İçinde yaşadığımız çağın en belirgin özelliği hız…
Her şey çok hızlı değişiyor. Gündemler hızla oluşuyor, insanlar hızla tüketiyor ve ne yazık ki aynı hızla tükeniyor ve unutuyor. Sabah konuşulan bir mesele akşam yerini başka bir konuya bırakıyor. Sosyal medya ekranlarından gün boyunca yüzlerce görüntü, onlarca yazı ve sayısız yorum akıp geçiyor gözümüzün önünden. Fakat çoğu, hafızamızda bir iz bırakmadan kaybolup gidiyor.
Bugün dijital dünyanın sunduğu kolaylıkları inkâr etmek mümkün değil. Bilgiye ulaşmak artık birkaç saniyelik bir mesele hâline geldi. Ancak bu hızın beraberinde getirdiği önemli bir sorun da var; kalıcı olmak.
Çünkü dijital ortamda üretilen içeriklerin büyük bir kısmı anlık tüketiliyor. Bir paylaşım birkaç saat içerisinde eskiyor, bir görüntü birkaç gün sonra unutuluyor. İnsan bazen düşünüyor; acaba yıllar sonra bugünün dijital dünyasından geriye ne kalacak?
Oysa geçmişe baktığımızda durum çok farklı…
Binlerce yıl önce taşlara kazınmış yazılar bugün hâlâ okunabiliyor. Papirüsler üzerine yazılmış metinlerden o dönemin insanını, kültürünü, yaşam biçimini anlayabiliyoruz. Çünkü yazı sadece bir iletişim aracı değil, aynı zamanda zamanın şahididir.
Belki de bu yüzden atalarımız “Söz uçar, yazı kalır” demiştir. Bugün bu sözü biraz daha geniş düşünmek gerekiyor. Çünkü artık sadece söz değil, dijital dünyanın büyük bölümü de uçup gidiyor. Suya yazı yazmak deyimi bugün dijital mecraya gönderi koymanın güncel hali oldu. Kalıcı olan yine yazının kendisi oluyor.
İşte tam da bu düşüncelerle uzun yıllardır yaşadığım olayları, karşılaştığım insan hikâyelerini ve hayatın içerisindeki ibretlik hadiseleri kaleme almaya çalışıyordum. Çünkü insan hafızası unutuyor ama yazı unutmuyor. Yazıya dökülen bir hatıra, yıllar sonra bile aynı duyguyu taşıyabiliyor.
Zafer Dergisi’nde yayımlanan bazı yaşanmış hikâyelerimi geçtiğimiz günlerde “Adalı’dan Yaşanmış Hikâyeler” isimli kitapta topladık. Bu kitabı hazırlarken aslında sadece bir eser ortaya koyma düşüncesiyle hareket etmedim. Bir bakıma yaşanmışlıkların kaybolup gitmesine razı olmadım. Çünkü hayatın içinde öyle olaylar yaşanıyor ki bazen bir insanın yıllarca anlatacağı ders, birkaç satırlık bir hatıranın içerisinde saklı olabiliyor. Mutlaka her yaşadığımızı kaleme almadım. Ama hatıralarımın bir kısmını yazıp beğeninize sundum.
Kitapta günlük hayatın içinden pek çok olay yer alıyor. Kimi zaman tebessüm ettiren, kimi zaman düşündüren ama çoğu zaman okuyucuyu kendi hayatıyla yüzleştiren hikâyeler… Çünkü insan başkasının yaşanmışlığında çoğu zaman kendisini bulur. Bir cümlede kendi hatasını görür, bir olayda kendi hayatından izler fark eder.
Bugün insanlar sosyal medyada birkaç saniyelik videolarla hayatı anlamaya çalışıyor. Oysa bir kitabın sayfaları arasında dolaşırken insan hem kendisini hem hayatı daha derin okumaya başlıyor. Kitapların hâlâ değerli olmasının sebebi de belki budur. Çünkü kitap sadece bilgi vermez; insana düşünmeyi, hissetmeyi ve hayatı anlamlandırmayı öğretir.
“Adalı’dan Yaşanmış Hikâyeler” de tam olarak bu niyetle ortaya çıktı. Yaşanmış olaylardan ibret almayı, küçük gibi görünen hadiselerin aslında insan hayatında ne kadar büyük anlamlar taşıyabileceğini göstermeye çalıştık.
Bu kitabın ortaya çıkışında merhum Selim Gündüzalp’in teşvikinin ve Suat Ünsal kardeşimin her konudaki desteği ve büyük payı olduğunu da özellikle ifade etmem gerekiyor. Bu vesileyle üzerimde emeği olan Selim abimize rahmet diliyorum. Bazı çalışmalar vardır ki sadece emekle değil, aynı zamanda vefa ve nasiple ortaya çıkar. Bu kitabın benim için böyle bir tarafı da var.
Bir bayram haftasının ardından sizlerle böylesi bir yazıda buluşmak benim için ayrıca kıymetli oldu. Dijital çağın hızlı ve unutkan dünyasında, kalıcı bir iz bırakabilmek ümidiyle…
İyi okumalar.
https://www.kitapyurdu.com/kitap/adalidan-yasanmis-hikayeler/756340.html

Kaynak: YENİ SAKARYA GAZETESİ
