Bu yazı yayına girdiğinde, küresel Epstein sapıklarının bölgesel (Suni Müslümanlar!) ve küresel ortaklarıyla komşumuz İran’a saldırılarının, vahşet, mezalim ve soykırımlarının 33.günü tamamlanmış olacak.

Ne yazık ve ne acıdır ki, bu savaş ile Gazze’de, Filistin’de, Lübnan’da, Yemen’de, Suriye’de, yakın geçmişte Afganistan, Çeçenistan, D. Türkistan, Bosna, Karabağ, Kıbrıs, Arakan, Irak, Libya, Mısır ve Afrika’nın ekserinde sınıfta kalan ve insanlık imtihanını kaybeden Batı ve hususen de Müslüman alem (Direniş cephesi hariç), çok daha vahimi Suni Müslüman Dünya hem insanlık hem de İslam imtihanını kaybetmiş, son bir ümit ile yanlış yoldan dönmezlerse kaybedeceklerdir.

Bu konuya daha fazla girmeden (zira 33 GÜNDÜR HER ŞEY GÖZÜMÜZÜN ÖNÜNDE gerçekleşmekte, zalim ve zulmünü sağır sultan bile duymakta, ama Sultan bile görmektedir. Görmek ve duymak istemeyenler, mezhebi, partiyi dinin önüne geçirenler, bakar kör olanlar, kalpleri ve vicdanları mühürlenmiş, aklını yemiş olanlar hariç) yazı konumuz olan “Diyanet” mevzuuna girelim.

Komşumuza yönelik soykırımın ilk 7.gününde, ardından 16.03.2026 tarihinde daha da genişleterek e posta yoluyla Diyanet’in “Din Hizmetleri, Mobil Hizmetler, İrşat Hizmetleri, Cami Hizmetleri, Dış İlişkiler ve İslamic World Genel Müdürlüklerine” ve daha sonra da Cimer kanalıyla doğrudan “Diyanet İşleri Başkanlığına” tenkit ve talep ihtiva eden ve aşağıda yer alan bir dilekçe yazı göndermiştik. İşte o ilk iki dilekçe yazımız:

“D. İ. Başkanına;
Komşumuz, soydaşımız, Dindaşımız İran 17 gündür cayır cayır yanarken, haksız ve hukuksuz bir barbarlığa maruz kalmışken, 165 sabi katledilmişken, bırakınız Müslüman olmalarını, soydaş ve komşumuz olmasalar bile, sadece İNSAN olmaları yeterken, 6 Mart Cuma günü camilerimizde, ne VAAZLAR DA ne de HUTBELERDE tek bir cümle ile de olsa yer almaması Diyanet tarafından nasıl izah edilebilir?

Aynı suskunluk 16 Mart günü KADİR GECESİ ile ilgili mesajda da devam etti ve komşudan tek bir kelime yok. 165 Kedicik katledilse bile vaaz ve hutbelere konu olması gerekirken, 165 küçücük masum çocuğun hunharca katli, Epstein sapığı, emperyalist ve ziyonist lanetlilerin, Gazze, Filistin, Lübnan, Suriye, Yemen ve yakın geçmişte Irak ve Libya'da ve şimdide İRAN' da giriştikleri mezalim ve soykırım Diyanet'in vaaz ve hutbe konusu olmayacak ta başka ne olacak? Sadece Gazze'de mi insanlar yanıyor? Neden yalnız Gazze ve o da zevahiri kurtarmak için mi?

Gazze soykırımı boyunca aynı soykırıma maruz kalan Lübnan ve Yemen için tek bir kelime diyemeyen Diyanet, "Gazze ve diğer İslam beldelerinde" ifadesiyle geçiştirilen Lübnan ve Yemen'den sonra, şimdi de İran'ın görmezden gelinmesi bırakınız İslami açıdan, İNSANİ AÇIDAN nasıl izah edilebilir?

Yıllardır cami kürsülerinde ve Dini eğitim verilen tüm yerlerde "İSLAMIN CİHANŞUMUL BİR DİN OLDUĞU, BÜTÜN İNSANLIĞA GELDİĞİ VE TÜM İNSANLARA HİTAP ETTİĞİ" anlatılmışken ( öyle olduğundan şüphe yoktur), sadece belli bir mezhebe hapsedilmesi, bırakınız insanlığı, tüm Müslümanlara hitap ettirilmemesi nasıl izah edilebilir?

Allah aşkına şu DİNİ VE DİYANET kurumunu SİYASETİN MEMURU OLMAKTAN (Kuruluşundan beri bu böyledir) ÇIKARIN! AYM GİBİ BAĞIMSIZ, MUHTAR HALE GETİRİN. Bağlandığı tek yer ALLAH olsun ve 8 milyara hitap edecek asli hüviyetine kavuşturulsun! Memnun değiliz Allah'ta memnun olmasın! Cuma namazını öfke ile kıldırdınız bize! Düzeltin Diyanet'i, yoksa iki cihanda iki elimiz yakanızda olacaktır. Düzeltemiyorsanız, birileri engel oluyorsa, bırakınız görevi, büyük vebale girmeyin, BÜYÜK HESAP GÜNÜNDE hesap verebilir olun, olalım.

Üstelik Cumhurbaşkanımız: "Bizim Sünnilik, Şiilik gibi bir dinimiz yok, tek dinimiz İslam, İran halkına yaklaşımında Şii-Sünni ayrımı yapmadıklarını, kardeş olarak gördüklerini" ve "mezhepçilik üzerinden körüklenen çatışmalara karşı uyanık olunması" çağrısında bulunmasına rağmen, İKİ CUMADIR VAAZ VE HUTBEDE ve Kadir Gecesi mesajında KOMŞUYA YAPILAN EPSTEİN TECAVÜZÜNDEN TEK KELİME nasıl olmaz?

YAHU DİB, DİNİN HİZMETİNDEMİ YOKSA BİR MEZHEBİN, MEZHEBİ DİN EDİNMİŞ BİR ANLAYIŞIN HİZMETİNDE Mİ diye aklımıza sorular düşüyor?

Ayrıca, Konakçı denen şahıs, C. Başkanı’mızın bu tespitine rağmen nasıl mezhepçilik yapar? EPSTEİN CANİLERİ İLE KOMŞUYU NASIL BİR TUTAR? Bu arkadaş DİB'nın memuru değil mi? C. Başkanı’na rağmen bu yetkiyi nereden alıyor? Hakkında bir işlem yaptınız mı? Bütün bunlarla ilgili gereğini istirham ediyor, tatmin edici, İslam'a uygun açıklama bekliyoruz.”

Aynı Genel Müdürlüklere e posta yoluyla ve Cimer yoluyla Diyanet’e 20.03.2026 tarihinde tekraren yazdık. Bu müracaatımızın metni de şu şekilde olmuştur:

“Komşu da kan gövdeyi götürüyor! Komşu haksız ve hukuksuz bir ziyonist Epstein sapkınlarının hunharca saldırısına maruz kalmışken, Lübnan'da da ayni ziyonist vahşet sürerken, Diyanet ne Bayram namazında ne de Cuma namazında, bırakınız kardeş Müslümanlar olmalarını, komşu hakkını bile gözetmedi, Hıristiyan veya ateist olsalar bile komşu hakkı varken gözetmedi. GEÇMİŞTE LÜBNAN VE YEMEN'İ camilerde tek kelime de olsa konuşmadığı gibi, ümmetin namusunu, izzet ve şerefini kurtarmaya çalışan son sahabe nesli Hamas, Hizbullah ve İran'dan 21 gündür tek kelime edilmedi. Üstelik C. Başkanı’nın; "Bizim Sünnilik, Şiilik gibi bir dinimiz yok, tek dinimiz İslam, İran halkına yaklaşımında Şii-Sünni ayrımı yapmadıklarını, kardeş olarak gördüklerini ve mezhepçilik üzerinden körüklenen çatışmalara karşı uyanık olunması" çağrısına rağmen.”

27.03.2026 Tarihinde müracaatlarımıza cevap verilmiş olup, tarafımıza gönderilen cevabi yazı şu şekildedir:

“Başvurunuz incelenmiştir. Diyanet İşleri Başkanlığı, İslam’ın inanç, ibadet ve ahlak esasları ile ilgili işleri yürütmek, din konusunda toplumu aydınlatmak ve ibadet yerlerini yönetmekle görevli bir kurumdur.

Başkanlığımız, toplumu aydınlatma görevini Kur’an ve sünnete dayalı güncel ve doğru bilgi eşliğinde başta vaaz ve hutbeler olmak üzere cami dersleri, Radyo-TV/Sosyal Medya programları, basılı ve dijital eserler, gençlik buluşmaları, ev sohbetleri, RamazanAyı/Mevlid-i Nebi Haftası/Camiler ve Din Görevlileri Haftası/Mübarek Gün ve Gecelere özel irşat programları, kadınlara/gençlere yönelik irşat programları, konferans, sempozyum, panel vb. platformlar vasıtasıyla yerine getirme gayretindedir.

Hutbe hizmetleri de sayılan bu amaçlara çok büyük katkı sağlamaktadır.

Hutbe hizmetleri Kur'an ve sünnete uygun, güncel ve doğru bilgi eşliğinde ilgili mevzuat çerçevesinde yerine getirilmektedir.

Başkanlığımız başta vaaz ve hutbe olmak üzere diğer mecralarda da bütün mazlum coğrafyalardaki zulme uğrayan kardeşlerimize dualar etmekte ve vatandaşlarımızı bu konularda bilgilendirmektedir.

Başkanlığımızın konuya dair hassasiyeti bundan sonra da devam edecektir.

İlginize teşekkür eder, çalışmalarınızda başarılar dilerim.”

DİB’na, öncelikle cevap verme duyarlılığında bulunduğu için teşekkürü bir borç biliriz. Zira cevap vermeyebilirlerdi. Nitekim bilirler ki ve bilinir ki, cevap vermedikleri takdirde günümüz şartlarında yapılabilecek, hesap sorulabilecek bir atmosfer bulunmamaktadır.

Ancak, görüldüğü gibi yuvarlak bir cevap verilmiş, sorularımıza cevap ve derdimize derman değilde, her zaman yaptıkları, vaaz ve hutbelerde dillendirdikleri gibi, yine komşu ve Lübnan’dan bahsedilmemiş, aynı cümle tekrar edilmiş ve “bütün mazlum coğrafyalardaki zulme uğrayan kardeşlerimize” ifadesi ile adrese değil de ortaya bir söz ile geçiştirilmiştir.

Diyanet teşkilatımız hakkında, müracaat yazılarımızda belirttiğimiz hususlara ilaveden daha birçok sorun ve sorularımızı başka bir makale konusu yapmak üzere ve makaleyi daha fazla uzatmadan şimdilik bu kadarla yetinelim.

DİYANETİN; SİYASETTEN VE SİYASİ İKTİDARLARDAN BAĞIMSIZ, PARTİLER, MEZHEP, MEŞREP VE TÜM KILİKLER ÜSTÜ, SADECE “DİNİN DİYANETİ” OLAN VE “AYM” GİBİ BAĞIMSIZ/MUHTAR BİR KURUM OLMASI, OLMAZSA OLMAZLARDAN OLDUĞUNU ŞİMDİLİK BELİRTEREK.

Kaynak: Yeni Sakarya gazetesi