Şehir dönüşüyor. Şantiyeleşiyor çocukluğumuzun ayak izleri. Hatıralar siliniyor köşe başlarından; yeni hatıralara şahitlik etmek için belki de. Evet, şehir hiç olmadığı kadar şantiyeleşiyor. Muazzam yatırımlar yapılıyor, yeni bir şehir inşa ediliyor. Takdir ediyor insan. Emeği geçenler büyük iş yapıyor, itiraz da etmiyorum. Ancak şehrin ruhu da en az beton bloklar kadar önemli ve asla ihmal edilmemeli.

Bir Osmanlı mozaiğidir Sakarya. Manavlar, Karadenizliler, Boşnaklar, Arnavutlar, Abazalar, Çerkezler, Gürcüler, Doğulular vb. bu şehrin ana unsurlarıdır. Müslüman kardeşlik hukuku belirledi bu şehrin kimliğini. Önce acılar paylaşıldı, sonra ekmek, sonra mezar... Ortaya kadim şehir Sakarya çıktı. Bu çok kültürlülük zamanla monokültürlülüğe dönüştü. Sakarya; mahallesinden köyüne, ilçesinden şehir merkezine kadar insanlık tarihi kadar eski örf, adet ve geleneklere sahiptir. Bu şehri değerli kılan da işte bu özelliğidir.

Verilere göre Sakarya'nın nüfusu 1.123.693 kişidir. Bu sayının önümüzdeki beş yıl içinde en az yüzde 50 artması bekleniyor. Ancak bu artış çok da planlı gerçekleşmiyor. Gelen insanların niteliği, mevcut demografik yapıyla uyumu ve aidiyet duygusu çoğu zaman göz önünde bulundurulmadan aramıza katılıyor. Bu da zamanla hafızamızı yitirmemize, medeniyet anlayışımızın aşınmasına ve şehir kimliğinin zayıflamasına sebep oluyor. Bu nedenle şehre yapılan yatırım yalnızca eşyaya ve betona olmamalıdır; eşya kadar insana da yatırım şarttır.

Unutulmamalı: Şehirler de canlılar gibi biyolojik varlıklardır. Doğru bakılması, özenle işlenmesi gerekir. Şehir planlaması hem mimari hem de insani manada ilmik ilmikişlenmelidir. Kozmopolit değil, monokültürlülük esas alınmalıdır.

Kaynak: YENİ SAKARYA GAZETESİ