Bir ekonominin uzun dönem büyüme performansı sermaye birikim oranı ile ilintilidir. Bir başka ifade ile ekonominin büyüme performansını yükseltmek için sermaye birikim oranını artırmak gerekir.

Sermaye birikim oranı yatırımların gayrisafi milli hâsıla içindeki payı ile ölçülmektedir. Mâlum, bir ekonomide belli bir dönemde [genellikle bir yıl] üretilmiş olan nihai [tüketicinin kullanımına hazır] mal ve hizmetlerin toplam değeri gayrisafi milli hâsıla olarak isimlendirilmektedir. Mal ve hizmet üretiminin artması ekonominin büyüdüğü anlamına geliyor.

Yatırım ise kazanılan gelirin tüketilmeyerek tasarruf edilen bölümü-nün üretim araçlarının satın alınması ya da üretilmesi için harcanmasının sonucudur. Reel sermaye birikimi olarak da isimlendirilen yatırım, ekonominin üretim araçları mevcuduna yapılmış ilaveler ve bu ilaveleri mümkün kılan harcamalar biçiminde tanımlanmaktadır.

***

Şimdi bu tanımlardan hareket ederek şematik bir zincir oluşturalım.

  • Ulusal ekonominin büyümesi yâni üretilen mal ve hizmet miktarının artması için yatırımların bilhassa imalat sanayi yatırımlarının artırılması gerekir.
  • Yatırımların artırılması ekonomik aktörler [hane halkları] daha az tüketim ve dolayısıyla daha fazla tasarruf yapar ise mümkün olur.
  • Büyümenin arkasındaki asli unsur olan yatırımlar, ülkenin tasarruf hacmini aşan ölçüde artırılmak istenir ise yurtdışı kaynaklara müracaat edilir.

Evet, zincirin üçüncü halkası son derece önemli bir ilişkinin altını çiziyor: Yatırımların kaynağı ulusal tasarruflar ile dış tasarrufların toplamıdır. Ekonomik aktörler, hedeflenen yatırım hacmini destekleyecek ölçüde tasarruf yapıyor [yatırımların tamamı ulusal tasarruflar ile finanse ediliyor] yâni yatırım hacmi ile yurtiçi tasarruf hacmi arasında ciddi bir farklılık bulunmuyor ise büyüme tamamen ulusal kaynaklara bağlı olarak gerçekleşiyor demektir. Buna mukabil, yatırım hacmi ile yurtiçi tasarruf hacmi arasındaki fark büyüdükçe ekonomi dış kaynaklara bağımlı hale gelmektedir.

Bu çerçeve içinden Türkiye’de sermaye birikiminin kaynaklarına baktığımızda şunu görüyoruz.

  • Sermaye birikim oranı yani yatırımların gayrisafi milli hâsıla içindeki payı, ithal ikameci büyüme politikalarının izlendiği 1963-79 döneminde yıllık ortalama olarak yüzde 19.4 olarak gerçekleşmiş. Bu dönemde yıllık ortalama olarak, gayrisafi milli hasılanın yüzde 18.8’i kadar tasarruf yapılmış. Bir başka ifade ile gayrisafi milli hâsılanın yüzde 0.6’sı kadar dış tasarruf kullanılmış.
  • Dışa açık büyüme politikalarının izlendiği 1980 sonrası dönemde [1980-2004] ise sermaye birikim oranı yıllık ortalama olarak yüzde 21.6’ya yükselmiş. Dö-nem boyunca yurtiçi tasarruflar yıllık ortalama olarak gayrisafi milli hâsılanın yüzde 20.3’ü düzeyinde gerçekleşmiş. Bu demektir ki, 1980 sonrası dönemde kullanılan dış tasarruf miktarı yıllık ortalama olarak gayrisafi milli hâsılanın yüzde 1.3’ü düzeyinde olmuş.

1980’li yıllarda Türkiye ekonomisinin, yatırımların finansmanı bağlamında dışa bağımlılığının arttığını gösteren bu veriler, tek başına anlamlı değil. Bu verilerin, ekonominin büyüme performansı ile ilişkilendirilmesi gerekiyor. 1963-79 döneminde büyüme hızı [üretilen mal ve hizmet miktarında meydana gelen artış hızı] yıllık ortalama olarak yüzde 5.4 olarak gerçekleşmiş. 1980 sonrası dönemde [1980-2004] ise büyüme hızı yıllık ortalama olarak yüzde 3.9 seviyesine gerilemiş. Bir önceki döneme kıyasla, 1980’li yıllarda daha fazla kaynak, özellikle dış tasarruf kullanılmış, daha fazla yatırım yapılmış, ancak büyüme performansı düşmüş.

Bu çelişkinin sebebi ne olabilir? Sorunun cevabını verebilmek için, galiba yatırımların kompozisyonuna bakmamız gerekiyor. İmalat sanayi yatırımlarının toplam yatırımlar içindeki payında meydana gelen değişme, bu çelişkiyi anlamamızı sağlayacaktır. Söz konusu pay, 1963-1979 döneminde yüzde 32.6 seviyesinde iken 1980-2004 döneminde yüzde 21.7 seviyesine inmiş. Demek oluyor ki, 1980’li yıllarda imalat sanayine daha az yatırım yapılmış ve bunun bir sonucu olarak [ekonominin dış tasarruflara bağımlılığı arttığı hâlde] büyüme performansı geriye gitmiş.

KAYNAK: YENİ SAKARYA GAZETESİ