“Hiç kimseden bir şey beklememek” ya da “kimseye güvenmemek” ilk bakışta insanı incinmekten koruyan güçlü bir kalkan, zihinsel bir savunma mekanizması gibi görünebilir. Ancak derine indiğimizde bu durum, en temel insani ihtiyacımız olan bağ kurma arzusunu bastıran, aşırı genelleyici ve katı bir düşünce kalıbıdır.
Geçmişte yaşadığımız hayal kırıklıklarından veya kırılmalardan korunmak adına beklentileri sıfıra indirmek, kısa vadede bir güvenlik hissi yaratabilir. "Beklentim yoksa incinmem" mantığı bizi olası zararlardan korur gibi görünür; fakat aynı zamanda kalbimizin etrafına kalın duvarlar örmemize neden olur. Hayal kırıklığını önlemek adına inşa ettiğimiz bu duvarlar, ne yazık ki içeriye sağlıklı yakınlıkların, samimiyetin ve gerçek sevgimizin girmesini de engeller.
Güvenmek, ötekine dayanabilmek, bağ kurmak ve bir ilişkide beklentiye girebilmek sanılanın aksine bir zayıflık değil; son derece insani, doğal ve ruhsal sağlığın anahtarı olan ihtiyaçlardır. Kendimizi tamamen dış dünyaya kapatarak geliştirdiğimiz "hiyerarşik bir aşırı bağımsızlık" çabası, aslında incinmiş bir çocuğun savunma çığlığıdır. Kendi duygusal ihtiyaçlarımızı yok saymak ya da yokmuş gibi davranmak bizi özgürleştirmez, aksine yalnızlaştırır.
Büyümek ve psikolojik olarak esneklik kazanmak, hiç kırılmayacak bir zırh giymek değil; kırılma ve incinme riskini göze alarak da olsa insana, hayata ve ilişkilere alan açabilmektir. Gerçek duygusal dayanıklılık, risklerden tamamen kaçmakta değil, olası bir hayal kırıklığında dahi kendi öz değerimizi koruyup yeniden bağ kurabilme cesaretinde saklıdır.
Peki siz, geçmişin hayal kırıklıklarından korunmak için ilişkilerinizde beklentilerinizi sıfırlayıp o koruyucu duvarların arkasına saklanma eğiliminde misiniz; yoksa incinme riskine rağmen bağ kurmanın iyileştirici gücüne şans veriyor musunuz?
Kaynak: Yeni Sakarya Gazetesi