Ne zaman bu konulara girsem merhum Mehmet Akif Ersoy’un şu dizeleri geliveriyor aklıma. “Şüheda fışkıracak toprağı sıksan şüheda” Anadolu topraklarını sıktığınızda yalnızca şüheda gelmez avuçlarınıza. Bu toprakları yoğuran, Anadolu’ya irfan kazandıran ve maddi fetihlerin ardından çoğu zamanda öncesinden insanların gönüllerini fetheden mutasavvıflar gelir insanın aklına. Her köyde, her belde de, her şehirde karşınıza çıkarlar tarihin her döneminde. Bazen ararsınız onları bulamazsınız, bazen aramazsınız ama bulursunuz. Bulduğunuz halde nasibinizde yoksa kıyısından geçip gidersiniz. Nasiplenemezsiniz onların bereketinden. Tıpkı Yunus gibi. Sorarlar size buğday mı, nefes mi diye? Nefesin ne olduğunu bilmeden, buğdayın cazibesine kapılıp buğday deyiverirsiniz şuursuzca ya da kısmetsizce.

Bende aynı kaderi yaşadım Yunusla. Daha önceki yazılarımdan hatırlarsınız belki. SeyyitOsman Adapazari’nin türbesini ziyaret için Solaklar Köyüne gitmiştim. Şimdiki adıyla Solaklar Mahallesine. Köy halkıyla uzun uzadıya Seyyit Osman Adapazari’yi konuştuk. Köy halkından birisi “Şu ileride birde kadın türbesi var. Buraya kadar gelmişken onu da ziyaret ediver istersen” deyiverdi. Nasipsizlik bu ya, ne kadar önemli birisi olabilir ki diye geri teptim bu teklifi. Gerçi bu teklifte bulunan da türbenin kime ait olduğunu bilmeden söyledi bu cümleleri bana. Bu köyde doğmuş, bu köyde büyümüş birisi olarak yanı başında yatan kişinin kim olduğunu bilmeden yaşını almış birisi. Bu hale hangi cümleleri kurmak gerekir ki bilemedim. Kısaca nasipsizlik diyelim bendeniz gibi.

İçime bir kurt düştü kemiriyor bütün bedenimi haftalardır. Döndükten sonra anladım yaptığım hatanın büyüklüğünü. O günden sonra saatlerce internetin başında Bileciler Köyündeki türbenin kime ait olduğunu araştırdım. Her ulaştığım bilgiden sonra biraz daha öfkelendim kendime. Meğer buğday istemişim nefesin yerine. Nefesi verecek zatı zevat Hayrunnisa Hatun imiş. Elbette sizde bilemediniz Hayrunnisa Hatun’un kim olduğunu.

Hayrunnisa Hatun, İslam mayası ve Türk kültürüyle Anadolu’yu bir hamur gibi yoğuran Hacı Bayramı Veli’nin kızı. Başka kızları da var Hacı Bayramı Velinin. Fakat ismini bildiğimiz tek kızı Hayrunnisa Hatun. Hacı Bayramı Veli’nin bu ülke toprakları için ne kadar değerli olduğunu anlatmayacağım sizlere. Hacı Bayramı Velinin bilinen neslinin de Hayrunnisa Hatundan devam ettiğini söylüyor tarihi kaynaklar. Hacı Bayramı Veliyle Adapazarı Bileciler Köyünün bağlantısını kurmak oldukça zor bundan sonraki bilgilere ulaşamazsanız. Anadolu’nun önemli velilerinden Eşrefoğlu Rumi’nin de hanımıdır Hayrunnisa Hatun. Eşrefoğlu Rumi, Kadiri meşayihininAnadolu’daki en önemli temsilcisidir. Türkçeyi Yunus misali kullanmış ve şiirleri günümüze kadar ulaşmış.

“Ey Allahım beni senden ayırma
Beni senin didarından ayırma”

“Bu dervişlik yoluna
Sıdk ile gelen gelsin
Hak'tan özge ne ki var
Gönlünden silen gelsin”

“Ben dervişim diyen kişi
Gaye gönül verme sakın
Canını aşk odu sanup
Nefs oduna urma sakın”

Divanında geçen şiirlerinden bazıları. En önemli eseri “Müzekkin Nüfus” dur şüphesiz.Anadolu da her evde bulunur desek abartmış olmayız. Bu eserlerinden başka eserleri de var günümüze ulaşabilen. Eşrefoğlu Rumi ile Hayrunnisa Hatun’un evlilik hikâyeleri de çok ilginç. Evliliklerinin hikâyesini anlatmayacağım burada. Fakat Hayrunnisa Hatun’un hayatında o kadar ilginçlikler var ki. En son türbesinin tadilatında yaşanmış bu esrarengiz olay. Tadilatı tamamlanalı bir yıldan uzun zaman oldu. İslam kültürü bu esrarengiz olaylara keramet terimini kullanır. Bazı veli kulların kerameti hayatıyla sınırlı değildir elbette. Tasarrufu devam eder ebedi âleme göç ettikten sonra da. Tıpkı bizim burun kıvırıp türbesini ziyaret etmeyip kapısından geri döndüğümüz gibi. Şimdi vacip oldu kendisini ziyaret edip kabri başında Fatihalar okumak.

Elbette bu toprakları Türk Kültürü ve İslam mayasıyla yoğuran ve bizlere Anadolu irfanını kazandıran bu insanlara minnet borcumuz vardır. Belki ömrümüzde bir defa bile olsa kabrini ziyaret etmek, ardından bir Fatiha okumak gibi. Sokaklarımızın caddelerimizin ismini sayıların yerine gönül dünyamıza dokunan bu erenlerin isimlerini vererek şehrimizde yaşatmak gerek. Böylece geçmişle gelecek arasındaki bağı da kurmuş oluruz. Kimliklerimizin silindiği şu günlerde ne kadarda ihtiyacımız var bu kimselerin hayat hikâyelerine.

KAYNAK: YENİ SAKARYA GAZETESİ