Dünyanın en ağır görüntülerinden biri nedir biliyor musunuz? Elinde silah olmayan, sadece yardım taşıyan insanların karşısına tam teçhizatlı askerlerin namluları iledikilmesidir.
Bugün terörist İsrail’in uluslararası sularda dünyaya yaşattığı tablo tam da budur.Gazze’ye insani koridor açılması adına yola koyulan, kendilerini insanlığın ve merhametin temsilcisi olarak gören sivillerin üzerine silah doğrultuluyor. Üstelik uluslararası sularda bunu yapan sözüm ona bir devlet.
Terörist İsrail askerlerinin yardım teknelerine yönelik tavrı artık yalnızca bir “güvenlik operasyonu” olarak açıklanamaz. Çünkü ortada savaş gemisi yok, füze yok, saldırı yok… Ortada vicdanlarını insanlık adına ortaya koymuş merhametliler, ilaç taşıyan insanlar, yiyecek götüren vicdan sahipleri var. Üstelik içlerinde sadece Müslümanlar değil her dinin mensubu hatta ateistler var. İnsanı merkeze alan bu filo vicdan sahiplerinden oluşan bir topluluk. Buna rağmen tam teçhizatlı askerlerle sivillerin karşısına çıkılması, insanlığın vicdanına doğrultulmuş bir silahtır.
Daha da acısı, dünyanın bu meselede gösterdiği iki yüzlü tavırdır. Afrika açıklarında gemi durduran korsanlara yıllarca “barbar” ve “terörist” diyenler, bugün elinde bir çakmak dahi olmayan yardım gönüllülerine yapılan askeri müdahaleye sessiz kalıyor. Hatta sözüm ona demokrasi havarisi ABD’de bazı senatörler, meclis üyeleri yapılanı doğru buluyor. Demek ki mesele hukuk değilmiş… Demek ki mesele insan hakları da değilmiş… Güçlü olanın zulmüne sessiz kalmak, zayıf olanın ise üzerine gitmekmiş.
Oysa uluslararası hukuk çok nettir. Uluslararası sularda bulunan sivil gemilere müdahale belirli kurallara bağlıdır. Özellikle insani yardım taşıdığı belirtilen gemilere yönelik sert askeri operasyonlar; orantısız güç kullanımı, sivillerin haklarının ihlali ve insani yardımın engellenmesi anlamına gelir. Bunların hepsi görüntü ve belgeleriyle tarihe kara lekeler olarak geçecektir. Maalesef bu terörizme direk müdahil olamayan bizim neslimiz ise gelecek nesillerce yargılanacak. Öyleyse bizlerinde üzerine düşenler mutlaka var. Mesela BOYKOT.
Ama mesele yalnızca hukuk da değildir. Çünkü bazı şeyleri kanunlardan önce vicdan tartar. Bugün adaletin terazisi dünya genelinde bozulmuştur. Ama şu güzel sözü tarihe bir not alarak yazalım “Bugün bozduğunuz kantar yarın sizi de tartar”
Siz elinde yiyecek, ilaç ve yardım kolileri olan insanlara nasıl silah çekebilirsiniz? Bir tekneyi durdurduğunuzu zannedersiniz ama aslında insanlığın içinden yükselen merhamet duygusunu hedef alırsınız. İşte bugün yaşanan tam olarak budur.Dünyanın dört bir yanı avaz avaz bağırıyor “İsrail bir terör örgütüdür”.
Gazze’de insanlar ölüyor, çocuklar açlıktan hayatını kaybediyor, yardım ulaştırmak isteyenler tehdit ediliyor, engelleniyor ama devletler hâlâ korkularının arkasına saklanıyor. Güce boyun eğen bu sessizlik, zulmü daha da büyütüyor.
Elbette herkes eline silah alacak değildir. Yapılan artık herkesçe malum. Bireysel olarak bizim de bir gücümüz var; boykot. Zulmü destekleyen ürünleri almamak, o ekonomiye katkı sunmamak da bir duruştur. Çünkü bazen bir alışveriş tercihi bile vicdanın sesi olabilir.
Bir başka acı mesele ise Türkiye’den gidip İsrail ordusunda görev yapan çifte vatandaşların durumudur. Hem bu ülkenin vatandaşı olup hem de başka bir ordunun üniformasıyla sivillere karşı operasyonların içinde yer almak, toplum vicdanını derinden yaralamaktadır. Özellikle sumud filosundan dönenlerin ifadelerine göre kameralar arkasında Türkçe konuşarak alay eden insanların varlığı, milletimizin hafızasında kara bir leke olarak kalacaktır. Devletin bu konuda gerekli hukuki ve siyasi değerlendirmeleri yapması artık kaçınılmaz hale gelmiştir.
Evet bu konuyu daha öncede birkaç kez yazdım. Belki aynı konu niye yazılmış diye düşünebilirsin. Ama bu bizim bir yaramızdır, tedavi olana kadar tekrar tekrar gündeme getirmek de bizim asli vazifemizdir. Gerekirse haftalarca aynı konu yazılsın yeter ki Gazze, Filistin özgürlüğüne kavuşsun.
Bugün mesele sadece bir yardım filosu değildir.
Mesele; vicdanın, merhametin ve insanlığın hedef alınmasıdır.
Eğer dünya buna sessiz kalmaya devam ederse, yarın çocuklarımıza anlatacağımız bir insanlık hikâyesi bile kalmayacaktır.
KAYNAK: YENİ SAKARYA GAZETESİ