. Hakkı ayakta tutan ve hakkı çiğneyen vardır.
Ey dindar görünümlü iktidar sahipleri! Sizin en büyük imtihanınız, dinsizlikle değil, dini kullanarak dünyalaşmakladır. Sizin en büyük tehlikeniz, Allah’ı inkâr etmek değil, Allah’ın adını anarken Allah’ın kullarının hakkını yemektir. Sizin en büyük felaketiniz, camiye düşman olmak değil, caminin gölgesinde haram düzeni kurmaktır Sizin en büyük çöküşünüz, Kur’an’a saldırmak değil, Kur’an’ı okuyup Kur’an’ın adaletini ayaklar altına almaktır. Sizin en büyük günahınız, Peygamber’i sevmemek değil, Peygamber’in adını anıp onun ahlakına ihanet etmektir.
Çünkü açık düşmanlığın zararı bellidir; fakat dindarlık kisvesi altında işlenen zulüm, hem dine hem millete hem de ahlaka daha büyük zarar verir. Halk, sizin yüzünüzden dinden soğursa; gençler, sizin lüksünüzü İslam sanarsa; fakirler, sizin israfınızı kader diye yutmak zorunda bırakılırsa; mazlumlar, sizin adaletsizliğiniz yüzünden Allah’ın dini hakkında şüpheye düşerse, bunun vebali sadece siyasi değil, aynı zamanda dinîdir.
Ey Müslüman siyasetçi! Kendini kurtarmak istiyorsan önce kamu malından kork.
Yetimin hakkından kork. Fakirin ahından kork. Mazlumun duasından kork.
İsraf edilmiş vergiden kork. Haksız yere alınmış maaştan kork.
Liyakatsizce verilmiş koltuktan kork. Adam kayırarak alınmış ihaleden kork.
Devlet imkânıyla yapılmış propagandadan kork. Allah’ın huzuruna çıkacağın günden kork. Ve bil ki gerçek takva, sadece secdede belli olmaz; bütçe yaparken de belli olur. Gerçek iman, sadece hutbede belli olmaz; ihale verirken de belli olur.
Gerçek ahlak, sadece vaazda belli olmaz; kamu malına dokunurken de belli olur.
Gerçek Müslümanlık, sadece dilde belli olmaz; devlet hazinesinin başında yalnız kaldığında belli olur.
Bugün size düşen şey, kendinizi alkışlatmak değil, kendinizi hesaba çekmektir.
Bugün size düşen şey, dindarlık gösterisi yapmak değil, adaletle arınmaktır.
Bugün size düşen şey, daha fazla güç istemek değil, elinizdeki gücün hesabından titremektir. Bugün size düşen şey, lüksü meşrulaştırmak değil, israfı terk etmektir.
Bugün size düşen şey, yandaş zenginleştirmek değil, yoksulun hakkını korumaktır.
Bugün size düşen şey, kamu malını “ganimet” görmek değil, “emanet” bilmektir.
Bu manifesto size düşmanlık için değil, hakikat adına yazılmıştır.
Bu manifesto sizi aşağılamak için değil, ahireti hatırlatmak için yazılmıştır.
Bu manifesto siyasi hesapla değil, Mid‘am’ın hırkasının aleviyle yazılmıştır.
Çünkü o hırka hâlâ yanıyor. O hırka, devlet malına el uzatan herkesin vicdanında yanmalıdır. O hırka, makam odalarında yanmalıdır. O hırka, ihale salonlarında yanmalıdır. O hırka, bütçe görüşmelerinde yanmalıdır. O hırka, belediye kasalarında yanmalıdır. O hırka, bakanlık koridorlarında yanmalıdır. O hırka, lüks sofraların üzerinde yanmalıdır. O hırka, kamu malıyla alınmış her haksız nimetin üstünde yanmalıdır.
Ey Müslüman siyasetçiler! Ya Mid‘am’ın hırkasından ibret alırsınız ya da kendi hırkanızı ahirete ateş olarak taşırsınız. Ya emaneti korursunuz ya emanetin altında ezilirsiniz. Ya kamu malını yetimin hakkı bilirsiniz ya da yetimin hakkı kıyamet günü yakanıza yapışır. Ya Allah’ın adını adaletle yüceltirsiniz ya da Allah’ın adını kullanarak yaptığınız zulmün altında kalırsınız.
Unutmayın: Şehadet gibi büyük bir makam bile kamu malı ihlalinin hesabını ortadan kaldırmıyorsa, hiçbir makam, hiçbir seçim zaferi, hiçbir siyasi güç, hiçbir kalabalık destek, hiçbir dinî söylem, hiçbir protokol duası, hiçbir alkış, hiçbir slogan sizi kurtaramaz.
Kamu malı ateştir. Yetim hakkı ateştir. İsraf ateştir. Rüşvet ateştir. Kayırmacılık ateştir. Yandaş zenginliği ateştir. Lüks saltanat ateştir.
Ve bu ateşi söndürecek tek şey; tövbe, adalet, iade, şeffaflık, hesap verme ve emanete sadakattir.
Ey Allah’ı ve Peygamber’i dilinden düşürmeyen iktidar seçkinleri!
Artık söz değil amel zamanıdır. Artık slogan değil hesap zamanıdır.
Artık gösteriş değil tevazu zamanıdır. Artık saltanat değil emanet zamanıdır.
Artık kendinizi değil milleti düşünme zamanıdır Artık Mid‘am’ın hırkasını hatırlama zamanıdır.
Çünkü o hırka, sadece geçmişte kalmış bir hırka değildir. O hırka, bugün bütün kamu malı hırsızlarının, bütün israf sahiplerinin, bütün makam sarhoşlarının, bütün din istismarcılarının üzerine tutulmuş ilahî bir aynadır.
Ve o aynada görünen şey şudur: Allah’ın malı sandığınız şey, aslında milletin hakkıdır. Milletin hakkı sandığınız şey, aslında Allah’ın huzurunda verilecek büyük bir hesaptır. O hesabı hafife alanlar, bir hırkanın bile ateş olabileceğini unutanlardır. (G.Dihkan)
Kaynak: Yeni Sakarya gazetesi