Son üç sene içinde, hızlı ekonomik büyümeler kaydedildiğini biliyoruz. Fakat büyüme, ne alt gelir gruplarının satın alma gücünü [ve bağlantılı olarak yaşam kalitesini] yükseltici sonuçlar doğuruyor ne de istihdam hacmini genişletiyor. Büyümeye rağmen, yoksulluk ve işsizlik şikâyet konusu ol-maya devam ediyor. Bir başka ifade ile büyümenin ortaya koyduğu ni-metler, onu gerçekleştiren [külfetine katlanan] geniş kitlelerin uzanamayacağı bir mesafede duruyor. Kısacası, “daha fazla iş ve daha fazla aş” üretmeyen bir ekonomik büyüme ile karşı karşıya bulunuyoruz.

Bu son derece önemli arızasının yanı sıra, büyüme sürdürülebilir olma açısından da ümit vermiyor. Temel sorun belli: Borç stoku tahammül edilebilir seviyelerin üzerine çıkmış durumda [toplam borcun gayrisafi yurtiçi hâsılaya oranı yaklaşık yüzde 80]. Dahası var: Borcun hem vadesi kısa [iç borcun ortalama vadesi bir yıldan kısa], hem de toplumun sırtına bindirdiği faiz yükü son derece ağır [ortalama reel faiz haddi yüzde 15].

Sorun bu biçimde ortaya konduğu vakit, çözüm de üç aşağı beş yukarı zihinlerimizde şekilleniyor. Öncelikle borç stokunu düşüreceksiniz. Bu arada bir taraftan vadeyi uzatacaksınız diğer taraftan da faiz haddini aşağıya çekeceksiniz.

O hâlde soralım: Hükümetin izlediği ekonomi politikaları, bu çözümü destekleyici ruha ve donanıma sahip mi?

Asıl can alıcı soru şimdi: “Daha fazla iş ve daha fazla aş” üretmediği için şikâyetçi olduğumuz ekonomik büyüme, sakın böyle bir politikanın sonucu olmasın?

***

Önce birinci soruyu cevaplandırmaya çalışalım. Doğrudur, hükümet borç stokunu düşürmek için kamu harcamalarını kısmayı ve kamu gelirlerini artırmayı amaçlayan bir politika izliyor. Teknik ifade ile siyasî otorite, taşıdığı siyasî risklere rağmen, bütçenin faiz-dışı fazla vermesi için elinden gelen gayreti gösteriyor.

Sanırım biliyorsunuzdur, bu politika IMF [Uluslararası Para Fonu] patentli. İstenen şu: Faiz ödemeleri kesintisiz olarak sürdürülecek. Buna mukabil faiz dışı harcamalar [sosyal amaçlı harcamalar ve yatırım harcamaları] kısılacak. Bütçe gelirleri faiz dışı harcamalardan gayrisafi milli hâsılanın yüzde 6.5’i kadar fazla olacak.

Bu politik yaklaşımın, temel sorun olan borç stokunun büyümesini frenleyici sonuçlar doğuracağına itiraz edemeyiz. Belli bir süre sonra [bu sürenin mevcut iktidarın siyasî ömrünü aşacak bir zaman dilimi olacağından şüpheniz olmasın], borç stokunun tahammül edilebilir bir seviyeye düşürülmesi de mümkün.

Lakin izlenen politikanın bir gereği olarak, yatırım harcamaları kısılacağı için işsizlik sorunu önemini korumaya devam edecek. Öte yandan yine bir politik gereklilik olarak, sosyal amaçlı harcamalardan da vazgeçileceği için yoksulluk biraz daha derinleşecek... İşte bu da ikinci sorunun cevabı.

Şimdi nihaî sorumuzu sorabiliriz. Kırk katır mı, kırk satır mı? Cevabı lütfen siz verin.

KAYNAK: YENİ SAKARYA GAZETESİ