İnsan, sevdiğine sadece ayaklarıyla gitmez.
Kimi zaman bir dua olur aradaki mesafe…
Kimi zaman bir hasret…
Kimi zaman da aynı gökyüzüne bakarken hissedilen görünmez bir yakınlık…
Der ki Mevlânâ;
“Siz hâlâ sevdiklerinize ayaklarınızla mı gidiyorsunuz?”
Çünkü gerçek yolculuk, bedenin değil; gönlün yolculuğudur.
Neşet Ertaş bunu bozkırın diliyle söyler;
“Gönülden gönüle bir yol vardır.”
O yolun ne pasaporta ihtiyacı vardır ne de köprülere…
Kalpler birbirini buldu mu, mesafeler anlamını yitirir.
Aliya İzzetbegoviç ise hakikati tek cümlede özetler;
“İnsanın insana yakınlığı manevidir; mekânla alakası yoktur.”
Çünkü aynı evde yaşayıp birbirine yabancı olanlar vardır.
Ve dünyanın iki ucunda yaşayıp her gün birbirinin duasında buluşanlar…
Abdurrahim Karakoç’un şiirlerinde sevda, vefa ve sadakat; kilometrelerle değil, yüreğin taşıdığı emanetle ölçülür.
Onun dizelerinde insan, sevdiğini yanında olmadığı zamanlarda da gönlünde yaşatır.
Çünkü gerçek bağlılık, gözün gördüğüyle değil, kalbin taşıdığıyla ayakta kalır.
Ve bütün bu sözlerin üzerine son noktayı Peygamber Efendimiz koymuştur;
“Kişi sevdiğiyle beraberdir.”
Ne kadar derin bir müjde…
Demek ki beraberlik, aynı sofraya oturmak değildir.
Aynı şehirde yaşamak da değildir.
Beraberlik; aynı duada buluşabilmek,
aynı acıya üzülmek,
aynı sevinci paylaşabilmek,
aynı istikamete bakabilmektir.
Bugün birçok insan uzaklığı kilometrelerle ölçüyor.
Oysa gönüller birbirinden düştükten sonra yan yana durmanın da bir anlamı kalmıyor.
Öyleyse ayrılıktan yakınmadan önce herkes kalbine baksın.
Çünkü gerçek ayrılık yollar değildir.
Asıl ayrılık, gönülden çıkmaktır.
Kalpten çıkan, yan odada da uzaktır.
Kalpte kalan ise dünyanın öbür ucunda bile yanı başındadır.
İnsan, sevdiği yere ayaklarıyla varır.
Ama sevdiği insana yalnızca kalbiyle ulaşır.
Selam ve Dua İle
Ne Zaman İnsan Oluruz
“Gönül kapılarını göklere açtığımızda”
Kaynak: Yeni Sakarya gazetesi