Bir ekonominin dışa açılması [dünyaya eklemlenmesi de denebilir] mal ve sermaye hareketlerinin önündeki engeller kaldırıldığı takdirde mümkün olur. Bir başka ifade ile ulusal ekonominin dünya ekonomisi ile bütünleşmesi süreci iki farklı biçimde somutluk kazanır: ticarî serbestleşme ve malî serbestleşme.

Türkiye bu süreci 1980 yılı itibariyle başlatmıştır. Dünya ekonomisine eklemlenme süreci, 24 Ocak Kararları olarak bilinen ve sonraki yıllarda alınmış bir dizi karar ile takviye edilen IMF patentli “yapısal uyum programı” üzerinden yürütülmüştür.

Ticarî serbestleşme amaçlayan 24 Ocak Kararları ile yeni bir birikim modelinin [ihracata dönük büyüme] temelleri atılır. 1989 yılına gelindiğinde ise yapısal uyum programının felsefesine uygun olarak, sermaye hareketlerinin önündeki engellerin önemli bir bölümü [örneğin kambiyo kontrolleri] kaldırılır yani malî serbestleşme sağlanır.

Malî serbestleşme amaçlayan düzenlemeler ulusal piyasayı “kısa dönemli ve spekülatif amaçlı” sermaye [popüler dildeki karşılığı ile “sıcak para”] girişleri için müsait hâle getirmiştir. Sonuç olarak yeni bir birikim modeli [sıcak para girişine dayalı büyüme] gündeme gelir. Yeni birikim modelinin felsefesi son derece basittir: Ekonomi büyürken oluşan cari açık sıcak para ile finanse edilecektir.

***

Yeni birikim modelinin işlevsel olması için [tâbirimi mazur görün] ülkenin sürekli frikik vermesi gerekmektedir. Mâlum, “frikik vermek” futboldan ödünç olarak aldığımız ve erotik bir anlam yükleyerek kullandığımız bir kavram. Tartışmaya çalıştığım meselenin ana bağlamı itibariyle, ben bu kavramı, biraz zorlayarak üretilmiş bir metafor olarak, reel faizlerin kur artış oranından yüksek olmasını sağlayacak iktisat politikaları izlenmesi anlamında kullanıyorum.

Evet, verdiğimiz frikiğin derinliği tasarruf sahiplerine sağladığımız “arbitraj kazancının” seviyesini belirliyor. Bunun anlamı şu: Reel faiz haddi ile kur artış oranı arasındaki makas ne kadar açık ise tasarruf sahiplerine aktardığımız “arbitraj kazancı” o kadar yüksek oluyor.

Arbitraj kazancı [a] şu şekilde hesaplanıyor:

a = (1+i) / (1+e) - 1

Burada i reel faiz haddini, e ise kur artış oranını temsil etmektedir. Örneğin t döneminde reel faiz haddi yüzde 35 ve kur [dolar] artış oranı yüzde 11 olarak tahakkuk etmiş ise, söz konusu dönem içinde, uluslararası tasarruf sahiplerine sağlanan arbitraj kazancı yüzde 21 olacaktır:

a = (1+0.35) / (1+0.11) - 1 = 0.21

***

Bu ilişkiyi, sayısal bir örnekle anlamaya çalışalım. Spekülatör Mr. Smith dönemin başında 100 milyon dolar ile ülkeye girmiş olsun. Mr. Smith, bu fonu önce liraya dönüştürecektir. Diyelim ki 1 dolar 1 liraya eşittir. Bu durumda Smith’in sahip olduğu değer artık 100 milyon liradır. 100 milyon lirayı, yıllık faiz getirisi yüzde 35 olan devlet tahviline yatırır ise, dönemin sonunda Smith’in portföyündeki değer 135 milyon liraya döviz cinsinden 121 milyon dolara yükselecektir. Çünkü dönem içinde lira sadece yüzde 11 değer kaybetmiştir.

Spekülatörün “bu dereden bu kadar balık çıkar hadi bana eyvallah” diyerek 121 milyon doları alıp gitmemesi için her defasında daha yüksek bir arbitraj kazancı teklif etmeniz yani biraz daha derin bir frikik vermeniz gerekiyor. Nitekim diğerleri de Mr. Smith gibi düşünür ve alıp portföyünü gider ise kriz çıkıyor.

***

Bu senaryo farklı bir biçimde de yazılabilir. Varsayalım ki, reel faizlerin kur artış oranından yüksek olmasını sağlayacak iktisat politikaları izlemekten yâni frikik vermekten kaçınıyoruz. Buna rağmen ülkeye yoğun bir dolar girişi olabilir. Ve aynı şeyler başımıza gelebilir.

Nasıl mı? Bir taraftan [dolar arzı artacağı için] doların fiyatı yâni kur düşecektir. Diğer taraftan [dolar liraya dönüştürüldüğü için] liraya olan talep artacak ve liranın [yurtiçi] fiyatı yâni faiz yükselecektir. Sonuç itibariyle, biz istemediğimiz halde ülke ekonomisi yüksek faiz ve düşük kur eksenine oturacaktır.

Görüldüğü gibi, ikinci senaryoda, arbitraj imkânı spekülatörler tarafından oluşturulmaktadır ve ülke frikik vermek zorunda kalmaktadır. Neden mi? Çünkü ülkenin dövize ihtiyacı var.

KAYNAK: YENİ SAKARYA GAZETESİ