Konuşturan: Şair Kadir Korkut, Anlatan: Yazar Fahri Tuna

Rotterdam, birkaç cümle ile nedir senin için Fahri Abi? Aklına neler gelir Rotterdamdenilince? Bizim Hollanda dediğimiz ülkenin batı dillerinde adı Nederland. Manası, alçak ülke. Yani yer yüzü seviyesinin altındaki ülke. Bu ülkenin de en tipik şehri, Rotterdam. Diğer yandan Rotterdam, her yönüyle rengârenk bir ülke. Etnik açıdan, sosyolojik açıdan, fiziki açıdan, coğrafi açıdan… en önemlisi de insan yüzleri açısından. Özetle, Rotterdam denilince, yerin altında rengârenk bir şehir gelir benim aklıma.

Rotterdam’ı kısaca tanımak istesek? Hollanda’nın güney batısında yer alan ülkenin ikinci büyük şehri Rotterdam. Bizim Adapazarı merkezi kadar, 650 bin civarında bir nüfusa sahip. MaasNehrine çıkan kanallar üzerine kurulu bir şehir. Bisiklet ve sandallar şehri. Heykeller şehri. Hollanda kralı ve kraliçesinin heykelleri de var meydanlarda. Grafik ağırlıklı şehir. Yeldeğirmenleri ile de ünlü. Bir ilginç özelliği de sokaklarında 180 farklı milletten insanlar dolaşıyor. Rengârenk demem en başta bundan. Bir de Avrupa’nın en büyük limanına sahip şehir deniliyor. Ünlü futbol takımı Feyenoord da Rotterdam takımıymış.

Rotterdam’ın bizim için önemi nedir? 650 bin nüfusun 50 bini Türk. Birincisi şehrin % 7’si Türk. Yani sokaktaki her 13 kişiden bir Türk vatandaşı. Bu şu demek; Hollanda’da en büyük Türk nüfusu Rotterdam’da yaşıyor. İkincisi, Türkiye’nin batı Avrupa’ya ihracatının çok büyük bölümü Rotterdam limanından yapılması. Bir sanayi ve lojistik üssü bizim için Rotterdam. Diğer yandan belki de bütün Avrupa’da yaşayan en iyi beş Türk romancıdan ikisi, Şeyda Koç Asyalı ve Murat Tuncel orada yaşıyor. Ve yine bildiğim kadarıyla, tüm Avrupa’da Türkçe eğitim veren tek İslam Üniversitesi de Rotterdam’da.

Rotterdam senin dünyana nasıl girdi abi? İlk tanıdığın Rotterdamlı kimdir? 2011 yılı olmalı. Bizim edebiyat camiasından öyküleriyle dikkat çeken Şeyda Koç Asyalı hanımefendi ile Üsküdar’da bir edebiyat programımda tanıştık. Zamanla yazar/yazar, yazar/editör, ailece dost olduk. Şeyda Hanım yarı İstanbul-yarı Rotterdam’da yaşadığını söylemişti. Dünyama ilk Rotterdam kavramı kıymetli yazar dostum Şeyda Koç Asyalı ile girmiş oldu.

Rotterdam’a ilk gidişin ne zaman ve neden? Başka gidişin oldu mu? 2017 yılı Mart’ında bir edebiyat etkinliği için davet edildim. Üç günlük bir edebiyat-sanat gezisiydi. Çok güzel geçti benim açımdan. Dördüncü gün de Belçika’nın başkenti Brüksel’i gezmek kısmet oldu. Hep dinlediğim Batı Avrupa medeniyetinin izlerini, ne idüğünü, olumlu ve olumsuz yönleriyle, hücrelerine kadar ilk kez daha yakından görme imkânı buldum. Beni o edebiyat programına davet eden, vefalı yürekler Şeyda Koç Asyalı - Mevlüt Koç dostlarıma hassaten çok teşekkür ediyorum. Bir daha da gitmek kısmet olmaldı.

Rotterdam senin için kimler demek Fahri Abi? Tanışma sırasıyla söylemek gerekirse, şöyle bir sıralama yapabilirim: En başta tabii ki Şeyda Koç Asyalı, Mevlüt Koç çifti. Sonra Ayşe Kılıç Hanım.Yazar Murat Tuncel. Tv sunucusu Sibel Tor. Ve Deniz Radyo Televizyonun yöneticisi Özcan Özbay.

İlk olarak Yazar dostunuz Şeyda Koç Asyalı ile başlayalım mı abi? Memnuniyetle. Dediğimi gibi, Yazar Şeyda Koç Asyalı ile yaklaşık on beş yılı aşan bir dostluğumuz var. Şeyda Hanım İstanbullu bir yazar. 1970’lerde erguvan kokulu İstanbul’da doğmuş, çocukluğu 1980’lerde İstanbul’da geçmiş, hakiki bir İstanbullu. On dokuzunda akademisyen Mevlüt Koç ile evlenip Hollanda Rotterdam’a yerleşmiş. Ardından Üniversite eğitimini tamamlamış bir yazarımız. Edebiyata şiirle başlamış. İlk öncesi, ilk kitabı, Devşirme, ilk ve tek şiir kitabı mesela. Tanıştığımız yıllarda öyküler yazıyordu. Hatta Sen Tara Saçlarımı öykü kitabının editörlüğünü ben üstlenmiştim, zevkle. Sonra romanları yayınlandı. Sık Dişini Helası Cinayeti, Köpek Öldüren Tüneli, Mahpeyker Kösem Sultan, Kunduz Şinasi, Bumerang isimli fantastik, tarihi ve polisiye türü gençlik sekiz romanı var. Değerler eğitimi alanında da çok eseri var. Son yıllarda daha çok çocuk edebiyatı alanında yoğunlaştı. Deneme kitapları da var. Neredeyse edebiyatın birçok alanında eser veren çok değerli ve üretken bir Türk yazarı Şeyda Koç Asyalı. Ülkemizde hak ettiği ilgiyi de en kısa zamanda görür inşallah. Konsantre olsun, başkasının bir yılda yazdığı bir kitabı Şeyda Hanım, dört ayda yazabiliyor, maşallah. Yeteneği kadar üretken ve gayretli de. Haziran 2026 tarihi itibarıyla bugün kitap sayısı, üçü öykü, dokuzu roman, otuz yedisi çocuk ve gençlik edebiyatı olmak üzere 49’dur. Yaşı kadar kitabı olan güzide bir yazarımız. Billur Türkçemizi Avrupa’da yaşatan az sayıdaki yazarlarımızdan. Bu nedenle de yazdıkları ve yaptıkları ayrıca değerli.

Şeyda Hanımla ortaklaşa çalışmalarınız da oldu zannediyorum? Dediğim gibi 2014’te yayımlanan Sen Tara Saçlarını öykü kitabının editörüydüm. Kitap adının öyküsü de güzeldir. Şeyda Hanım, sağ olsun, projelerim olan Yazistanbul-1, Edirne Meriç Hikâye Günleri, Akademi-Edirne ve Akademi-Taraklı gibi bazı çalışmalarıma, davetimi kırmayarak katılmıştı. Yine Akademi-Taraklı Projem çerçevesinde Şeyda Koç Asyalı’yı, Taraklı gençleriyle buluşturmuştuk. Söyleşi imza günü sonrası, eşim de bizimle birlikteydi, merhum Hattat Saim Özel’in eşi Saime Teyze’yi evinde ziyaret etmiştik. Saime Teyze, eşi Hafız Hattat Saim Özel ile evlendikleri 1950’li yılların başlarında, İstanbul Nuruosmaniye, Gedikpaşa ve Kapalıçarşı günlerini, zor teknik imkanlarla cami meşrutalarında yaşadığı günleri anlattı. Ve bir de tarak hikâyesini. Bu olay Şeyda Koç Asyalı’nın zihninde iz bırakmış olmalı ki üç beş ay sonra tabii bazı kurgularla da geliştirerek bu isimle bir öykü yazdı. Kitabının adını, beş-altı alternatifönerimin arasından, o anıdan yola çıkarak, Sen Tara Saçlarımı koydu. Hem Saim Amca-Saime Teyze’ye, hem de bizim Taraklı’ya göndermeydi bu. Çok vefalı bir yürek, çok vefalı bir kalemdir Şeyda Koç Asyalı. 2017 Mart’ında ise kendisi benim için organize ettiği Rotterdam Edebiyat Günleri düzenleyip, beni Rotterdamlı edebiyatseverlerle buluşturmuştu. Sonra birlikte Belçika’nın başkenti Brüksel’de düzenlenen bir edebiyat paneli ve imza gününe de katılmıştık. Ayrıca bazı yazarlarla tanıştırmış, beni Hollanda genelinde yayın yapan bir Türk televizyon ve radyoya çıkarıp söyleşiler yaptırmıştı. Sonraki yıllarda ben onun portesini yazdım, o benim portremi yazdı. Ben onunla söyleşiler yaptım, o benimle söyleşiler yaptı. Ailece de görüştük, görüşüyoruz. Kısacası, aslen Aziz Nesin gibi Şebinkarahisarlı bir ailenin kızı olarak İstanbul’da doğup büyüyen, örnek bir İstanbul Türkçesiyle yazan ve konuşan, ekseriya Rotterdam’da yazları Muğla’da Şeyda Koç Asyalı kardeşimin, üzerimdeki hakkını ödeyemem. Eşi Mevlüt Koç’un da.

Mevlüt Koç’u soracak olsam? Mevlüt kardeşim, Yazar Şeyda Koç Asyalı hanımın eşi. İlahiyatçı. Daha doğrusu İslâm hukukçusu. Geleneksel ve modern, iki türden de iyi eğitim almış, organizatör ruhlu, becerikli, karizmatik, sosyal, iyi hitabeti olan biri. Yaşı, sanıyorum şu günlerde 53-55 filan olmalı. Ortadan uzunca boylu, kalıplı pehlivanvari yapılı, temiz yüzlü, seyrek saçlı bir Anadolu delikanlısı. Misafirperver. Kalender. Rotterdam’ı birçok turist rehberinden çok daha iyi bilen, çok daha iyi gezdiren biri. İyi de bir baba, iyi de bir eş. Girişimci ruhlu bir Türk. Tek başına bir enstitü / üniversite açıp ayakta tutan, daha ilginci öğrencileri Rotterdam’a toplamak yerine, bizzat Avrupa’yı dolaşarak, bir gün onlara Brüksel’de ertesi gün Frankfurt’ta, daha ertesi gün Paris’te ders veren, haftayı neredeyse böyle şehir şehir ders vererek dolaşan ve kurumunu ayakta tutan örnek bir eğitimci. Mümin, muvahhit, Müslüman adam. Çok da geniş bir çevresi vardır. Buradan Mevlüt Koç kardeşime de selâmlarımı gönderiyorum.

Rotterdam’da yaşayan Ayşe Kılıç hanımla uçakta başlayan bir arkadaşlığınız var galiba? Şöyle oldu. Hollanda’ya giderken uçakta üç kişi yan yanayız. Ben pencere dibindeyim. Baktım yanımda benden on yaş genç bir hanım, koridor başında ise üniversite kuşağında bir genç kız var. İkisi de kitap okuyorlar. Bu çok hoşuma gitti benim. Yarım saat kadar vakit geçti. Çay kahve servisi geldi. Dedim ki ‘gençler, ben yazar bir büyüğünüzüm, sizleri de kitap okurken görüyorum, çok sevindim. Kahveleriniz benden.’ Tanıştık. Kızımız Malatyalı bir İTÜ öğrencisi, Amsterdam’daki arkadaşına tatile gidiyormuş. Diğer hanımın ise adı Ayşe Kılıç imiş. Aslen Giresunlu ama ailesi Gebze’de oturuyormuş. Yıllar önce Hollanda’ya gelin olmuş. Evlilik yaşında bir kızı bir oğlu varmış. Rotterdam’a 90 km mesafede bir kasabada yaşıyormuş. Eşi vefat etmiş. Girişimci inançlı tesettürlü çilekeş ve hayata tutunmaya çalışan, iyi de okuyan biri. Amsterdam Havaalanı’na indiğimizde bana çok yardımcı oldu, resmi muameleler, şunlar bunlar. Ta Rotterdam’dan taksileriyle beni almaya gelen Şeyda Hanım’la buluşmamıza da yardımcı oldu. Ortadan uzunca boylu, beyaz tenli, temiz yüzlü, inançlı bir kardeşimiz. Sonra edebiyat programıma da geldi, doksan kilometreden, zahmet edip. Meraklı bir yazarımdır, malum; Avrupa’daki Türklerin hayatını ben biraz Şeyda Hanım, biraz da Ayşe Kılıç Hanım’dan öğrendim diyebilirim. Bayramlarda kandillerde yazışmalarımız devam ediyor. Allah yolunu açık etsin.

Romancı Murat Tuncel’i sormak istiyorum size? Üç günlük Rotterdam ziyaretimde Şeyda Koç Asyalı Hanım, kendisi gibi bir romancı arkadaşı Murat Tuncel Bey ile tanıştırdı beni.Rotterdam’da yaşan Doğulu bir ağabey. Kars doğumlu olmuş olmalı. Orta boylu, esmerce yüzlü, belirgin kaşlı, her sosyalist/sosyal demokrat gibi bıyıksız sakalsız, zarif ve kibar bir bey. Sanıyorum benden yedi-sekiz yaş kadar büyüktü. Narin Kalesi’nden Kaçış adlı romanını imzalamıştı, bana, iyi hatırlıyorum. Ben de ona Kırk Güzel İnsan kitabımı. Başka da romanları varmış. Şeyda Hanım gibi o da Avrupa’da Türkçenin ses bayrağını dalgalandıran kahramanlarımızdan. Tüm Hollanda’ya yayın yapan, Deniz TV’de Sibel Tor’un yönettiği bir edebiyat programında, Şeyda Koç Asyalı, Murat Tuncel ve ben, Türk edebiyatını, Türkçeyi ve yazarlığı konuşmuştuk. Şimdilerde 75’inde olan Murat ağabeyimize, uzun ve bereketli ömür diliyorum, buradan.

Televizyon programcısı Sibel Tor hanımı sormak istiyorum abi sana? Sibel Tor’u Rotterdam merkezli yayın yapan Deniz TV’de tanıdım. Edebiyat söyleşimizin yöneticisiydi. Ertesi gün Deniz Radyo’daki söyleşimin de yöneticisiydi. Programın ardından yarım gün bana Rotterdam’ı gezdirdi. O akşam Koç Ailesi’nin beni harika ağırladığı müzikli yemekte de vardı Sibel kardeşim. Aslen Antepli bir Türk kızı. O yıllarda otuzunda filandı. Orta boylu, kumral dikdörtgen yüzlü, akıllı başlı, enerjik, cana yakın ve becerikli bir kızımız olarak izlenim bıraktı bende. Sonraki yıllarda zaman zaman telefonlaştık, mesajlaştık, bayramlaştık. Rotterdam’daki başarılı Türk kadınlarımızdan biri olarak hatırlıyorum Sibel kızımızı. Buradan, selâm gönderiyorum Sibel Tor kardeşime.

Son olarak Radyocu Özcan Özbay’ı sorsam sana Fahri Abi? Rotterdam’da Deniz Radyo’daki söyleşimiz öncesinde Sibel Hanım, Radyonun sahibi ve genel yayın yönetmeni Özcan Özbay ile tanıştırdı beni. Meğer beni bir sürpriz bekliyormuş: Özcan Bey hemşerimiz değil miymiş… Düzceli Çerkez bir babanın, Hendekli Abhaz bir anneden olma oğlu çıktı. Hemen Adapazarı’nın Manav-Abhaz fıkralarından birini anlatıp kahkahalarla güldük ikimiz de. 1997’de kurmuş Deniz Radyo’yu Özcan kardeşimiz. Başarılı bir radyocu. Benim yaşlarımda, benden biraz uzunca boylu, iri kemikli, seyrek saçlı, temiz mahcup yüzlü bir kişi. Arada yazışıyoruz. İnternet üzerinden bütün dünyadan takip edilen bir iyi bir radyocu, Özcan Bey. Başarılarının artarak devamını diliyorum.

Son olarak, Rotterdam denilince aklımızda nasıl bir cümle kalmalı? Rotterdam’ı beş kelime ile nasıl hatırlamalıyız? Beş kelime: Rengârenk, kanallar, yeldeğirmenleri, grafik şehir ve Şeyda Koç Asyalı. Son cümlem ise: Yer yüzü seviyesinin altında 180 milletten insanın yaşadığı rengârenk bir kanallar şehri.

Kaynak: Yeni Sakarya gazetesi