Milli Eğitim Bakanlığı, 2026-2027 eğitim-öğretim yılına ilişkin yayımladığı genelgeyle öğretmenlere önlük giyme ve kamu ciddiyetine uygun kılık kıyafet konusunda yeni düzenlemeler getirdi.
Elbette burada mesele yalnızca önlük değildir. Asıl mesele, yıllar içerisinde oluşturulmuş bir düzenin neden bozulduğu ve yıllar sonra yeniden benzer bir düzenlemeye ihtiyaç duyulduğudur. Çünkü bu ülkede eğitim sistemi, kılık kıyafet düzenlemeleri ve daha nice uygulama yıllardır aynı anlayışla ele alınıyor: Yapıyoruz, bozuyoruz; sonra yeniden yapıyoruz.
Bir ülkenin eğitim sistemi, kılık kıyafeti, sınav düzeni, müfredatı, kurumları ve kuralları her gelenin kendi anlayışına göre yeniden şekillendirilirse, orada artık sistemden değil, sürekli oynanan bir yapbozdan söz etmek gerekir.
Yılların tecrübesiyle oluşturulmuş, toplumun büyük ölçüde alıştığı ve devlet ciddiyetiyle bağdaşan bir kılık kıyafet düzenimiz vardı. Öğretmeninden öğrencisine, memurundan diğer kamu çalışanlarına kadar herkes için belli bir düzen ve ölçü söz konusuydu. Elbette eksikleri vardı; örneğin başörtüsü meselesi gibi yıllarca tartışılmış ve sonunda aşılmış sorunlar da yaşandı. Fakat bir sistemin eksikleri varsa, onu bütünüyle ortadan kaldırmak yerine eksiklerini gidererek geliştirmek gerekmez mi?
Peki sonra ne oldu?
“Özgürlük” adına kılık kıyafet kuralları büyük ölçüde kaldırıldı. Zaman içerisinde okullarda, kamu kurumlarında farklı anlayışların ve farklı görüntülerin ortaya çıkmasına şahit olduk. Kimisi bol paça pantolonuyla, kimisi kısa eteğiyle, kimi sakalıyla, kimi uzun saçıyla, kimi at kuyruğuyla görevine gider oldu. Öğrenciler de ister istemez bu değişimden etkilendi.
Burada mesele kimsenin saçının, sakalının, eteğinin ya da pantolonunun uzunluğu değildir. Mesele bir kurumun ciddiyetidir.
Bir okul yalnızca ders anlatılan bir bina değildir. Öğretmen yalnızca maaş karşılığı ders veren bir çalışan değildir. Öğretmen, öğrencinin karşısında duran bir eğitimcidir; aynı zamanda davranışıyla, görünüşüyle ve duruşuyla örnek olan kişidir. Devlet kurumlarının da kendine özgü bir ciddiyeti ve temsil sorumluluğu vardır.
Asıl itirazım ise kılık kıyafet tartışmasından daha büyük bir meseleye:
Biz neden sürekli bozuyoruz?
Yılların deneyiminden, birikiminden ve yaşanmışlıklarından süzülerek ortaya çıkmış uygulamaları, sırf “Biz böyle istiyoruz” diyerek bir kenara bırakıyoruz. Sonra yıllar geçiyor, ortaya çıkan sorunları görünce yeniden eskiye dönmeye çalışıyoruz.
Peki bunun bedelini kim ödüyor?
Bu ülke ödüyor. İnsanlar ödüyor. Çocuklarımız ödüyor.
Bir eğitim sistemiyle oynadığınızda yalnızca bir yönetmeliği değiştirmiş olmuyorsunuz. Milyonlarca öğrencinin, öğretmenin ve velinin hayatını etkiliyorsunuz. Her değişiklik yeni bir uyum süreci, yeni bir tartışma, yeni bir belirsizlik ve yeni bir zaman kaybı demek.
Üstelik bu yalnızca eğitimde böyle değil.
Ekonomide, hukukta, bürokraside, eğitimde, şehircilikte, tarımda, sanayide, kısacası hayatın hemen her alanında aynı yapboz anlayışını görüyoruz.
Bir şey yapılıyor, birkaç yıl sonra bozuluyor. Sonra başka bir şey getiriliyor, o da birkaç yıl sonra değiştiriliyor. Ardından yeniden eski uygulamaya dönülüyor.
Yahu kardeşim, bir durun artık!
Her gelenin yeniden baştan başladığı bir ülke nasıl ilerleyecek?
Elbette hiçbir düzen kutsal değildir. Zaman değişir, ihtiyaçlar değişir, toplum değişir. Yanlış olan elbette değiştirilmelidir. Ama değişiklik yapmanın da bir aklı, ölçüsü ve yöntemi olmalıdır. Önceki uygulama neden yapılmış, hangi tecrübelerden geçilmiş, hangi sonuçlar alınmış; bunlara bakmadan “Eskisi yanlıştı, biz yenisini yapacağız” demek yönetmek değildir.
Devlet yönetmek, her şeyi yeniden yapmak değil; doğru yapılanı koruyup yanlış olanı düzeltmektir.
Artık şu anlayıştan vazgeçmemiz gerekiyor: “Benden önce yapıldı, ben bozayım.”
Hayır. Doğruysa devam ettir. Yanlışsa düzelt. Eksikse tamamla. Çağın şartlarına uymuyorsa geliştir. Ama sırf senden önce yapıldı diye yıkma.
Çünkü kaybettiğimiz yalnızca yönetmelikler, sistemler ve yıllar değil.
İnsanların ömründen çalıyoruz.
Bir neslin eğitim hayatından, bir insanın çalışma hayatından, bir ülkenin geleceğinden zaman çalıyoruz.
Bu ülkenin artık yapbozlarla değil, akıl, tecrübe, istikrar ve liyakatle yönetilmeye ihtiyacı var.
Ne olur artık bozup yeniden yapmaktan vazgeçelim.
Bu ülkeye yazık. Kaybedilen zamana yazık. Çekilen çileye yazık. İnsanların ömrüne yazık. Yapmayın, etmeyin kardeşim.
Bir ülke her sabah yeniden kurulmaz. Bir ülke, birikimin üzerine inşa edilir. (M. Aydın'dan alıntı)
DİPNOT: Yapboz konusunda tenkitimiz olmakla birlikte ve her alanda yapbozlara şiddetle karşı çıkarken, öğretmenlere Beyaz Önlük kararı doğru bir karar. Eskiden de öyle idi. Öğretmen, talebe için numune-i imtisal/rol modeldir. Rastgele, genel ahlaka aykırı, tıransparan, dekolte ya da itinasız, bakımsız giyinemez, giyinmemelidir. Saçı sakalı temiz, bakımlı ve geleneksel ortalamaya yakın olmalıdır. Elbisesi eski, modası geçmiş olabilir ama yırtık, ütüsüz ve kirli olamaz .Önlük zaten altındaki ne olursa olsun örtecektir. 22.08.2026