Bir toplumun çöküşü, çoğu zaman sandığımız gibi büyük felaketlerle başlamaz.

Ne bir işgalin top sesleriyle gelir ne de ansızın çöken sarayların gürültüsüyle...

Çöküş, önce vicdanın ölçülerinde başlar. İnsanlar KÖTÜLÜĞE "İYİ" demeye başlamazlar; önce ona "O KADAR DA KÖTÜ DEĞİL" demeye başlarlar.

İşte asıl TEHLİKE buradadır.

Çünkü kötülük, kendisini çoğu zaman çıplak hâliyle satamaz. ZULÜM, zulüm diye ortaya çıksa herkes ondan kaçar. HAKSIZLIK, haksızlık diye dolaşsa kimse onu sahiplenmez. Bu yüzden KÖTÜLÜK önce MAKYAJ yapar; adına ÖZGÜRLÜK der, ÇAĞDAŞLIK der, ZORUNLULUK der, GERÇEKÇİLİK der. Sonra vicdanları yavaş yavaş ikna eder.

İnsanlık tarihi göstermiştir ki toplumları yıkan şey çoğu zaman KÖTÜLÜĞÜN KENDİSİ DEĞİLK, KÖTÜLÜĞÜN NORMALLEŞMESİDİR.

Bir yanlışın varlığı kadar, ona alışılması da tehlikelidir.

ALIŞKANLIK VİCDANIN PASIDIR.

İlk gün rahatsız eden şey, yüzüncü gün sıradan görünmeye başlar.

Önceleri itiraz edilen şeyler zamanla hayatın doğal bir parçası sayılır.

Böylece insanlar artık iyiyi savunmaktan vazgeçer; DAHA KÖTÜSÜ GELMESİN DİYE kötünün iyisine razı olurlar.

OYSA İYİLİK, HİÇBİR ZAMAN KÖTÜLÜĞÜN BİRAZ AZALTILMIŞ HALİ DEĞİLDİR.

HAKİKAT, YALANIN EN MASUMU DEĞİLDİR.

ADALET, ZULMÜN HAFİFİ DEĞİLDİR.

ERDEM, GÜNAHIN MAKUL GÖRÜNEN ŞEKLİ DEĞİLDİR.

İYİLİK, KENDİ BAŞINA BİR ÖLÇÜDÜR.

Ne var ki insan korkar. Kaybetmekten korkar, yalnız kalmaktan korkar, dışlanmaktan korkar. Bu korkular ona şunu fısıldar:

"İDEAL OLANI İSTEME. MEVCUT OLANA RAZI OL."

Böylece toplumlar ideallerini küçülte küçülte sonunda yok ederler.

Bir zamanlar dağın zirvesini hedefleyenler, biraz sonra eteklere razı olur.

Sonra ovaya. Sonra çukura.

Düşüş her zaman aşağıya doğru gerçekleşir; fakat düşenler çoğu zaman düştüklerini fark etmezler.

Çünkü her yeni düşüş, bir öncekinden sadece biraz daha aşağıdadır.

İnsanlık bazen kötülük karşısında yenilmez.

KÖTÜLÜĞE ALIŞARAK TESLİM OLUR.

BU YÜZDEN İYİYİ SAVUNMAK, YALNIZCA “KÖTÜLÜĞE” KARŞI ÇIKMAK DEĞİLDİR. AYNI ZAMANDA “KÖTÜNÜN İYİSİ” DİYE PAZARLANAN HER ŞEYE KARŞI DA BİLKİNÇLİ OLMAK, KARŞI ÇIKMAKTIR.

Zira toplumları ayakta tutan şey, mevcut şartlar değil, ufuklarıdır.

UFKUNU KAYBEDEN TOPLUM, YÖNÜNÜ DE KAYBEDER.

YÖNÜNÜ KAYBEDEN TOPLUM İSE, SONUNDA KENDİSİNİ KAYBEDER.

Bu enkaz altında kalıp horlanmaya devam mı edeceğiz, yoksa önce kendimizi kurtarıp, kurtarılabilecek son vicdanları mı uyandıracağız?

Kaynak: Yeni Sakarya gazetesi