Türkiye, yıllardır terör belasının ağır bedelini ödüyor.
On binlerce insanımız hayatını kaybetti. Anneler evlatlarını, çocuklar babalarını, eşler hayat arkadaşlarını toprağa verdi.
Şehitlerimizin acısı hâlâ yüreklerimizde, gazilerimizin yarası hâlâ bedenimizdedir.
Şimdi önümüzde “Terörsüz Türkiye” hedefi var.
Elbette terörün sona ermesini, silahların susmasını, gençlerimizin ölmemesini istemeyen kimse yoktur.
Ama açık konuşalım;
Bu mesele sloganla, hamasetle, kapalı kapılar ardındaki hesaplarla ve “Ben yaptım, oldu” anlayışıyla çözülemez!
Terörsüz Türkiye gibi tarihi bir hedef, birkaç kişinin siyasi projesi değildir.
Bu mesele bir partinin, bir grubun, bir kişinin veya bir makamın şahsi başarısı olarak sunulamaz.
Çünkü ortada bir Türkiye meselesi vardır.
Ve Türkiye’nin geleceğini ilgilendiren böyle büyük bir meselede milletin tamamının söz hakkı olmalıdır.
Ortak akıl şarttır!
Meclis başta olmak üzere bütün siyasi partiler, hukukçular, akademisyenler, sivil toplum kuruluşları, kanaat önderleri ve toplumun farklı kesimleri sürecin dışında tutulamaz.
Kimse “Ben bilirim, ben yaparım, siz sadece izleyin” diyemez.
Millet adına karar veriliyorsa, milletin temsilcileri de o kararın oluşumunda söz sahibi olmalıdır.
Ancak burada kırmızı çizgilerimizi de kimse yanlış anlamamalıdır.
Teröre taviz vermek başka şeydir, terörü bitirecek siyasi ve toplumsal zemini oluşturmak başka şeydir.
Türkiye terörle mücadelede yıllarca büyük bedeller ödedi.
Şehitlerimizin emaneti, gazilerimizin fedakârlığı ve şehit ailelerimizin gözyaşı hiçbir siyasi hesabın malzemesi yapılamaz.
Bu millet, dün yaşananları unutmadı.
Unutmayacaktır.
Ama terörün bitmesini istemek de geçmişi unutmak anlamına gelmez.
Tam tersine, aynı acıların bir daha yaşanmaması için aklı ve cesareti birlikte kullanmak demektir.
Terör sadece silahla başlamaz, sadece silahla da bitmez.
Terörün beslendiği zemini kurutmak; hukukla, adaletle, güçlü demokrasiyle, ekonomik kalkınmayla, toplumsal kardeşlikle ve kararlı devlet iradesiyle mümkündür.
Fakat bütün bunlar yapılırken devletin otoritesi zayıflatılmamalı, milletin birliği tartışmaya açılmamalı, Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter yapısı ve egemenliği konusunda en küçük bir tereddüde dahi izin verilmemelidir.
Silah bırakılacaksa gerçekten bırakılmalıdır.
Terör sona erecekse gerçekten sona ermelidir.
Söz değil, sonuç görmek istiyoruz.
Çünkü bu millet artık güzel cümlelerden çok, samimi ve kalıcı sonuç bekliyor.
Geçmişte yaşanan süreçlerin hataları ortadadır. Aynı yanlışları tekrar ederek farklı sonuç beklemek akıl tutulmasıdır.
Bu defa süreç daha şeffaf, daha sağlam, daha kontrollü ve daha geniş bir toplumsal mutabakatla yürütülmelidir.
Kimse bu meseleyi günlük siyasi polemiklerin içine çekmemelidir.
Kimse terörün bitmesini kendi siyasi hanesine yazmaya kalkmamalıdır.
Kimse de Türkiye’nin geleceği üzerinden siyasi rant hesabı yapmamalıdır.
Çünkü şehit kanı üzerinden siyaset yapılmaz.
Milletin acısı üzerinden kariyer inşa edilmez.
Türkiye’nin geleceği kişisel hesaplara kurban edilemez.
Bugün ihtiyacımız olan şey birbirimize bağırmak değil, birbirimizi dinlemektir.
İhtiyacımız olan şey kamplaşmak değil, ortak bir hedefte buluşmaktır.
Hedef bellidir;
Silahların sustuğu, terörün tamamen sona erdiği, devlet otoritesinin güçlü olduğu, hukukun üstünlüğünün hâkim olduğu ve hiçbir vatandaşımızın kendisini öteki hissetmediği bir Türkiye.
İşte buna Terörsüz Türkiye denir.!
Ve bunun yolu ne teslimiyetten ne inkârdan ne de siyasi gösterişten geçer.
Bunun yolu;
Akıldan geçer.
Cesaretten geçer.
Hukuktan geçer.
Devlet ciddiyetinden geçer.
Ve en önemlisi;
Milletin ortak iradesinden geçer.
Artık “Kim kazanacak?” sorusunu bir kenara bırakmanın zamanıdır.
Sorulması gereken asıl soru şudur;
Türkiye nasıl kazanacak?
Cevap nettir;
Ortak akılla, ortak iradeyle, güçlü devlet anlayışıyla ve 86 milyonun tamamını kucaklayan bir Türkiye vizyonuyla.
Çünkü bu mücadelede kazanan bir parti değil,
Türkiye olmalıdır.
Kaybeden de bir siyasi grup değil,
terörün kendisi olmalıdır.
Ve artık hiç kimse unutmasın;
Bu mesele şahısların değil, milletin meselesidir.
Bu mesele partilerin değil, Türkiye’nin meselesidir.
Türkiye’nin meseleleri de ancak Türkiye’nin ortak aklıyla çözülür.
Selam ve Dua İle…
Ne Zaman İnsan Oluruz?
“Meseleleri günlük siyasi hesapların üstünde, Türkiye’nin ve milletin geleceği açısından değerlendirdiğimizde…”
KAYNAK: YENİ SAKARYA GAZETESİ
FOTOĞRAF: SOSYAL MEDYA