623 Yıllık Osmanlı dönemi kendi içinde olumlu ve olumsuz olarak değerlendirilebilir. Osmanlının inkırazından sonra onun subayları ve bürokrasisi tarafından kurulan Cumhuriyet dönemi de bir asrı tamamlamış bulunmaktadır.
“Cumhuriyet devri Türk siyasal hayatında Osmanlı dönemi siyasî hayatından miras kalan anayasa, Parlamento, siyasî partiler gibi kurumlar devam etmiş; ancak yine ilk örnekleri bu dönemde gözlenen muhaliflere karşı baskı ve hatta şiddet uygulamaları 1923 sonrasında da yaşanmıştır. Bu tür baskıların ilk ve önemli nedeni muhalefete karşı tahammülsüzlüktür.”
23 Nisan, 19 Mayıs, 30 Ağustos, 29 Ekim kutlama ve törenleri vasıtasıyla çok mükemmel bir düzen ve huzurlu bir yurttaş “yaratıldığı” dikte edilmektedir. Gerçek böyle mi okuyup düşünmek gerekir. Fikri Hür, Vicdanı Hür, İrfanı Hür Nesiller yetiştirilebildi mi diye sormak gerekir. Ülkemizde ki cehalet, şiddet, insan öldürme, aile huzursuzluğu, hukuksuzluklar, ticari rekabetin olmaması gibi tüm olumsuzluklara bakarsak arzu edilen rejime ve huzura kavuşulmamıştır.
Cumhuriyeti kuran partinin sicili, kurulduğu günden bu yana halka manen ve madden huzur vermemiştir. Sağ ve muhafazakâr partiler de halkı bunlarla korkutarak iktidarlarını sağlamışlardır. Kurucu parti iktidar olamasa da Kemalist ilkelerin ve sistemin devamının sigortası olmuştur. Hatta bu parti muhafazakâr bir parti yoluyla bir müddet iktidara da gelmiştir.
Ülkenin ekonomik, siyasi, hukuki ve benzeri birçok konusuna bakarsak sıkıntıları görmek mümkündür. Bunların başında Kemalizm adına yapılan darbeler ve Anayasa mahkemelerinin aldığı parti kapatma kararları ve yasak getirme gibi huşuları da saymak mümkündür. 163 ve 312. Maddeler vesilesiyle yapılan züllümler de sayılmayacak kadar çoktur. Laiklik uygulamaları müminden yana tavır almamıştır.
Cumhuriyet döneminde gerek devletin yönettiği ve gerekse sağlıksız ve dış güçler desteğiyle meydana gelen terör olayları ve ölümler, bombalamalar gibi şiddetler sağlıksız ve huzursuz bir toplum oluşturmuştur. Çeşitli siyasi ve dini sebeplerle uygulanan idamlar henüz gün yüzüne çıkmamıştır. Hele İstiklal mahkemelerinin yaptığı ve uyguladığı idamlarla toplum susturulmuş ve korkutulmuştur. Menemen ve Dersim olayları ve ölümler ayrı bir husustur. 6-7 1955 Eylül Olayları ise ayrı bir konudur. Burada çok uzun liste yayınlamak mümkündür. Osmanlı bakiyesi ve tecrübesi olan ülkemiz maalesef iddia edildiği gibi siyasi, hukuki, ahlaki, iktisadi ve dini bakımdan huzur sağlayamamıştır. Bunların sonuçları olarak da eğitim istenilen başarıyı vermemiştir. Polis sayısı artmış adliye binaları büyümü ve hapishaneler yarım milyon insanı ağarlar hale gelmiştir.
Din ve Diyanet camiası ise kütlesi büyük, etkisi küçük bir kurum olarak devam etmektedir. Kemalizm ve laiklik ilkesi altında din adına halka rahmet yağmuru olamadı bazen çiselemeler görüldü. Cemaat ve tarikat yapıları ise bazen kış, bazen baharı yaşatsa da ilke ve sürdürülebilirlikleri sağlanamamıştır.
Kürsü vaazlarımız hedefi olmayan ve bulmayan bir ok gibidir. Hutbelerde gerçeği ıskalayanve ne yapacağını bilmeyen bir ezber slogan olarak devam etmektedir. Camilerde ki yaz eğitimi ölmek üzere olanın dudağına sürülen su gibi onu susuzluktan asla kurtaramamaktadır.
Cumhuriyet dönemi kalıcı ve örnek bir şehir ve konut mimarisi de oluşturamamıştır. Şehirleşme maalesef etkin olarak yürütülememiştir. Partiler, devletin valisi, belediyeler ve sivil toplum denen kurumlar şehirleşmede cehalet örneği sergilemektedirler. Bir suskunluk ve vurdumduymazlık temaşa edilmektedir.
Milyonu aşan öğrenci ve öğretmen 200 bine yakın din görevlisi, yüzbinlerce güvenlikçi vsolmasına rağmen beklenen sıçrama olmamıştır. Bürokrasi imparatorluğu hükmünü sürdürmektedir. Vekillerini ve yüksek bürokratı doyurmakla görevli bir halk maalesef hiçbir şeyi sorgulama hakkına ve kıvamına sahip olmamıştır.
Kemalizm’in ilke ve söylemleri Allah ve peygamberinkinden daha önemli ve değerli kabul edilmektedir. Allah sever gibi hatta daha şiddetli olarak onlar sevdirilmektedir.
Kuran lafız olarak okunmakta fakat hüküm olarak laiklik dikenleriyle engellenmektedir. Dini eğitim kurumları ve camiler Kemalizm’i sorgulama hakkına sahip değildir. Tarihin Lat, Menat, Uzza ve Samirisi konuşulurken güncel cehalete ve putlaştırmaya karşı susulmaktadır. Toplumun şirke kaydığı şeyler ele alınmadıkça müşrikçe bir ahlak ve ibadet bizi doğru sonuca götürmeyecektir.
Cumhuriyet dönemi kendine kul sözde İslam alimini de yetiştirmiştir. Heykelleri, anıtları ve laikliği savunan ve İslami değerleri hurafeye boğan ve Müslümanım diyeni aşağılayan bir söylem devam etmektedir.
Ekin bozuldu, nesil bozuldu, kadın bozuldu, erkek örselendi, aile lafta kaldı, bereket be kanaat yok edildi ve sahte bir sevinçle yol alınmaya devam etti. Liyakat ve şartları oluşmadığı için herkes her makama ve söze kendini layık gördü.
İyi şeyler yok mu derseniz onu da haftaya konuşalım vesselam.
KAYNAK: YENİ SAKARYA GAZETESİ