İşte dünya böyle bir yer... Gazze'de kadınlar, çocuklar ve masum insanlar dünyanın gözleri önünde Terörist İsrail tarafından soykırıma uğrarken, Doğu Türkistan'da yıllardır devam eden zulüm bütün çığlığıyla gökyüzünü sararken, mazlumların feryadı vicdan sahibi insanların yüreğini dağlarken; dünyanın diğer tarafında futbol bir festival havasında başladı ve bitti. Amerika, Meksika ve Kanada'nın ortak ev sahipliğinde yaklaşık bir buçuk ay önce başlayan Dünya Kupası, milyonlarca insanın eğlencesine sahne olurken, insanlığın yaşadığı büyük acılar adeta görmezden gelindi. Elbette spor yapılacak, insanlar eğlenecek ve futbolun güzellikleri yaşanacaktır. Ancak böylesine büyük insani dramların yaşandığı bir dönemde vicdanların tamamen sessiz kalması da üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir meseledir.
Aylar öncesinden hazırlanılan, milyarlarca insanın heyecanla beklediği Dünya Kupası geçtiğimiz hafta sona erdi. Geriye kalan sadece atılan goller, kaldırılan kupa ya da unutulmaz maçlar olmadı. Bu turnuva, spor tarihine belki de en çok tartışılan organizasyonlardan biri olarak geçti. Böyle bir organizasyon Filistin katliamını duyurmak adına bir fırsat olabilirdi ama olmadı.
Futbolun; dostluk, kardeşlik, eşitlik ve adaletin dili olduğu söylenir. Ne var ki bu Dünya Kupası boyunca yaşananlar, bu söylemlerin ne kadar hayata geçirildiği konusunda ciddi soru işaretleri oluşturdu. Amerika’ya gelen sporcuların tek tek aranması, bazı ülke temsilcilerinin sınır kapılarında bekletilmesi, kimi spor yöneticileri ve hakemlerin ülkeye alınmaması, daha turnuva başlamadan organizasyonun üzerine büyük bir gölge düşürdü.
Elbette bizler için A Millî Takımımızın gruptan çıkamaması bir hayal kırıklığıydı. Türk futbolseverleri olarak turnuvaya erken veda etmenin üzüntüsünü yaşadık. Ancak mesele yalnızca bizim elenmemiz değildi. Dünya genelinde milyonlarca futbolsever de sahada adaletin tam anlamıyla tecelli etmediğini düşündü.
Turnuva boyunca hakem kararları en çok konuşulan konuların başında geldi. Özellikle bazı yıldız oyuncular hakkında verilen ya da verilmeyen kararlar uzun süre tartışıldı. Futbol kamuoyunun önemli bir kısmı, bazı takımların ve bazı isimlerin diğerlerine göre daha fazla korunduğu yönünde değerlendirmelerde bulundu. Böylesine büyük organizasyonlarda en önemli unsur güven duygusudur. İnsanlar sahada kimin daha iyi oynadığının değil, kimin daha fazla desteklendiğinin konuşulmasını istemez. Biraz da konuyu örneklerle şekillendirelim. İran Millî Takımı'nın yaşadığı sıkıntılar da turnuvanın en çok konuşulan olaylarından biri oldu. Takımın konaklama ve ulaşım konusunda yaşadığı problemler, iptal edilen kritik gol ve turnuvaya erken veda etmelerine neden oldu. Öyle ki İran her maçına Meksika’dan Amerika’ya gelip maç oynadı ve geri döndü. Sporun siyasetin gölgesinden uzak tutulması gerektiğini savunanlar sessiz kaldı FIFA bu olaylara müdahale dahi edemedi. Demek ki güçlü olanın adaleti olan bir dünya spor alanında da varmış.
Yine turnuva boyunca bazı hakem kararlarının sonradan değiştirilmesi, kırmızı kart tartışmaları ve farklı uygulamalar da "aynı kurallar herkese eşit mi uygulanıyor?" sorusunu gündeme taşıdı. Amerikalı futbolcunun kırmızı kartı Trump arayınca iptal edildi. Futbolun en büyük organizasyonunda bile adalet duygusu zedeleniyorsa, geriye sadece tartışmalar kalıyor.
Provokatif davranışlar, siyasi semboller ve rakip takımları hedef alan tavırlar karşısında beklenen yaptırımların uygulanmadığını düşünenlerin sayısı oldukça fazlaydı. Mesela Mısır-Arjantin maçında Arjantinlilerin ırkçı tutumu görmezden gelindi. Oysa FIFA'nın en temel görevi, sahada da tribünde de herkese eşit mesafede durabilmektir.
Bütün bu tartışmalar arasında hafızalarda yer eden farklı görüntüler de vardı. Özellikle Filistin'e destek mesajı taşıyan semboller ve savaşın gölgesinde yaşayan çocukları hatırlatan görüntüler, milyonlarca insanın dikkatini çekti. Final maçına başörtülü bir kız çocuğu ile çıkan İspanya kaptanını, buna izin veren İspanyol yöneticilerini tebrik ediyorum. (Bu arada İspanya ile ilgili sadece bu tutumu için teşekkür ediyorum. Onlarında Müslümanlar hakkında görüşlerini unutmuş değilim). Futbolun sadece doksan dakikalık bir oyun olmadığını, bazen insanlığın ortak vicdanına da seslenebildiğini gösteren anlar yaşandı. Yıllar sonra bu turnuva konuşulurken yalnızca kupayı kazanan değil, mazlumları hatırlatan o anlamlı başörtülü çocuk ve İspanyakaptanı da hatırlanacaktır.
Dünya Kupaları gelip geçer. Kupalar müzelere kaldırılır, madalyalar sahiplerini bulur. Fakat insanların hafızasında kalan asıl şey adalet duygusudur.
Adaleti olmayan spor da güzel değildir. Futbol; sahada iyi oynayanın değil, gol atanınkazandığı bir oyundur. Spor saha içinde ve dışında yalnızca skorla değil, adaletle anlam kazanır. Çünkü adaletin olmadığı yerde ne şampiyonluğun gerçek bir değeri vardır ne de kupaların kalıcı bir itibarı...
KAYNAK: YENİ SAKARYA GAZETESİ