Uzm. Dr. Orkun ZORSU

Zihin, sağlık ve hayata dair notlar

Anahtarı Unutmak Başka, Eve Giden Yolu Unutmak Başka

Unutkanlık ne zaman günlük hayatın olağan aksaklığı, ne zaman ciddiye alınması gereken bir işarettir?

Hepimizin hayatında küçük unutkanlık anları olur. Evden çıkarsınız, birkaç adım sonra geri dönüp kapıyı kilitleyip kilitlemediğinizi kontrol edersiniz. Telefonunuzu ararken bir bakarsınız, aslında elinizdedir. Gözlüğünüzü aradığınız sırada aynada kendinizi gözlüğünüzle görür ve hafifçe gülümsersiniz. Bunlar çoğu zaman yaşamın temposu, dikkat dağınıklığı, uykusuzluk ve stresle ilişkili günlük aksaklıklardır.

Ancak her unutkanlık aynı anlama gelmez. Anahtarı nereye koyduğunu unutmak başka, eve giden yolu karıştırmak başkadır. Bir ismi geçici olarak hatırlayamamak başka, her gün yapılan basit bir işi sürdüremez hale gelmek başkadır. Bu ayrımı bilmek, hem gereksiz paniği azaltır hem de gerçekten önemli belirtileri erken fark etmeyi sağlar.

Hafıza tek aşamalı bir süreç değildir. Bilginin önce dikkatle alınması, sonra kaydedilmesi, gerektiğinde de uygun şekilde hatırlanması gerekir. Bazen sorun hafızada değil, bilginin en başta yeterince kaydedilmemesindedir. Bir yandan telefonla konuşup, bir yandan mesaj okuyup, bir yandan kapıyı kilitlerken beynimiz o anı sağlam biçimde arşivlememiş olabilir. Sonra da doğal olarak, “Ben kapıyı kilitledim mi?” sorusu başlar.

Uykusuzluk da hafızanın en önemli düşmanlarından biridir. Beyin gece uyurken yalnızca dinlenmez; gün içinde aldığı bilgileri düzenler, gereksiz olanları ayıklar, önemli olanları daha kalıcı hale getirir. Kötü uyku, sabah sadece yorgunluk yapmaz; zihnin düzenini de bozar. Bu nedenle yetersiz uyuyan bir kişide unutkanlık beklenen bir sonuç olabilir.

Stres, kaygı ve depresif duygu durum da unutkanlığı artırabilir. Zihin sürekli meşgulken yeni bilgileri tutacak alan azalır. Kliniğimde de sıkça gördüğüm gibi, bazı hastalar “Acaba demans mı oluyorum?” endişesiyle başvurur; ancak değerlendirme sonunda altta yoğun stres,düzensiz uyku, depresyon ya da tedavi edilebilir başka bir tıbbi neden bulunabilir.

Vitamin eksiklikleri, tiroid bozuklukları, uyku sorunları, bazı ilaçlar, alkol kullanımı ve kronik hastalıklar unutkanlık yakınmasını artırabilir. Bu nedenle unutkanlığı yalnızca yaşa bağlamak doğru değildir. Özellikle yeni başlayan, giderek artan veya günlük yaşamı etkileyen unutkanlık varsa değerlendirme gerekir.

Kritik belirtiler nelerdir?

İlk önemli belirti, aynı soruları tekrar tekrar sormak ve yakın zamanda konuşulan önemli olayları tamamen unutmaktır. İkincisi, kişinin aynı konuyu kısa aralıklarla yeniden açmasıdır. Bir diğer uyarı işareti ise ocağı sık sık açık bırakmak, ilaçları takip edememek, para hesabında belirgin zorlanmak veya günlük işlerde belirgin hatalar yapmaya başlamaktır.

Özellikle kişinin iyi bildiği bir yerde yolunu kaybetmesi, basit bir yemeği planlamada güçlük çekmesi, randevularını ve ödemelerini sürdürememesi sıradan unutkanlıktan daha fazla önem taşır. Toplumdan geri çekilme, belirgin içe kapanma, kişilik veya davranış değişikliği de aile bireyleri tarafından ciddiye alınmalıdır.

Burada aile gözlemi çok değerlidir. Çünkü bazı kişiler kendi unutkanlığının farkında olmayabilir. Yakınlarının “Eskisi gibi değil” demesi, bazen kişinin kendi ifadesinden daha önemli bir ipucu olabilir.

Şunu da unutmamak gerekir: Unutkanlığı olan herkes Alzheimer hastası değildir. Alzheimer hastalığı demansın önemli nedenlerinden biridir; ancak tek neden değildir. Hafif bilişsel bozukluk denen ve günlük yaşamın henüz bozulmadığı bir ara dönem de ayrı bir tablo olarak karşımıza çıkabilir. Depresyon, vitamin eksiklikleri, tiroid bozuklukları, ilaç etkileri, damar hastalıkları ve uyku bozuklukları da benzer yakınmalarla kendini gösterebilir.

Bu nokta önemlidir; çünkü bazı nedenler tedavi edilebilir. B12 eksikliği yerine konabilir, tiroid bozukluğu düzenlenebilir, uyku apnesi tedavi edilebilir. Depresyon varlığında ise uygun tedaviyle belirgin iyileşme sağlanabilir. Bu nedenle değerlendirme yalnızca kötü bir ihtimali aramak için değil, tedavi edilebilir nedenleri bulmak için de yapılır.

Beyni korumak mümkün mü?

Hafızayı korumanın tek bir sihirli yolu yoktur. Ancak beyni korumak için elimizde güçlü ve uygulanabilir yollar vardır. Düzenli uyku, hareketli yaşam, sosyal ilişkiler ve zihinsel uğraşlar beynin dostlarıdır; tansiyon, şeker ve kolesterol kontrolü de bu dostların arasındadır. Bol sebze, zeytinyağı, balık, baklagil ve az işlenmiş gıda tercih etmek de kalbe olduğu kadar beyne de iyi gelir.

Burada önemli olan, beyni yalnızca hastalık ortaya çıktıktan sonra değil, sağlıklıyken de önemsemektir. Beyin yaşam boyu öğrendikleriyle, kurduğu ilişkilerle ve sürdürdüğü alışkanlıklarla kendine bir dayanıklılık alanı oluşturur. Ne kadar çok okur, öğrenir, yeni beceriler dener, farklı insanlarla temas eder ve zihni canlı tutarsak, beynin zorlu dönemlerde kullanabileceği destek de o kadar güçlenir.

Bu nedenle yeni bir rota denemek, yeni bir hobi edinmek, düzenli okumak, yürüyüş yapmak veya sosyal hayata katılmak küçük ama değerli adımlardır. Hafızayı korumak yalnızca bulmaca çözmekten ibaret değildir; iyi uyumak, iyi beslenmek, hareket etmek ve hayatla bağını canlı tutmak da bu sürecin parçasıdır.

Ne zaman doktora başvurmalı?

Unutkanlık günlük yaşamı etkilemeye başlamışsa, giderek artıyorsa, güvenliği ilgilendiren hatalara yol açıyorsa veya aile bireyleri belirgin bir değişim fark ediyorsa bir nöroloji uzmanına başvurmak uygun olur. Basit bir muayene, ayrıntılı öykü ve gerekli birkaç tetkik çoğu zaman gereksiz korkuyu azaltır; gerçek bir sorun varsa da erken müdahale şansı verir.

Sonuç olarak, unutkanlık insan hayatının olağan bir parçası olabilir. Ancak günlük işlevi bozmaya başlıyorsa, aileyi endişelendiriyorsa veya giderek artıyorsa, “yaşlılık işte” deyip geçmemek gerekir. Çünkü bazen anahtar gerçekten masanın üstündedir; kimi zaman da beyin bize “beni biraz ciddiye al” demektedir.

Kaynak: Yeni Sakarya gazetesi