Sosyal bilimler alanında üretilen bir bilgi, her şeyin ötesinde özneldir [sübjektiftir]. Daha açık bir ifade ile bilimsel bilgi, belli bir bakış açısının ve belli tarihsel-toplumsal şartların ürünüdür. Ne kadar sağlam kurgulanmış olursa olsun, her bilgi, farklı bir açıdan ve farklı tarihsel-toplumsal şartlardan bakılarak, eleştiriye [sorgulamaya] tâbi tutulabilir.
Söylemeye gerek var mı? Belli bir bilgiden hareket edilerek oluşturulan düşünce de bu fasıldandır. Herhangi bir bilgi ya da bu bilgi üzerine inşa edilmiş düşünce ya da ideoloji [ideolojilerin de bilgi temelli olduğunu unutmayalım] ne mutlaklaştırılabilir ne de eleştiri ötesi bir konuma taşınabilir. Bu tür çabalar, en insanî ideolojileri bile, bir müddet sonra hayatı açıklayamaz duruma düşürmektedir. Hayatı açıklayama-ma durumu ise gelinebilecek en kötü noktadır.
Bu noktadan itibaren, savunduğumuz düşüncenin [ideolojinin] bilimsel olduğunu iddia etmek nafile olduğu kadar anlamsızdır da. Çünkü düşünce [ideoloji], itiraf etmekten kaçınılıyor olmakla birlikte, artık zihinlerdeki heyecan verici etkisini kaybetmiş durumdadır. Mutlaklaştırılmış ve eleştiriden [sorgulamadan] azade kutsal metinler haline dönüştürülmüş olan düşünceye [ideolojiye] tapınma başlamıştır.
Peki, neden böyle oluyor? Sanırım, kendimizi yakın hissettiğimiz düşüncenin [ideolojinin] belli bir tarihsel bağlamda [tarihsel ve toplumsal koşullar da diyebiliriz] oluştuğunu ve o tarihsel bağlam itibariyle izah edici olduğunu unuttuğumuz için. Şunu söylemek istiyorum: Evrensel ve tartışılmaz olarak gördüğümüz her düşünce [ideoloji], esas itibariyle tarihseldir. Bir başka ifade ile düşünceyi [ideolojiyi] anlamlı kılan, içine doğduğu tarihsel ve toplumsal zemindir.
***
Yanlış anlaşılmasın. Niyetim, tarihsellik vurgusu yaparak eskimiş bir düşüncenin [ideolojinin] yeniden üretilmesinin anlamsız olduğunu ileri sürmek değil. Derdimi bir soru ile anlatmaya çalışayım. Bu tür bir yeniden üretim için, öncelikli olarak bugünün tarihsel ve toplumsal zeminini veri almak ve eski metinleri bu zemin üzerinden eleştirel bir açı ile yeniden okumak gerekmiyor mu?
Sorun galiba şurada: Belli bir düşünceyi [ideolojiyi] tarihsel bağlamından koparıp gerekli sorgulamaları yapma zahmetine katlanmaksızın, bire bir günümüze taşımayı çok seviyoruz. İşin kolayına kaçıyoruz yâni.
KAYNAK: YENİ SAKARYA GAZETESİ