İzzet, yenilgiye uğramayı ve aşağılanmayı önleyen güçlü ve saygın konum anlamında bir Kur’an tabiridir. “Âcizlik, alçaklık” mânasındaki zilletin karşıtı olarak da kullanılır.
İslâm’daki ulûhiyyet anlayışına uygun olarak Kur’an’da, izzetin tamamen Allah’a mahsus olduğu (Fâtır 35/10) ve O’nun dilediğini aziz, dilediğini zelil kıldığı belirtilir (Âl-i İmrân 3/26). Fahreddin er-Râzî bu âyeti açıklarken izzetin din veya dünya ile ilgili olacağını, dinle ilgili olan en yüce izzetin Allah’a iman olduğunu ifade eder. Zilletlerin en aşağısı ise inkârdır. Böylece Allah bazı insanları iman ve irfanla aziz, bazılarını da inkâr ve sapkınlıkla zelil kılar. Bu düşünceden hareketle son dönem İslâm bilgin ve düşünürleri, müslüman toplumların kendi dinlerinin ilkelerinden uzaklaştıkça izzetlerini de kaybettiklerini, onları içine düştükleri durumdan kurtaracak gücün yine İslâm’ın izzeti olduğunu söylemektedir.
İnsan, İslâm’dan ve onun kazandırdığı değerlerden uzaklaşması halinde izzetten de yoksun kalır. Çünkü izzet sadece Allah’a mahsus olup (en-Nisâ 4/139; Fâtır 35/10) müminlerin, hatta peygamberlerin sahip olduğu izzet ilâhî bir lutuftan ibarettir. Fahreddin er-Râzî de gerçek müminlerin inananlara karşı alçak gönüllü ve şefkatli, inkârcılara karşı güçlü, dirayetli ve onurlu olduklarını bildiren âyette (el-Mâide 5/54) geçen “ezille” kelimesini açıklarken bunun “alçalma ve küçülme” olarak anlaşılmaması gerektiğini söyler.
Mûsâ sihirbazlara, “Ne atacaksanız atın!” dedi. “Bunun üzerine iplerini, değneklerini yere attılar ve dediler ki: “Firavun’un üstün gücü adına, elbette üstün gelen biz olacağız.” Sonra Mûsâ da değneğini yere attı; bir de ne görsünler, onların düzmece nesnelerini yutuveriyor! Şuarâ Suresi, 43, 44, 45
Firavunun taraftarları ve bürokrasisi işlerine Allah izzetiyle değil de firavunun izzetiyle başlamışlardır. Günümüzdekiler de bu hali devam ettirmektedirler. İnsanlar kendisini onun yanında değersiz görüp onun izzetine sığınmaktadırlar. Görevinden azl edilen dahi ona meftun ve müteşekkir olduğunu ilan etmektedir.
Tarih boyu din adamları ve siyasetçiler çoğu zaman sığınılan, sevilen, korkulan ve umut edilen izzet sahibi kişiler olarak görülmüştür. İnsan bu yönüyle iblisten daha aşağı duruma düşmüştür. Zira iblis bile yeminini Allah’ın izzeti adına yapmıştır. “İblîs, “Senin kudretine andolsun ki rabbim, içlerinden samimi kulların hariç, insanların topunu kesinlikle yoldan çıkaracağım” dedi.” Sâd Suresi, 82
Cumhuriyet döneminde izzet ve zillet örneklerini çok kere görmek mümkündür. Maalesef birçok insan idarecisini izzetle yaftalarken kendisini zillete duçar etmektedir. Batıl rejimler izzetli eğitim, hukuk ve siyaset istemedikleri gibi izzetli yurttaş da oluşmamıştır. İnsanımız bu gibi gruplarla kendisini zillete duçar edecek yağcılık ve yalancılık içinde yaşama mahkûm etmektedir. Onlarla fotoğraf çektirmek ve onunla duvarlarını ve telefonlarını süslemek durumunda kalmaktadır. Bu kişiler de halkın bu zilletinden memnun ve mesrur olmaktadırlar. Ben eskiden devlet ve siyaset adamıyla din adamını çok yetenekli ve farklı donanımlı sanırdım yaşadıkça hayallerimizin kırıldığına şahit olduk.
İzzeti yitirmek ailede başlayıp devlete de sirayet etmektedir. Ev hayvanları çocuğun yerini alırken, ebeveyn ise yalnızlığa mahkûm edilmektedir. Özellikle son çeyrek asırda halkın beşte biri yalnız yaşarken, çocuk doğurma oranları hızlıca düşmüştür, bunda en büyük pay ise siyasetin olumsuz tavrındadır. Baba ve anne evde izzetini yitirmiş, öğretmen kendi içinde ve okulda zillete mahkûm olmuş, haşyet sahibi olması gereken imam ve cemaat ise bu değerini yok etmiştir. Okullarda görülen şiddet çok yönlü bir durumdur. Günümüzde nice insanlar var ki görev yaptığı makamı hak etmemektedirler. Halkın çoğunluğunun ise bundan haberi yoktur. Kısacası halk ve idare izzeti tercih etmediği müddetçe zillete mahkum oluruz.
KAYNAK: YENİ SAKARYA GAZETESİ