“(Onlardan) sonra, arkalarından sizi yer yüzünde halîfeler, iktidar yapdık, bakalım nasıl hareket edeceksiniz diye.” Yunus suresi, 14

Dinde siyaset “Adil Yönetici” olarak methe mazhar olur. Adına ister Halife ister Emiru’l Müminin veya Cumhur Reisi deyin fark etmez işlevleri aynıdır. Tecvid söylemiyle mahreçleri bir sıfatlar ayrı denen bir kurala benzemektedir. Siyaset piramite benzer. Alt kademede sadece oy verenler vardır. Bir üstte ise parti üyeleri, sonra delegeler ve en üstteyöneticiler olarak zirveye bir baş konmaktadır. Partilerin farklı kademeleri de vardır. En bilinenleri bakanlar ve vekilleridir. Türkiye insanı ister iktidar yanlısı olsun isterse muhalefet yanlısı olsun oy vermeyi sevmiştir. Katılım oranları gün geçtikçe artmaktadır.

Rejim ve sitemlerin adı değişse de yöntem insana dayandığından dolayı insanda bulunan zaafları görmek daima mümkündür. Siyasetçiler bazen oğlunu, kardeşini yok ettiği gibi, bazen de oğlunu, kardeşini yerine ikame etmek isterler. Mesela, 50 eyaletin birleşiminden meydana gelen federal anayasal bir cumhuriyet ile yönetilen ABD de birbirleriyle akraba olan ABD Başkanları George W. Bush (43. başkan), George Bush'un (41. başkan) oğludur. John Quincy Adams (6. başkan), John Adams'ın (2. başkan) oğluydu.Benjamin Harrison (23. başkan), William Henry Harrison'ın (9. başkan) torunuydu. James Madison (4. başkan) ve Zachary Taylor (12. başkan) ikinci dereceden kuzenlerdi. Ve daha nicelerini görmek mümkündür. Siyaset en yakını korumak veya telef etmek olgusuna sahipse diğerlerini düşünmek ve yadırgamamak gerekir.

Siyaset ilkesel olarak değişim ve gelişime dayanır. Bunun en kötü tarafı ise kariyer zulmü ve menfaat devşirmesidir. Bir de ehil olmayanlara görev vermek, ayrıca görevden el çektirilenlere çalışmadan maaş vermektir. Bu yazılanlar aşikâr olan şeylerdir. Asıl olan Müslümanım diyen siyasetçilerin toplumsal ve inanç bakımından ilkeleri var mıdır, varsa nelerdir? Üyeler, delegeler ve merkez yöneticiler ile bir kule oluşturmaktadır. Karar mercii halk görünse de asıl olan üst düzlemdekilerdir. Halkın, yıllarca bilemeyeceği uygulamalar ve anlaşmalar bulunmaktadır.

Siyasetin önemli bir görevi de imar ve inşadır. Ekonomi, sağlık, eğitim ve adalet ile milli güvenlikten sorumlu olmaktır. Siyaset toplumun beyni ve kalbi gibidir. Aktif olarak bu konuda göreve talip olanlar, insanlarla ve düşünürlerle hemhal olmalıdır. Maalesef bunu görmek pek mümkün değildir. Onlar sayıya önem verirler, niteliğe değil. Şimdi bir de sosyal medya görüntüsü öne çıkmaktadır ki yapay bir bağlılık kurulmuştur. Dikkatimi çeken bir ey ise emekli vekil ve siyasetçilerin şahsi ilkeleri olsa da toplumsal etki ve tecrübeleri bize ışık tutmamaktadır. Özellikle vekil kimdir, ne işe yarar ve nedir dense doyurucu ve aklı doldurucu cevap bulanmamaktadır. Toplum, bürokrasi ve siyasetçiler üçgeninde kendine mutlu olacağı bir yer aramaktadır.

İDARECİLER

Bir kişi nasıl namaz ibadetinden sorumluysa siyasetçilerde aynı sorumlulukla görevlidirler. Tarihte halktan ziyade ulema ve ümera anılmaktadır. Şehrimizin alimi ve gerçek anlamda siyasetçisi var mı düşünmek gerekir. İslam’ın yasakladığı birçok günah ülkemizde vergilendirmiş kutsal kazanç hanesine dahildir. Faiz, içki, kumar, zina, eşcinsellik, çıplaklık gibi günahlar alenen serbest ve teşvik edilmektedir. Hatta bazı günahlar gençleri sarıp sarmalamaktadır. “Bu ezanlar ki şahâdetleri dinin temeli, Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli” denen marşa rağmen günahlar toplumu sarmaktadır.

İŞ BAŞINA GETİRİRİZ

“Bir ülkeyi helâk etmek istediğimizde oranın şımarmış yöneticilerine (iyiye yönlendirici) emirler veririz; onlar ise orada günah işlemeye devam ederler, sonuçta o ülke helâke müstahak olur, biz de oranın altını üstüne getiririz.” İsra suresi, 16

“Emirler veririz” diye tercüme edilen emernâ kelimesini “emmernâ” şeklinde okuyanlara göre âyetin mânası şöyle olmaktadır: “Bir ülkeyi helâk etmek istediğimizde oranın şımarıklarını ve azgınlarını iş başına getiririz; onlar ise orada günah işlerler, sonuçta o ülke helâke müstahak olur, biz de oranın altını üstüne getiririz.” Bu meâle göre Allah’ın şımarıkları iş başına getirmesi, ilgili toplumun serbest iradesiyle kötülüğe sapmış olmasının tabii ve kaçınılmaz bir sonucunu ifade etmektedir.

Kaynak: YENİ SAKARYA GAZETESİ