“Size zor geldiği halde savaş üzerinize farz kılındı. Hakkınızda hayırlı olduğu halde bir şeyden hoşlanmamış olabilirsiniz. Sizin için kötü olduğu halde bir şeyden hoşlanmış da olabilirsiniz. Yalnız Allah bilir, siz bilmezsiniz.” Bakara, 216

İslami kavramlarda adına cihad, nefir, harp ve kıtal denirken bizim lügatte daha çok savaş olarak geçmektedir. Yaratılmışlar arasında tarih boyu var olan bir gerçektir. İnsanın halife olmasını duyan melekler onun kan dökücü ve müfsit oluşuna dikkat çekmişlerdir. Hatta ilk insanın oğullarından biri diğerini korkusuzca öldürmüştür. İnsanın dışında ki canlılar arasında dahi şiddetin var olduğunu gözlemleyebiliriz. Belki bitkiler dahi birbirine müdahale etmektedir. Savaş bir mecburiyet mi yoksa tercih mi diye düşünebiliriz. Savaş karşıtlığı sloganlar devam ede dursa da gerçek böyle olmamaktadır.

“Saldırıya uğrayanlara zulme mâruz kaldıkları için savaş izni verildi” Ayet

Savaşın zıddı sulh olarak aileden itibaren daima övülmüştür. Sulh bazen sözle bazen da zorlamayla tesis edilir. İnsan inancları ve tercihleri farklıda olsa barış içinde yaşamaya sevk edilmiştir fakat her hususta haddi aşma neticesinde savaşlar da kaçınılmaz olmuştur.

Hz Ademden Hz Muhammed aleyhimusselama kadar ki tarih için de çeşitli savaşlar olmuş bunların çok az kısmı Kuranı Kerimde açıklanmıştır. Peygamberimiz alehisselamdangünümüze de savaşlar süregelmiştir. Kuranı Kerimde birçok surede savaşlar âdeta ana konu olarak işlenmiştir. Al-i İmran sûresi, Enfal sûresi, Tevbe sûresi, Ahzab sûresi, Haşr, Nasrsûresinde işaret anlatılmıştır. Bedir, Uhud, Benî Nadir, Hendek, Hudeybiye, Mekke’nin Fethi, Huneyin, Tebuk gazveleri de izah edilmiştir. Kitabımız Rûm suresinde müminlerin dışında ki savaşı bile bize örnek göstermiştir.

“Fitne kalmayıncaya ve din bütünüyle Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın” Ayet

Kuranı Kerimde ki savaşlar günümüze nasıl taşınacak ve bize ne öğretmektedir meselesi oldukça girift bir durumdur. Zira her savaş birbirinden farklı olarak anlatılmıştır. Bu sure ve gazvelerden çıkarılacak derslerin bağlayıcı ve öğretici olan yönü nedir ve nasıl anlaşılmalıdır. Son olarak da bu sure ve gazvelerin muhatabı fertler midir yoksa yetkililer midir? Dünün askerlik ve savaş modelleri bugünle aynı mıdır gibi onlarca soruyu sormak mümkündür. Bununla beraber tüm bu konuda ki ayetlerin muhakkak bize öğrettiği hakikatler de vardır. Bunları mümin ve vaizler mi yoksa asker, siyasetçi ve bu konu da uzman olanlar mı anlayıp tatbik edecektir.

Kuran amel etmek içindir derken bazen şahsi ve bazen aile ve bazen de toplumsal ve siyasi emirleri mülahaza eder. Savaş ayetleri tek bir şahsın uygulayacağı hükümler değildir. Savaşlarla ilgili ayet ve hadisleri siyer eşliğinde acele etmeden okumak ve anlamak gerekir. Sloganik bir tarz ile anlaşılması gerçekçi değildir.

“İman edenler Allah yolunda savaşırlar, inanmayanlar ise bâtıl dava uğrunda savaşırlar. Şu halde şeytanın dostlarına karşı savaşın. Şüphe yok ki şeytanın planı (tuzağı) daima zayıftır.” Ayet

Kendi kitabında bu kadar çok harp ayeti ve örneği olduğu halde Müslüman toplumun bu konuda geri kalması kitaplarına hakkıyla iman etmediklerini ve uygulamaya koymadıklarını ortaya koymaktadır. Bu ayetler ve sureler kürsüde okumak, hatim indirmek için değil cihadmeydanında saf saf kenetlenmek içindir.

Bizim ülkemizin insanı yüzde çoğunluğu Allah dese de maalesef kurumlarımızın ilke ve hedefi İslam değildir. Mesela okulların, askeri eğitimin amaçları başka ve bize yabancı iken sadece vefat anında “şehitlik” kavramı gün ışığına çıkmaktadır.

“Eğer barışa yanaşırlarsa sen de yanaş ve Allah’a güven; O her şeyi işitendir ve bilendir.” Ayet

İslam tevhid ve cihad dinidir. Tabii ki cihadın çok çeşitli özellikleri vardır. Günümüz mümini cihad ruhunu unutunca ve unutturulunca yeryüzünde meydana gelen hadiselere ABD gözlüğüyle bakar olmuştur. Sonuç olarak Kuran Kerim ve sünnette cihad örneklerini doğru okumak gerekir ancak Kemalizm eğitim ve ideolojisinden de cihat ruhu beklemek safdillik olur. Amaçları İslam’ı yaşatmak olmayan kurumlar toplumsam çürümeye sebep olur.

Kıyamette bu ayet karşısında Müslümanlar olarak nasıl cevap vereceğiz. “Size ne oldu da Allah yolunda ve “Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu şehirden çıkar, bize tarafından bir sahip gönder, bize katından bir yardımcı yolla!” diyen çaresiz erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz?”