Hiç “Ben aslında aç değildim ama yine de yedim” dediğiniz oldu mu?
Akşam yemeğinizi yemişsinizdir, hatta mideniz doludur. Fakat televizyon karşısında bir anda eliniz çikolataya gider. Bazen canınız hiçbir şey istemezken bir tatlı görürsünüz ve “Bunu şimdi yemeliyim” dersiniz. Bazen de yoğun geçen bir günün sonunda kendinizi mutfakta bulursunuz.
Peki gerçekten aç mıyız?
Aslında çoğu zaman cevap hayır.
Çünkü yemek yeme davranışımızı yalnızca midemiz belirlemiyor. Duygularımız, stres düzeyimiz, uyku düzenimiz, günlük yaşamımız ve hatta kendimize koyduğumuz yasaklar bile yeme davranışımızı etkileyebiliyor.
İşte bu noktada karşımıza duygusal yeme çıkıyor.
Ve böylece bir döngü oluşur:
Stres → yeme → kısa süreli rahatlama → suçluluk → daha fazla stres → tekrar yeme.
Peki bu döngüyü nasıl kıracağız?
İlk adım kendimize kızmayı bırakmak.
Duygusal yeme yaşayan bir kişiye “İradene sahip çık” demek çoğu zaman çözüm değildir. Çünkü konu yalnızca irade değildir. Öncelikle yeme davranışının arkasındaki nedeni anlamak gerekir.
Bir sonraki yeme isteğiniz geldiğinde kendinize sadece 10 saniye ayırın ve şu soruyu sorun:
“Şu an gerçekten aç mıyım, yoksa başka bir şeyi mi gidermeye çalışıyorum?”
Son öğününüzün üzerinden ne kadar zaman geçti? Midenizde fiziksel bir açlık var mı? Yoksa bugün yaşadığınız stresli bir olay mı sizi mutfağa yöneltti?
Bazen cevabı bulmak bile yeme isteğinin şiddetini azaltabilir.
Eğer fiziksel olarak aç değilseniz, kendinizi cezalandırmak yerine dikkatinizi başka bir noktaya yönlendirmeyi deneyebilirsiniz. Kısa bir yürüyüş, duş almak, müzik dinlemek, arkadaşınızla konuşmak, birkaç dakika nefes egzersizi yapmak veya sadece bulunduğunuz ortamı değiştirmek işe yarayabilir.
En büyük hata: “Yasak!”
Diyet yaparken birçok kişinin düştüğü en büyük hata, sevdiği yiyecekleri tamamen yasaklamaktır.
“Bir daha çikolata yemeyeceğim.”
“Ekmek tamamen yasak.”
“Tatlıyı hayatımdan çıkarıyorum.”
Bu cümleler kulağa kararlı geliyor olabilir. Ancak beslenmede aşırı kısıtlama çoğu zaman sürdürülebilir değildir.
Bir yiyeceği kendimize tamamen yasakladığımızda zihnimiz o yiyeceğe daha fazla odaklanabilir. Gün boyunca kendimizi tutar, akşam olduğunda ise kontrolümüzü kaybedebiliriz. Sonrasında da “Ben diyet yapamıyorum” diyerek kendimizi suçlarız.
Oysa sağlıklı beslenmek; hiçbir zaman çikolata yememek, tatlı tüketmemek veya sevdiğimiz yiyeceklerden vazgeçmek değildir.
Sağlıklı beslenmek, dengeyi kurabilmektir.
Bir yiyeceği tükettiğiniz için bütün gününüzün, hatta bütün diyetinizin bozulduğunu düşünmeyin. Tek bir öğün veya tek bir yiyecek sizi sağlıksız yapmadığı gibi, tek bir salata da sağlıklı beslenme alışkanlığı oluşturmaz.
Bazen sorun tabağımızda değil, hayatımızdadır
Yeme davranışımızı değerlendirirken yalnızca “Bugün ne yedim?” sorusuna değil, “Bugün nasıl hissettim?” sorusuna da bakmalıyız.
Yeterince uyudunuz mu?
Gün içerisinde öğünlerinizi çok fazla ertelediniz mi?
Çok stresli bir gün mü geçirdiniz?
Kendinizi uzun süredir kısıtlıyor musunuz?
Yoksa sadece canınız sıkıldığı için mi buzdolabını açtınız?
Çünkü bazen ihtiyacımız olan şey bir tabak yemek değil; biraz dinlenmek, biraz konuşmak, biraz nefes almak veya kendimize zaman ayırmaktır.
Unutmayalım; yemek sadece bedenimizi değil, bazen duygularımızı da beslemeye çalıştığımız bir alan haline gelebilir.
Bu nedenle sağlıklı beslenme yolculuğunda kendimize kızmak yerine kendimizi anlamayı öğrenmeliyiz.
Eğer yemek yeme davranışınız üzerinde sık sık kontrol kaybı yaşıyor, yedikten sonra yoğun suçluluk hissediyor veya duygularınızın yemekle olan ilişkinizi belirlediğini düşünüyorsanız profesyonel destek almak önemlidir.