Ramazan ayının üç önemli özelliği var. Kuranın indirilişi, oruç ve yardımlaşma. Bunlar iç içe bir hayatın muhteviyatıdır. TV ve sosyal medya yokken cami kürsüleri, gazete sayfaları ve gazetelerin hediye ettiği meal, hadis ve dini bilgiler kitaplarıyla sınırlıydı. Gazete kuponlarıyla çeşitli hediyeler alınırdı. O dönemim Hürriyet gazetesi dahi Yaşar Nuri Öztürk’ün yazılarına bir sayfa ayırır ve kitaplarını hediye ederdi. Toplumsal anlamda minare ışıkları ve mahyalar dikkat çekerdi. İftarlar her dönemin önemli görünme merkezleriydi. M. Kemal döneminde adı “şeker bayramı” olurken 80 ihtilalinden sonra Ramazan Bayramı diye kanunlaştı. Dine ve şeriata karşı kesimler dahi iki bayramın tatillerini çok sevdiler, bu sebeple itiraz etmediler.

Geçmiş yıllarda devlet tekelinde ki radyo ve TV’lerde konuşmak ayrıcalıktı. Bu imkanlar artınca konuşmacı sayısının çoğalması ilgiyi azalttığı ve şimdi eskisi kadar programlar ciddi olarak takip edilmiyor ya da ben takip etmiyorum, şöyle ne var ne yok diye bir göz atıyoruz. Konuşmacılara gelince hep bildik şahıslar topu topu 10 veya 15 kişi tüm kanalları dolaşmaktadır. Program sunucuları ise hatipten çok konuşuyor hatta birbirlerini programlarına konuk alarak kalan konuşmalarını tamamlıyorlar.

Programlara davet edilen kişiler ise zaman kısalığı ve konuya odaklanamamaktan dolayı yeterli etkiyi veremiyorlar. Bu şahıslar seçilirken çok özen gösterildiği kanaatinde değilim. Mesela bir cami imamı, müezzini, vaiz, kurs hocası, dernek görevlisi, cami cemaatı gibi hizmetin içinde insanları göremedik. Farklı lezzetlere gönül ve pencere açılmıyor. Programlarda ki Kuran kıraati yapan hocalarımız da vasatın biraz üzerinde okuyor.

Seçilen şahıslar ve konular gündeme uygun mu diye baktığınızda buna şahit olacak bir şey pek görünmüyor. Önemli bir husus ise diğer zamanlarda ki programları İslam’a ters düşen yayıncıların Ramazan programı ne kadar etkili olur diye yıllardır düşünüyoruz. Sakarya da ilk radyo ve TV programlarına çıkan biri olarak reklamlara dahi müdahale etmeye çalıştığıma şahittim. Hatta tesettüre riayet etmeyen bir bayanla program faydalı olmayacağı için merdivenleri inerken tekrar geri çağrılıp talebime göre programı icra etmiştim. Değerli bir hocamın İstanbul’da büyük iki kanala farklı zamanlarda davetinden dolayı otobüs parasını bana ödeyemediğinden dolayı mahcup olmasın diye o da benden olsun hocam dediğim günleri yaşamıştım.

Davulun sesi uzaktan hoş gelir derler işte öyle dini programlar dışardan hoş geliyor lakin içten ve gönülden yana etkisi ne kadardır? Sonuç olarak programlar için az masraf ve önem verilmeyen bir hazırlık oluşunca ilgi de az oluyor. Tabii iyi konuşmacı ve sunucular olabilir fakat bütünlüğe bakılırsa ilginin ve etkinin az olduğunu müşahede ediyorum.

Hayatın içinden programlar seçilmelidir. Mesela hatimle teravih nedir, nasıl uygulanır, Anadolu evlerinde ki ev hatim programları nerde ve nasıldır, örnek cami ve görevlilerin çalışmaları nelerdir., üniversite kampüs cami programları, kimsesiz çocuklar ve huzur evleri iftarları, göçmenler ve oruç ile Asya ve Afrikalı gençlerin organize ettiği teravih, teheccüd ve itikaflar ve daha çok sayılacak şeyler olabilir. Evet hapishaneler de Ramazan konusu ile buna benzer çok şey aranırsa bulunabilir. Tevhid, nübüvvet ve ahiret esasları da üzerinde durulması gereken hususlardır. Savaşın olduğu günlerde cihat ve savaş ahlakı da ele alınabilirdi.

Diyanetin üst düzey görevlileri kardeş şehir ve benzeri olarak yaptığı tebliğ gezileri çok karşılığı olan bir durum değildir. Şöyle ki gittikleri camilerde maalesef yeterli cemaat yoktur. Cemaat devamlı olarak vaaz eden kişiye gelir daima değişen ve kim olduğu bilinmeyen kişiye gelmez. Mesela hatimle namaz kıldıran hoca değişince dahi caminin dolmadığına şahidiz. Bazen bir müezzin, bazen bir imam veya vaiz cemaati derler toparlar ancak üzerinde düşünüp durmak gerekir.

Başarılı kişiler ve hocalar vardır ancak onların örnekliğinde diğer cami ve görevliler de bu koroya katılması gerekir. Teravihlerin hızla kılınması ve anlamsız yarışın önüne geçilememesi teşkilatın idari problemidir.

Halkı harekete geçirecek olan görevlilere örneklik ve önderlik yapılmazsa istenen başarı sağlanamaz. Eksiklikleri ve hataları öncelikle tespit etmek gerekir. Disiplinsiz ve plansız programlar beklenen sonucu sağlayamaz, zaman ve imkân israfı oluşur. Yapma saçlar ve yapay sözlerle beklenen ilgiyi göremeyiz. Uyandıran sözlere ihtiyaç vardır, spor spikerleri kadar cesur yorum yapamayan bizler daha çok mağlup oluruz. TRT1 de Çanakkale anması yapan sunucunun hali ve tavrı bence güzel değildi. Yapmacık sözlerle resmî ideolojiyi selamlamış oldu. Kişiler meşhur olsa da din garip olarak ortada kalmaktadır vesselam.

Kaynak: Yeni Sakarya gazetesi