MASA ARTIK BAŞKALARININ DEĞİL

Ortadoğu’da yeni bir dönem başlıyor.

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın imzaladığı Mekke Ortak Savunma Anlaşması, diplomatik takvimde sıradan bir anlaşma gibi görülebilir.

Ama meseleye biraz daha geniş açıdan bakıldığında görünen bambaşka…

Bu anlaşma, Ortadoğu’nun kendi güvenlik mimarisini oluşturma arayışının en güçlü işaretlerinden biridir.

Ve Türkiye bu denklemin tam merkezindedir.

ÜÇ ÜLKE, ÜÇ GÜÇ, TEK MESAJ

Türkiye…

Pakistan…

Suudi Arabistan…

Biri NATO tecrübesine ve gelişen savunma sanayisine sahip.

Diğeri nükleer caydırıcılığı olan güçlü bir orduya sahip.

Üçüncüsü ise enerji kaynakları, ekonomik gücü ve İslam dünyasındaki ağırlığıyla bölgenin en önemli aktörlerinden.

Bu üç ülkenin aynı güvenlik şemsiyesi altında buluşması tesadüf değildir.

Çünkü dünya değişiyor.

Ve değişen dünyada ülkeler artık sadece müttefik aramıyor.

Kendi güç merkezlerini oluşturuyor.

“BİZE DOKUNAN YANAR” DÖNEMİ

Anlaşmanın en dikkat çekici yönü, taraflardan birine yönelik silahlı saldırının ortak güvenlik meselesi kabul edilmesi.

Yani mesaj son derece açık:

“Birimize dokunursanız, karşınızda üç ülke bulursunuz.”

Bu, diplomatik bir cümleden çok daha fazlasıdır.

Bu bir caydırıcılık mesajıdır.

Üstelik bu mesaj sadece bölge ülkelerine değil, Ortadoğu üzerinde hesap yapan bütün küresel güçlere yöneliktir.

Artık bölgenin güvenliği konuşulurken Ankara, Riyad ve İslamabad'ın ne düşündüğü hesaba katılmak zorunda.

TÜRKİYE'NİN ÖNÜNDE TARİHİ BİR FIRSAT

Türkiye için bu anlaşmanın anlamı çok daha büyük.

Çünkü Türkiye son yıllarda savunma sanayisinde gerçekleştirdiği atılımlarla dış politikasında yeni bir hareket alanı kazandı.

Artık Türkiye'nin elinde sadece diplomatik söylem yok.

Güç var.

Teknoloji var.

Askerî kapasite var.

Jeopolitik avantaj var.

Ve bütün bunları bir araya getiren stratejik akıl varsa, Türkiye yalnızca bölgesel gelişmelere tepki veren değil, bölgesel gelişmeleri şekillendiren bir ülkeye dönüşebilir.

İşte Mekke Ortak Savunma Anlaşması bu açıdan önemlidir.

ABD'YE, AVRUPA'YA VE DÜNYAYA MESAJ

Bu anlaşmayı sadece Ortadoğu içindeki dengeler üzerinden okumak da hata olur.

Washington da…

Moskova da…

Pekin de…

Avrupa başkentleri de…

Bu yeni denklemi dikkatle izlemek zorunda.

Çünkü Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'ın oluşturduğu üçgen, doğru politikalarla ekonomik, askerî ve diplomatik boyutları olan daha geniş bir iş birliğine dönüşebilir.

Bu gerçekleşirse ortaya sadece bölgesel değil, küresel ölçekte dikkate alınması gereken yeni bir güç merkezi çıkabilir.

“İSLAM NATO'SU” MU?

Şimdiden bazı çevrelerin “İslam NATO'su” benzetmesi yapması tesadüf değil.

Elbette bugün için böyle bir tanımlama yapmak erken.

Ama şu soruyu sormanın zamanı geldi:

İslam dünyası kendi güvenlik mimarisini neden kuramasın?

Yıllardır Ortadoğu'nun sınırları, güvenlik politikaları ve ittifakları büyük ölçüde dış güçlerin hesapları üzerinden şekillendi.

Savaşlar çıktı.

Rejimler değişti.

Haritalar tartışıldı.

Milyonlarca insan yerinden edildi.

Ama bölge ülkeleri çoğu zaman kendi güvenliklerinin gerçek sahibi olamadı.

Şimdi ise yeni bir arayış var.

“Kendi güvenliğimizi kendimiz sağlayabilir miyiz?”

Mekke Ortak Savunma Anlaşması bu soruya verilen ilk ciddi cevaplardan biri olabilir.

ANCAK BİR TEHLİKE VAR

Burada Türkiye'nin çok dikkatli olması gerekiyor.

Çünkü güçlü olmak kadar denge kurabilmek de önemlidir.

Türkiye hiçbir ülkenin taşeronu olmamalı.

Hiçbir küresel gücün bölgedeki vekili haline gelmemeli.

Türkiye'nin rolü başka;

Kendi çıkarlarını koruyan, gerektiğinde müttefikleriyle hareket eden ama kararını kendi veren bağımsız bir güç olmak.

Ankara'nın izlemesi gereken çizgi budur.

Çünkü Türkiye'nin gücü bir başkasının gölgesinde değil, kendi iradesindedir.

ASIL MESELE; Yarın,

Bugün herkes anlaşmanın ne olduğunu tartışıyor.

Oysa asıl tartışılması gereken anlaşmanın yarın neye dönüşeceği.

Savunma sanayisi ortaklıkları kurulacak mı?

İstihbarat paylaşımı derinleşecek mi?

Enerji güvenliği ortaklaştırılacak mı?

Ticaret artacak mı?

Yeni ülkeler bu güvenlik mekanizmasına dahil olacak mı?

İşte bütün mesele burada.

Eğer bu soruların cevabı “evet” olursa, bugün imzalanan anlaşma birkaç yıl sonra çok daha büyük bir yapının temeli olarak karşımıza çıkabilir.

TARİHİN ÖNÜNDE BİR FIRSAT

Türkiye'nin önünde ciddi bir fırsat var.

Ama fırsatlar kendiliğinden tarih yazmaz.

Tarihi, fırsatı gören ve onu stratejiye dönüştüren ülkeler yazar.

Türkiye artık sadece “bölgede güçlü ülke” olmakla yetinmemeli.

Bölgesel güvenlik mimarisinin kurulmasında öncü olmalı.

Suudi Arabistan'ın ekonomik gücü…

Pakistan'ın askerî kapasitesi…

Türkiye'nin teknolojisi, ordusu ve diplomatik ağırlığı…

Bunlar doğru bir stratejiyle birleşirse ortaya çok daha büyük bir tablo çıkabilir.

SON SÖZ

Ortadoğu'da yıllardır başkalarının kurduğu masalarda başkalarının kararlarını izledik.

Şimdi tarih başka bir fırsat sunuyor.

Mekke Ortak Savunma Anlaşması, bu fırsatın kapısını aralıyor.

Türkiye'nin görevi ise o kapının önünde beklemek değil.

İçeri girmek.

Kendi güvenlik mimarisini kurmak.

Kendi ittifaklarını güçlendirmek.

Kendi kararını vermek.

Çünkü yeni dünya düzeninde güçlü devletlerin sandalyesi hazır beklemiyor.

Sandalyesini kendisi getiriyor.

Ve artık Türkiye için mesele sadece masada oturmak değil…

MASAYI KURANLARDAN BİRİ OLMAKTIR.

Selam ve Dua İle

Ne Zaman İnsan Oluruz

"Gelişmelere İrfan Dolu Gözle Baktığımızda"

KAYNAK: YENİ SAKARYA GAZETESİ

GÖRSEL: SOSYAL MEDYA