Hem ne diye beni yaratan ve sizin de dönüp kendisine varacağınız Allah’a kulluk etmeyeyim ki? Yâsîn, 22

Şehrimizde uzun yıllardır haddim olmayarak TV, Radyo ve bazı gazetelerde dini hizmetlerle meşgul oldum. Özellikle Pak FM, Hilal FM, Kanal 54 TV ve son olarak Yeni Sakarya gazetesinde uzun yazı yazmaya çalıştım.

Cami kürsüsü, ev ve kahve sohbetleri ile vakıf, dernek vs çok çeşitli sohbete konuşmacı olarak katıldım, Sayısını Allah bilir. Dünyevi bir gelir ve menfaat elde etmedim. Hatta kendi imkanlarımla bu hizmeti sürdürdüğümü müşahede edenler bilir.

Bu ülkede iki şeyi konuşmak zordur ve müşküldür. Birincisi rejimin dünya görüşü diğeri ise iktidarların hata ve eksikleridir. Halk bu konuda konuşulmasından ekseri olarak memnun değildir. Sermaye de kendine göre veya önyargıyla ya da korkularının esiri olarak sıkıntı çekmek istemediğinden çekingen ve engel koyucu olarak davranmaktadır.

Uçuk kaçık şeyler söylemedim ve yazmadım ama takip edenler bilir ki kürsü dahil her mahfilde batıl ideolojilere ve muktedirlerin yanlışlarına uzak ve mesafeli durdum. Elbet benimde çekincem ve korkularım vardır.

Yâsîn Suresi 17. ayette de açıkça "Bize düşen de sadece apaçık tebliğdir" denilerek tebliğgörevimiz vurgulanır.

Tüm bunlarla beraber şehrin altmış yılına şahit bir insanım. Kimsenin malını din adına almadık ve din sebebiyle zenginleşmedik. Rabbim de kimseye cebimizi muhtaç etmedi hamdolsun. Hatta dini seyahat ve geziler dahi tertiplemedim. Çocuklarım için kimseden resmi ve gayri resmi bir talebim olmadı.

Bazı vaaz ve yazılarımdan sonra korku ve endişeyle şu soruya muhatap oldum: Hocam bişeydiyen yok mu? Yok hamdolsun derdim. Eski bir müftümüz resmi ideoloji kurucusuna dua etmemi istediğinde şahsi dualardan uzak olduğumu görevimle ilgili takdir sizin elinizdedir demiştim. Şehitlerle ilgili hadis okuduğumda, Allah için ölüm şehadettir dediğimde eskilerden bir müftü Mustafa’m ne dedin hakkında endişe ediyorum dediğinde isterseniz istifa edip görevi terk edebilirim dediğimi bilirim. Bir müftü muavini gençliğimde delikanlı haklı olabilirsin ama seni biz koruyamayız diyerek endişesini anlatmıştı. Bir müftümüz ise kontrolsüz güç, güç değildir derken frenlemem gerektiğini ima etmişti. Tüm bunlara rağmen bir kez memurlukta kınama almıştım, daha sonra ise onlarca takdir ve teşekkürü de verdiler. Diyanette bile bir genel müdür siz kurumsal değil şahsi davranıyorsunuz diyerekten bazı hizmetlere engel olmuştu.

Gençlikte görmezden gelinen ve belki hafiften azarlanan şeylerle zaman geldi örnek gösterildik. Merkez camide cenaze dolayısıyla 80’lerde vaaz ettiğim içim o devrin il müftüsü şahsımı uyarmıştı. Sonra o camide devamlı vaaz imkanı nasip oldu. Camide itikafa kaldığımı için uyarılmıştık şimdi ise itikafa kalanlar teşvik ediliyor. Gazete yazılarım sebebiyle de çoknadir bu yazıyı yayınlamayalım diye uyarı yapılırdı. Kimseye kırgın ve kızgın değilim herkes kendi amelini işler ve hesabını bana değil Allaha verir ve Allah niyetleri ve amellerin içyüzünü bilir.

İyiliği emretmek ve kötülükten nehyetmek hepimiz için zordur. Bu vazife için başkalarının zarar görmesini asla istemem. Bu sebeple şimdilik yazı ameliyesine ara veriyorum ya da son veriyorum. Bu imkânı veren yetkililere şimdilik teşekkür eder, sizlere sağlık ve afiyet dilerim. Acaba mezarlığa gitsem ve tebliğ yapsam ölüler veya onların yakınları olan dirileri rahatsız olur mu bilmem. Tebliğ ve vaazda tevhidin şuuru ve özü yoksa neye yarar. Tevhid de şirki anlatmadan neye yarar ki…

Hiç O’ndan başka mâbudlar edinir miyim? Eğer Rahmân bana bir zarar vermek isterse onların şefaati bana hiçbir yarar sağlamaz ve onlar beni kurtaramazlar. İşte o takdirde (başka bir tanrı edinirsem) ben apaçık bir sapkınlık içine düşmüş olurum. İşte ben rabbinize iman etmiş bulunuyorum; bana kulak verin.” Yâsîn Suresi.

KAYNAK: YENİ SAKARYA GAZETESİ