Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Nikâh benim sünnetimdir. Kim benim sünnetime uygun davranmazsa benden değildir. Evlenin. Çünkü ben (kıyamet günü diğer) ümmetlere karşı sizin çokluğunuzla iftihar edeceğim…”

Yazıya bir hatırayla başlamak isterim. 1980 ihtilalinin ilk yıllarında Adapazarı Kız Endüstrisi Lisesi konferans salonunda Nüfus planlaması için din görevlileri olarak davet edildik. İslami kavramları okuma cahili olan bir bürokrat bizlere hem fetva hem de açıklamalarda bulundu. Nüfusumuz 40 milyon olduğu dönemde ülke kaynaklarının yetersizliği anlatıldı. Hiç çocuğu olmayan bir hocamız konuşmaya dahil olurken, diğer taraftan 11 çocuğu olan hoca efendi ise toplantıyı protesto ederek salondan ayrıldığı günleri hatırlıyorum. Ayrıca o dönemlerde doğum hastanesinin duvarlarına içinde, sakisiler de bebek fotoğrafları vardı ki toprak, saksilere ve insanlara yetmeyeceğini işaret ediyordu. O günün algısı ve isteği az ve zengin nüfustur.

Şimdi ise nüfusun azlığından başta iktidar olmak üzere çok kişi şikayetçi ve olaya ülke bekası olarak bakılmaktadır. Bekar olanların aile bakanı olduğu günümüz dünyasında problemler birbirine benzer devam etmektedir. Nedense aile bakanlarının kadın olması teamül olarak devam ediyor ve çok da ciddi sonuçlar alınamıyor. Aynı problem farklı ülkelerde de benzer şekilde devam etmektedir. Problem dünyanın yeni ve yenilenen algı ve kültürü olmaktadır. Problem sanayi devrimi ve kadının görünür olması sonrası hız kazanmıştır. Şimdilik durdurulması mümkün gözükmeyen bu problem yıllarca tartışılacaktır.

Peygamber tavsiyesi ve şeriat hukukunun geçersiz olduğu devlet ve toplum düzeninde İslami fikirleri yama ederek hayırlı sonuç almak mümkün değildir. Problemi konuşan ve yazanlarda aynı illete maluldür. Samimiyet ve tutarlılık yoktur.

Toplumsal bakımdan cinsiyetsizleştirme ve gelecekte yapay rahim ve benzerlerinin gelişmesiyle kuluçka dönemiyle insan üretimi ve robot sistemiyle hayatı şekillendirmeye ve korumaya çalışacaklardır. Gün gelecek yapay zekanın gösterdiğine âşık olup, insanlar oyuncak çocuklarla ve köpekleriyle eğlenecekler.

Bu problem eskiye dayanmakla beraber günümüzün siyasi yöneticileri de bu azalmaya fiilenkendileri sorumlu olarak hız vermişlerdir. Şikâyet ettikleri sonuçtan öncelikle büyük oranda sorumludurlar. Ve hala aynı zihniyet devam etmektedir. Çeyrek asırlık aile, kadın ve gençlik politikaları yetersiz olmakla beraber, negatif sonuca yol açmıştır. Mesela bir erkek iş açacağı zaman ona sağlanan destekten daha çoğu kadına sağlanarak erkekler işlevsiz bırakılmış ve aile düzenine dinamit yerleştirilmiştir. Kadın çalışmasın demiyorum ancak bu çalışma özel teşvik ve dayatmalarla sonucun olumsuzluğunu ortaya çıkarmıştır. Devlet kurumlarının öylesi vardır ki kadın hakkını savunurken özel sebeplerden dolayı aynı kurum kadınları işe almamaktadır.

TOKİ bir artı bir veya üç odalı evlerle aile ve çocuk olmayacağını bilmesi gerekir. Diğer husus hükümetin zinayı suç saymaması ve ceza getirmemesi sonucunda zinayla beraber seviyeli birliktelik gibi isimlerle yaşamları adeta teşvik etmiştir. Şehvete ucuz yoldan ulaşmak evliliği masraflı göstermektedir. Boşanma da ki mali ve benzeri problemleri, nafaka ve ödemeler de evliliği zedelemiş. Kadının şahitsiz ve delilsiz beyanıyla erkeklerin evden sürgünü de evliliğe engel olan hususlardır.

Karı Koca çalışırken aldıkları yüksek gelir onları mali bakımdan üst gelir sahibi yaparken tek maaşlı erkeklerin ise yoksulluğa mahkûm ve mahrum edilmesi de bunun sebeplerindendir.TV’lerdeki kadın programları da evliliğe mâni olurken, oynanan filmlerin artist ve oyunlaraileyi ifsat ederek toplumu sarsmaktadır. Çalışan kadına devlet desteği verilirken, eşine ve çocuğuna hayatını adayan kadın yetim ve yalnız bırakılmıştır.

Eskiye göre toplum zengin olmakla beraber yeni dönemde hayatın israf ve masraflı olması da aile ve çocuk oluşumuna engel olmaktadır. Eve 200 metre yakın okula dahi güvensizlik sebebiyle servis tutularak gönderilmektedir.

Erkelerin ve kadınların, eğitimin uzaması ve iş hayatının gecikmesi de evliliği engellemektedir. Akademik hayat, kariyer, gurbette mecburi hizmetler vs sonuç olarak evliliğe mâni olmaktadır. Doğan çocuklar dadı, babaanne veya anneanne gözetiminde bakımı veya kreş gibi mecburiyetlerde nüfusa engel olmaktadır.

Çok çocuklu ailelere ev verilmemesi de diğer bir problemdir. Çocuğu çok olanlara Toki ve iş kur öncelik vermelidir. Vergiden muaf olabilmek için 1925 tarihli yasada 6 olan çocuk sayısı 5’e indirilmiştir. Kırsal kesimde vergiden muafiyet için tek şans olarak görülen bu uygulama bundan sonra da nüfus artışında önemli bir rol oynamaya devam etmiştir. Ancak çoğu zaman aileler çocuk sayısında azalma olmaması için ölen çocuklarının nüfus kaydını sildirmekten dahi kaçınmışlardır. Doğan beşinci çocuğun nüfusa kaydı ise günü gününe yaptırılmış hatta aile arasında ismi “yol çocuğu” olarak geçmiştir.

Nüfus meselesinde bazı bürokratlar kimi Kürtlerden, kimi mültecilerden korksa da o kesimde de azalma yaşanacaktır. Yeni dünya evi dağıtmış, kadını haneden uzaklaştırmış, ahlak ve cinsiyeti yok etmiş bu parçalanmışlığın önüne kısa vadede geçmek de mümkün gözükmemektedir.

Tek yaşayanların sayısı her geçen gün artışla 5 milyon 321 bin 540'a yükseldi. Böylece son 10 yılda yalnız yaşayanların sayısı yüzde 71 artış gösterdi. Yalnız yaşayanlar. Yalnız yaşayan bireylerin oranı son sekiz yılda yüzde 14,9'dan yüzde 20'ye yükseldi. Bunların sebepleri araştırılmalıdır. Boşanma oranlarının artışı da ayrı bir bela oldu. Geç evlilik, tek yaşama, boşanma, kadın istihdamı, cinsiyetsizlik ve yeni dünya algısı, sonuç insanlar tükeniyor.Tükenen ve tüketen özgürlük uğruna devam eden bitişi izliyoruz.

Kuranda yaşlanmış peygamberlerin bile Allahtan zürriyet isterken şimdi ise gençlerin aile ve çocuktan uzaklığı talep etmeleri manidardır.

Kur’an’da, Rahman’ın kullarının ağzından müminlere öğretilen şu duayı dilden düşürmemekte fayda vardır: “Ey Rabbimiz! Eşlerimizi ve çocuklarımızı bize göz aydınlığı kıl ve bizi Allah’a karşı gelmekten sakınanlara önder eyle.

KAYNAK: YENİ SAKARYA GAZETESİ