Enes b. Mâlik (ra) anlatıyor: “Hz. Peygamber (sav) bir kabrin başında ağlamakta olan bir kadına rastladı ve "Allah"tan kork ve sabret." dedi. Kadın, “Git başımdan, başıma gelen musibeti sen yaşamadın!” diye cevap verdi. Hz. Peygamber"i tanımıyordu. Kendisine, onun Peygamber (sav) olduğu söylendi. Bunun üzerine kadın Hz. Peygamber"in (sav) kapısına gitti, kapıda bekleyen herhangi bir görevli de yoktu. (Peygamber"in yanına girdi ve); “Seni tanıyamadım.” dedi. Peygamber Efendimiz de,"Sabır, ancak (musibetin) ilk başa geldiği anda (olmalı)dır." buyurdu.
Bizim için önce yokluk vardı, isterseniz buna ölüm hali de diyebiliriz. Sonra ikinci ölüm için hayat yaratıldı. Ölüm tıbba göre farklı anlama gelirken dini terminolojide ise çokça başka manaya gelmektedir.
Ölüm kimine ana karnında gelir, kimine birkaç nefes sonrasında gelir, kimi ise bir asrı devirir ve beklenir. Bir hocam şöyle dedi, “ben bu yaşa kadar yaşayacağımı hiç sanmıyordum. Eskiden kırk elli yaş yaşadı mı normal sayılırdı.” Evde kocakarılar gibi oturacağımı düşünmemiştim şimdi ise kabullenip evde oturuyorum. Ne zaman yanına gitsem helallik ve ölümün yakınlığından söz ediyor. Hayatın ve zihnin yorgunluğu bakışlarında ve sözlerinde hissediliyor. Hayatta tanıdıklarının ekserisi ölümle tanış olmuşlardı.
Başka bir hocamız da şöyle demişti, “ben Yeni Camiden Orhan Camiye gelene kadar çok kişiyle selamlaşırdım şimdi ise hiç selam alıp verecek kimseyi göremiyorum.”
Diğer bir merhum vaiz hocamız ise Orhan Cami kürsüsünden cemaate göz gezdirerek şunu ifade etti, “gençliğimde tanıdığım hiç kimse kalmamış burada. İşte fanilik böyle bir şey seni doğuran ve seven ebeveynin ve onlar vasıtasıyla tanıştığın ne varsa tek tek yanından ayrılırlar.”
Ayakkabı boyacısı beyefendi “eşim öleli dokuz ay oldu hocam, dükkânı açmadığım gün dahil her gün onun kabrine gider dua ederim” dediğini duymuşumdur.
Eşini kaybeden diğer beyefendi ise “meğer başsağlığı sözlerimiz bir yalanmış ölümü tadan insan olarak yürekler yanarmış keşke eşimle daha çok beraberce yaşasaydım.”
Asırlık beyefendi ise “her pazar günü yengenin yanına gider dua eder, onunla iki üç saat konuşurum” derken kabir ziyaretini bir rehabilitasyon olarak gördüğünü bilirim.
Tek kişilik bir kabrin olduğu mezarlıkta eliyle mermerleri yıkayan ve otları temizleyen ise “depremde eşimi kaybettim burada başka bir yakınım var fakat eşimi bulamadım onu burada hissederek vaktimi burada duayla geçiriyorum” demişti.
Peygamber Efendimiz’in bir sohbeti sırasında, cennetle müjdelenen sahâbîlerden Sa’d İbni Ebû Vakkâs çok duygulanmış ve:
- Âh, keşke şimdi ölmüş olsaydım! diye hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlamıştı.
O zaman Resûl-i Ekrem Efendimiz bu sevgili arkadaşını şöyle uyarmıştı:
- “Sa’d! Eğer cennetlik isen, hayatının uzun ve yaptıklarının iyi olması senin için daha hayırlıdır”
Ölümü özlemek, ne intiharı benimsemek ne de ötanaziye razı olmaktır. Ölümü beklemek bir kavuşmanın hasretidir. Hani dinleriz ya yerin altı bazen yerin üstünden daha hayırlıdır. İşte böyle hayrı artıramıyorsanız şu duaya dönmek gerekiyor. Hz. Muhammed (s.a.v.), başa gelen sıkıntılar sebebiyle ölümü temenni etmeyi yasaklamış ve zor durumlarda, "Allah’ım! Yaşamak benim için hayırlı olduğu sürece beni yaşat, ölüm benim için hayırlı olduğu zaman da beni öldür" duasının yapılmasını tavsiye etmiştir.
Yahudilerin düştüğü şu hataya da düşmeyelim. “Onlara, “Şayet Allah katında, âhiret yurdu diğer insanlara değil de yalnız size ait ise ve bu iddianızda doğruysanız haydi ölümü isteyin bakalım!” de. Kendi elleriyle yapıp ettikleri işler sebebiyle hiçbir zaman ölümü temenni etmeyeceklerdir. Allah zalimleri iyi bilir. Bakara Suresi. 94-95
Bebeklerin ve çocukların şehvete ve toplu katliama maruz kaldıkları bu dünyada hayat anlamını yitirmektedir. Büyüklerin günahıyla hayatı ölüme dönüşen masum yavrular ölümün soğuk yüzünü bize göstermektedir. Biz onlardan kıymetli ya da çok mu değerliyiz. Asla değiliz ancak biz kendi değerimizi kaybettik.
Hz. Ömer'den rivayet edilen hadise göre, Resûlullah (s.a.v.) esirler arasında çocuğunu arayan, bulduğunda bağrına basıp emziren bir anne gördüğünde, "Bu kadın çocuğunu ateşe atar mı?" diye sormuş, "Atmaz" cevabı üzerine, "Allah'ın kullarına merhameti, bu annenin yavrusuna olan şefkatinden daha büyüktür" buyurmuştur. Biz de kaybolan insanlığımızıaramak mecburiyetindeyiz. Kaybolan şey sadece çocuklar değil, biz var oluş sebebimizi yitirmişizdir. Kalanlar suçludur, ölenler değil diyesim geliyor. Eğlence olsun diye gemi batıran medeniyetsizlerin yaşadığı çağa tanıklık ediyoruz.
Hz. Peygamber, “Hiçbiriniz ölmeyi istemesin. Zira ölmeyi isteyen kimse eğer iyi biriyse, belki daha çok hayır ve iyilik yapar. Şayet kötü biriyse, olabilir ki, tövbe edip Allah’ın rızâsını kazanmaya çalışır.”
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), kişinin başına gelen bir sıkıntı sebebiyle ölümü temenni etmesini yasaklamış ve dua ederken, "Allah’ım! Yaşamak benim için hayırlı olduğu sürece beni yaşat, ölüm benim için hayırlı olduğu zaman da beni vefat ettir" buyurmuştur. Bu hadis-i şerif, hayırlı olanı istemenin önemini vurgular.
Bayramımız mübarek olsun. Bayram kulluk imtihanının bittiği günler anlamına gelmez. Belki sevabı daha değerli günleri yaşamaya mecburuz. Rabbim sağlık, afiyet ve yardımını lütfetsin.
Kaynak: YENİ SAKARYA GAZETESİ