Birileri yine başörtüsüne dil uzatmaya başladı. Anlaşılan o ki bazı çevreler, bu milletin değerlerini, inancını ve geçmişini hazmedememiş olmaktan kurtulamıyor. Zaman zaman ortaya çıkıp insanların yaşam tarzlarına, inançlarına ve tercihlerine saldırmayı bir hak gibi görüyorlar.

Yakın geçmişte Mersin'de yaşanan bir olay hâlâ hafızalarımızda tazeliğini koruyor. Bir sitenin havuzuna haşemasıyla girmek isteyen bir kadına karşı site yönetimi ve bazı sakinler tarafından yasak uygulanmaya çalışılmıştı. Oysa haşema da diğer mayolar gibi yüzme amacıyla kullanılan bir kıyafetti. Konu mahkemeye taşındığında hukuk son derece net konuşmuştu. Mahkeme, inanç, düşünce ve kanaat özgürlüğünün anayasal güvence altında olduğunu, kat maliklerinin tamamı imza atsa dahi temel hak ve özgürlükleri ortadan kaldıracak kararlar alamayacağını belirtmiş ve haşemayla havuza girilebileceğine hükmetmişti.

Tam da bu tartışmalar sürerken geçtiğimiz günlerde önce Antalya’da yaşlı bir beyefendi! İki tesettürlü kızı sözleri ile taciz etti. Bu iki olaya hafta sonu üniversite sınavı öncesinde İstanbul'da yaşanan bir açıklama kamuoyunun gündemine oturdu. Sosyal medyada paylaşılan görüntülerde bir kişinin başörtülü kadınlara yönelik son derece çirkin ve seviyesiz ifadeler kullandığı görüldü. "Kapalı kadınlar imha edilmelidir" şeklindeki sözler sadece bir görüş açıklaması değil, açıkça nefret diliydi. Bir insanın yaşam tarzını, inancını ve kimliğini hedef alan bu ifadeler toplumun ortak vicdanını yaralamıştır. Nitekim konu adli mercilere taşınmış ve kişi hakkında halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçlamasıyla işlem yapılmıştır.

Peki insan sormadan edemiyor; bu tahammülsüzlüğün kaynağı nedir?

Burası Türkiye Cumhuriyeti'dir. Bu ülkede isteyen başını örter, isteyen örtmez. İsteyen tesettürlü yaşar, isteyen farklı bir yaşam tarzını benimser. Demokrasinin ve özgürlüğün anlamı da tam olarak budur. Özgürlük sadece kendisi gibi düşünenler için talep edildiğinde özgürlük olmaktan çıkar; ayrıcalığa dönüşür.

Ne yazık ki bazı kesimler yıllardır "hak", "özgürlük" ve "çağdaşlık" kavramlarını dillerinden düşürmezken, konu başörtüsü olduğunda aynı özgürlüğü başkalarına tanımakta zorlanıyor. Oysa gerçek demokrasi, kişinin hoşuna gitmeyen tercihlere de saygı gösterebilmesidir.

Bir an için tersini düşünelim. Bir başkası çıkıp da açık giyinen bir kadına yönelik aşağılayıcı ifadeler kullansa, onun yaşam tarzını hedef alsa veya toplumdan dışlanmasını istese buna kimse sessiz kalır mı? Elbette kalmaz. Çünkü insan onuru ve kişilik hakları herkes için geçerlidir. O halde aynı hassasiyet başörtülü kadınlar için de gösterilmelidir.

Bu milletin asırlara dayanan bir kültürü, inancı ve toplumsal hafızası vardır. Başörtüsü de bu toplumun önemli bir gerçeğidir. Kimileri için dini bir vecibe, kimileri için bir kimlik tercihi olan bu konu üzerinden insanları ötekileştirmek, ayrıştırmak ve hedef göstermek toplumsal barışa hizmet etmez.

Eğer bir kişinin dinle, inançla veya İslam'la ilgili fikrî bir itirazı varsa bunu medeni ölçüler içerisinde dile getirebilir. Ancak milyonlarca insanın benimsediği değerlere hakaret etmek, inanç sahibi insanları aşağılamak ve nefret söylemine başvurmak ne özgürlüktür ne de fikir beyanıdır. “Kapalılar imha edilsin” ne demek, düşündükçe kendi kendime bu milletin içinden bunlar çıkmaz diyorum

Unutulmamalıdır ki saygı görmek isteyen önce saygı göstermeyi öğrenmelidir. Toplumsal huzurun yolu da insanların kıyafetlerine, inançlarına ve tercihlerine müdahale etmekten değil; farklılıklarla birlikte yaşamayı başarabilmekten geçmektedir.

Başörtüsüne tahammül edemeyenler şunu artık anlamalıdır: Bu ülkenin insanları farklılıklarıyla bir bütündür. Kimsenin diğerinin yaşam tarzı üzerinde vesayet kurma hakkı yoktur. Saygı, herkes için gereklidir hem açık için hem kapalı için, hem kendimiz için hem de bizden farklı düşünenler için. Çünkü birlikte yaşamanın başka bir yolu yoktur.

KAYNAK: YENİ SAKARYA GAZETESİ

FOTOĞRAF: SOSYAL MEDYA