Köyümüz buraya (anma programının gerçekleştirildiği E-5 Karayolu, Nevzat’ın Yeri Restoranına) üç kilometre yukarıda Yukarıdereköyü. Dayım orada doğuyor. İlkokulu köyümüzde okuyor. Sonra Arifiye Köy Enstitüsünde dört sene okuyor. Orada öğretmenine âşık oluyor ve okulu terk ediyor. Daha sonra memur olarak Düzce Adliyesi’nde işe giriyor. Oradayken şiir kitapları yayınlanıyor. Şiirleri bestelenmeye başlıyor. İstanbul’a tayin oluyor. Dayım dört evlilik yapmıştı. İlk evliliğinden Beratiye ve Koray diye iki çocuğu var. Son evliliği Gülay Hanım’dan da Aykut ve Ayça diye iki çocuğu var.
BABASI HALİT DEDEM, SURİYE CEPHESİNDE YEDİ SENE SAVAŞMIŞ
Babası yani Halit Dedem, Birinci Dünya Savaşı yıllarında Suriye cephesinde yedi sene savaşmış. Savaş bitince köyüne dönmüş. İstiklal Harbi sırasında asker kaçakları için Atatürk İstiklal Mahkemelerini kurmuş. Suriye Cephesinden savaştan dönen dedemi de asker kaçağı zannıyla mahkemede idama mahkûm etmişler. Dedem kendisinin bir savaş gazisi olduğunu ispat edememiş. Tam asacakları sırada Kazımpaşa Muhtarı tanımış. Kefil olunca kurtulmuş. Esasında dedemiz Türk Ordusunda yedi sene savaşmış biri. Dayım, babasının İstiklal madalyasını almak için çok uğraştı ama kayıt bulamadığı için maalesef alamadı. Buna çok üzülmüştü dayım. Halit dedem, 200 metre yukarıda odun kömürü yakardı, geçimini daha çok kömürler sağlardı. Halit Dayımlar üç kardeştiler. Ablası, dayım ve annem. Dayımın kardeşleriyle arası iyiydi. Arada bir tatile geliyordu. En sevdiği şey doğal şeylerdi. Eline ekmek alır, bahçeden domates soğan kopartır, oturur zevkle yerdi. Sonra da iki dakikada şiir yazardı. Sık sık (anma programını yaptığımız) bu restorana gelirdi. Göle nazır oturur, şiirler yazardı. En büyük hayali, şuraya (eliyle gösteriyor, göle nazır bir nokta) iki oda prefabrik bir ev koymaktı. Bunu hayal ederdi ama olmadı. Kısmet değilmiş. Dayım çok mütevazı, sakin ve yalnız bir insandı.
Bestekâr Dr. Abdullah Uysal:
Halit Bey Üst Düzey Bir Söz Yazarı Olmasaydı Ünlü Bestekarlar Ondan Beste Yapmazlardı
Efendim, eser bırakanlar unutulmuyor, herhalde Halit bey de unutulmamış, ki bakın herkes burada. Ve Türk müziği camia olarak onu unutmuyor; hâlâ çok güzel yerlerde, çok güzel mekânlarda, çok güzel solistler, eserlerini okuyor. Ben Halit beyi canlı görmedim fakat cenazesine katılmıştım, mezarlıkta vardım. Dolayısıyla biraz daha dışarıdan bir gözlük sayılırım. Yani tanıyanlara nazaran. Şimdi biliyorsunuz, müzisyenler bir kısmı mütevassıtlık derler, orta düzeydedir. Buna söz yazarları, bestekarlar ve solistler de dahildir. Aynı sınıflandırma hepsine yapılabilir. Fakat Halit bey, işte Yusuf Nalkesen gibi, Necdet Tokatlıoğlu gibi, Âmir Ateş gibi, Ziya Taşkent gibi üst düzey Türk Müziği yapan bestekarların tercih ettiği bir isim. Bu isimler beğenmeseler bestelemezler. Yani böyle bakalım hadiseye. Zeki Müren, aklına yatmayan sözü ve besteyi ağzına almaz. Demek ki Halit beyin, ortalamanın üstünde bir şiir gücü var. Öyle bir şair. Başka bir şey var: her güzel şiirden, iyi bir beste olmuyor. Yani şiir yazmak başka bir kabiliyet, söz yazarı olmak bizim tabirle güfte yazmak başka bir kabiliyet. Yani söz biraz daha bestekârı ateşleyecek. Ayrıca diğer şiirlerdeki, güftelerdeki yakalanmışlardan farklı yeni bir şeyler söylemesi lâzım. Aynı şeyleri tekrarlarsa değerli bir güfte olmaz. Halit bey o yeniliği ve farklılığı da yakalayanlardan. Güftelerini, arabesk besteleyenler de olmuş. Bülent hanımın okuduğu ‘Yaranamadım’, Kibariye hanımın okuduğu ‘Eller kadir kıymet bilmiyor anne / Senin kadar kimse sevmiyor anne’ falan filan. Bunlar da hep Halit beyin. Demek ki Halit bey, topluma ne vermişse cevabını almış, karşılığını almış. Yani bu önemli bir şey. Sanat camiasında kolay kabullenmeyen tiplerden kabul göstermesi, iyi bir şey. Bunlar hep ortalamanın üzerinde bir söz yazarı ile karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor.
BEN EN ÇOK ‘GÖKYÜZÜNDE DUMAN DUMAN BULUTSUN’ ŞARKISINI SEVERİM
Bizim divan makamı bir şeyimiz var. Bir nevi ansiklopedimiz. Gelirken baktım, ne var ne yok diye. Halit beyden aynı güfteyi birkaç farklı makamdan da besleyen olmuş. Baktım, Yusuf Nalkesen böyle yapmış, bir başkası daha yapmış. Demek ki hakikaten güfteleri tutulmuş, beğenilmiş. O bakımdan yani sıra üstü bir sanatkârla karşı karşıyayız. Ben dışarıdan bakarak bunu söylüyorum. Halit Çelikoğlu eserleri denilince, biz tabii en çok meşhur olanları biliyoruz. Bir sevgi istiyorum mesela. Kime okusak bunu, karşı cinse yazıldığını hisseder. Yoldaş arıyorum, dost arıyorum, sevgili arıyorum zanneder. Fakat hikâyesini dinleyince iş değişti. Demek ki Halit bey, daha toplumsal meselelere de hitap eden bir söz yazarıymış. Her şiirinde başka bir şey var. Ama ben okuduğum hüzzamı, Gökyüzünde duman duman bulutsun’u çok seviyorum. Çünkü seven gönül unutmuyor. Tekrar rahmet diliyorum.
Arkadaşı / Esnaf Pervin Cumhur:
Çok Dürüst, Naif ve İnce Ruhlu Bir İnsandı
Ben öncelikle bu güzel geceyi arkadaşlığa, dostluğa önem vererek, bu güzel anıları yaşatıcı Fahri beye çok teşekkür ediyorum. Bizim Halit bey ile tanışmışlığımız bundan yirmi yıl öncesine dayanıyor. Daha öncesinde, Halit beyin kız kardeşi Fikriye hanım, rahmetli şu an, kendisi Nevzat Köseoğlu’nun da annesi oluyor, benim mağaza müşterimdi. Ailece hepsi mağaza müşterimdi; Nevzat beyin eşi, çocukları falan. O şekilde tanışıyorduk. Ben genelde müşterilerimle oturup sohbet ederim. Hani alışveriş yapsın yapmasın. Tabii bu yarım, bir saat, fark etmez. Fikriye hanım da çok değer verdiğim biriydi. İşlerimin yoğun olmadığı saatlerde biz oturur konuşurduk. Bana ailesiyle ilgili konuları anlatmaya başladığında, ‘benim ağabeyim de yazar, şarkı sözü yazarı’ demişti. Ben de ‘kim?’ dedim. ‘Halit Çelikoğlu’ dedi. ‘Ha’ dedim. Ben de Halit abiyi tanımıyorum ya. Biz Sakaryalı nice ünlü yazarı tanımıyoruz maalesef. ‘Çok güzel şarkı sözleri vardır’ dedi. ‘Neler?’ dedim. ‘İşte, ‘gözlerin doğuyor gecelerime’, işte ‘Yaranamadım’, işte ‘eller kadir kıymet bilmiyor anne / senin kadar kimse sevmiyor anne’ dedi. Şaşırdım tabii. Dedim ‘bunların yazarı sizin abiniz mi?’ ‘Evet, istersen tanıştırırım’ dedi, ‘çok memnun olurum’ dedim. Telefon numaram kendisi vardı zaten. O konuşmadan birkaç gün sonra. Halit bey beni aradı. ‘Pervin hanım merhabalar’ dedi. ‘Kardeşimi çok iyi tanıyormuşsunuz galiba’ dedi. Tabii çok mutlu oldum bu arada. Konuştuk, sohbet ettik. ‘Ben Sakarya'ya sık sık gelip gidiyorum. Tekrar gelişimde size de uğramak isterim’ dedi. ‘Memnun olurum’ dedim. Sonra Adapazarı’na her geldiğinde, mutlaka bana uğrardı, sağ olsun. Her geldiğinde de yeni yazmış olduğu şarkıları, belki yarım saat, bir saat oturarak anlatıyordu. Şarkılarını yazış anılarıyla ilgili. Ben anılara girmeyeceğim. Anılar biraz sıkıntılı oluyor… Yani dostluğumuz, arkadaşlığımız böyle gelişti. Çok dürüst, naif ve ince ruhlu bir insandı.
SAKARYALILAR, HALİT ÇELİKOĞLU GİBİ ÇOK DEĞERLİ BİR EVLADINI MUTLAKA TANIMALI
Ondan sonrasında, Halit beyin tabii ki bugüne kadar çocuklarıyla olsun, eşi Gülay hanımla olsun, onlarla da görüşmeye devam ediyoruz. Oğlunun evliliğine Fahri bey ve eşi Gülseren hanımla beraber İstanbul’a gitmiştik. Allah rahmet eylesin. Mekânı cennet olsun. Biz onun çocuklarını ve akrabalarını hiçbir zaman bırakmadık. ‘Sakarya, Halit Çelikoğlu’na yeterince sahip çıkabildi mi?’ diye bir soru soracak olursanız eğer, şimdi şöyle söyleyeyim: Şu anda siz sokakta 100 kişiye sorun; ‘Halit Çelikoğlu kimdir?’ diye. Kaç kişi cevap verebilir sizce? Bana göre, iki kişi. O da belki. Şarkılarını sorarsanız, bilmeyen yoktur. Ben de buna üzülüyorum. Yani bizim Sakarya’mızın bu değerli yazarını, kültürünü maalesef gençlerimiz de bilmiyor, bizim yaşımıza gelenler de bilmiyor. Şahsi fikrim olarak şunu söyleyeceğim: Ne yapılabilir? Örneğin, bizim şehrimizde konserler oluyor. Böyle bir konser etkinliğinde, Halit Çelikoğlu'nun en azından iki şarkısını gelen sanatçı seslendirmiş olsa, bir posteri falan asılmış olsa, o kalabalık kitleye çok rahat bir şekilde ismi duyurulur diye düşünüyorum. Bundan iki sene önce, Büyükşehir Belediye Başkanımız Yusuf Alemdar bey, Halit Çelikoğlu ve Ziya Taşkent’e anma gecesi yapmıştı. Çok güzel olmuştu mesela. Bunların devamı olmuş olsa, çok daha güzel olur. Yani çok oda tanıdığım düşündüğüm. Son olarak şunu söylemek istiyorum: Üzülerek söylüyorum ki, Fahri Tuna gibi kültürümüze gönül veren insanlar olmasa, belki böyle anma programları dahi yapılmayacak. Fahri Tuna, Sakarya’nın adeta yaşayan kültür kütüphanesidir. Şehrimizin ve ülkemizin kültürel değerlerini yaşatmak, gelecek kuşaklara aktarmak için hiçbir karşılık beklemeden gösterdiği çaba çok kıymetlidir. Halit Çelikoğlu adına konserler, anma programları ve kültürel etkinlikler düzenlenmeli; Sakaryalılar dillerinden düşürmedikleri bu unutulmaz şarkıların sözlerini bir Sakaryalının, Halit Çelikoğlu’nun yazdığını bilmeli. Değerlerimizi yaşatmaya çalışan sevgili Fahri Tuna’ya, ayrıca Fahri beyi destekleyen yeğeni Nevzat Köseoğlu’na ve iş insanı Ahmet Pekşen’e gönülden teşekkür ediyor; kıymetli dostum, hemşerimiz Halit Çelikoğlu’nu rahmet ve saygıyla anıyorum.
Anma programı. Soldan: Dr. Abdullah Uysal (bestekâr), Pervin Cumhur (arkadaşı), Ahmet Pekşen (iş ve kültür insanı), Fahri Tuna (yazar), Nevzat Köseoğlu (yeğeni.)

Merhum söz yazarı Halit Çelikoğlu’nun Yukarıdereköy Mezarlığındaki kabri ziyaret edildi.

İki Sakaryalı müzik insanı: Bestekâr Ziya Taşkent ve güftekâr Halit Çelikoğlu.


Halit Çelikoğlu-Zeki Müren