Eski Belediye Başkanı / Eski Milletvekili Recep Yıldırım:
Ben Hayatımda Onun Kadar Sözü Özü Bir Olan Başka Birini Tanımadım
Bu toplantıyı yaptıkları için Fahri Tuna kardeşime, Hasan Coşkun kardeşime ve içinde bulunduğumuz mekânın sahibi Sakarya Gazeteciler Cemiyeti’ne çok teşekkür ediyorum. Hakikaten bir vefa örneği gösterdiniz. Anlattınız. Anlatanların hepsinin altına imzamı atıyorum. Daha güzel zaten anlatılamazdı. Ben Hüseyin Komite ile Akyazıspor Kulübü vesilesiyle tanıştım. Akyazıspor kulübü başkanıydım o zaman. Ama futbolun f’sini ben pek bilmiyordum. Komite’nin bir yönüne çok hayrandım: Sanki elli yıldan beri bir dostluk havasıyla samimiyeti vardı, onda o samimiyeti gördüm. Ben bunca yıllık hayatımda böyle sözüyle özü bir olan insan, daha baka görmedim. Ben kendisine Allah'tan rahmet diliyorum, ailesine de hürmet ve muhabbetlerimi sunuyorum. Yakın dostum Hüseyin Komite, nasıl bir karakter miydi? Vursan kızmaz. Dokunsan niye dokundun demez. Hemen onu dostluğa alır. Hemen onu böyle bir samimiyete alır. Samimi bir hava ortaya koyardı. Böyle kimseye bir düşmanlığı, kini yoktu. Sanki sinirleri anılmış bir insandı. Ben kızıyordum mesela, benim hakikaten biraz mizacım serttir. Biraz Karadenizli yapı da var bizde. Recep, bana böyle derdi, benden bir yaş büyük olduğu için, Recep tamam, otur yerine, derdi. Beni hep dizginlemiştir. Zor zamanlarımdaki dostlarımdan bir tanesi de Komite’ydi. (Burada Recep Yıldırım duygulandı, yaklaşım otuz saniye kadar konuşamadı. Ağlamaklı bir sesle devam etti.) Yani ben şahsen Komite’yi tarif etmekte zorlanıyorum. Ailesinden de burada özür diliyorum. Cemiyet cemaat, siyaset işine girdikten sonra, bıraksanız da siyaseti, millet seni bırakmıyor. Benim de ahlâkımda vefa vardır. Siyasetin meşguliyetleri içinde Komite’nin ailesiyle çok da ilgilenemedim. Özür diliyorum kendilerinden. Yapabileceğim ne varsa da yanlarındayım.
Komşusu/Emekli Öğretmen Nadir Gürel:
Onunla En Güzel Eserimiz Mahalle Camimizi Yaptırışımız Oldu
Biz Komite ile aşağı yukarı yirmi yıla yakın komşuluk ettik. Bizim komşuluk dönemimizde mahallemizde, üç-beş hane vardı anca. Bugünkü gibi böyle yoğun bir yerleşime tabi tutulmuş değildi. Biz tabii orada samimiyetle komşuluk etmiştik. Onu hatırladığımda, onun o güler yüzünü hatırlarım. Tabii ki bu yirmi yıl içerisinde çok anılarımız, hatıralarımız oldu. Beraber yedik içtik, aynı sofrayı paylaştık. Aynı bahçeleri paylaştık. Almayı da vermeyi de çok seven bir abimizdi. Bu arada ben tabii İlahiyatçı olmam hasebiyle bazı dini konuları da beraber tartışırdık. Bazı tuzak sorular sorardı. Bazen bilgi edinmek için de sorardı. Biz de bildiğimiz kadar ona cevaplar verirdik. Hatta tasavvuf konusunda. Ben ne Kâdirî’yim ne Rufaî’yim, ne şuyum ne buyum. Ben Nadirî tarikatındanım derdi. Benim adım Nadir olduğu için. Bana böyle esprili bir hatıra bıraktı. Bunun yanında, mahallemizde cami yok. Beraber kurduğumuz dernekle cami işini başlatmış olduk. Bugün mahallemizde güzel bir camimiz var. Hüseyin Komite’nin en güzel, öğündüğümüz hatırası da budur. Bir öğretmenin en büyük sevinci, vefalı öğrenciler yetiştirmektir. Komite’nin vefalı öğrencisi Fahri Tuna, düzenlediği bu programla kendisini anmamıza vesile oldu. Ben kendi adıma hem komşularımız adına, kendisine teşekkür ediyorum.
Komşuları Orhan Seçkin, İhsan Erkul, Ali Yılmaz:
Sanki Sinirleri Alınmış Gibi, Çocuk Kalpli Bir Komşumuzdu O Bizim
Orhan Seçkin (Emekli şoför): Hüseyin abi çok değerli bir komşumuzdu. Çocuk gibi bir kalbi vardı. Kırılmazdı insanlara, çok geniş kalpli biriydi. İnsan ayırmaz, herkesle muhabbeti olurdu. Özel bir insandı. Bir gün bizim yanımızda durdu, arabanın yanında. Sırtında siyah çanta, uzun saçları var. Sorular soruyor, burada nasıl eğleniyorsunuz? Filan. Tanımıyoruz tabii. Dedim, affedersin abi, sen kimsin? Dikildin başımıza, emniyet müdürü gibi soru sorup duruyorsun? Nasıl kimim, insanım ben işte, dedi. Sorduğun sorulara biz cevap veremiyoruz da dedim. Güldü, çekti gitti. Sonradan tanıdık. Hüseyin abiyi çok sevdik. Sinirleri alınmış gibi bir adamdı. Çok farklı, özel ve güzel bir adamdı Hüseyin abi. Allah rahmet eylesin.
İhsan Erkul (Muhasebeci): Ben komşusuyum. Cenazesinde bulunamadım, Makedonya'ya gitmiştim. Cenaze haberini aldık orada aldık. Dönemedik tabii. Hüseyin Komite nasıl bir komşu muydu? Tarif edilemez biriydi. Hiçbir zaman olumsuz düşünmeyen, devamlı gülen, somurtmayan, sinirleri alınmış bir komşuydu. En çok da bize cami yapılırken çok yardımcı oldu. Hoş caminin bitmesini göremedi ama kabasının bittiğini gördü kendisi. Allah rahmet eylesin, mekânı cennet olsun.
Ali Kurnaz (Emekli işçi): Kendisini 1993 yılında tanıdığımda, ilk gördüğümde yanlış bir ön yargıyla yaklaşmıştım. Ona tanıdıkça kendimden utanmaya başladım. Muhteşem bir insandı. Bayramlarda şekeri baklavası, mahalle çocukları için çocukların harçlığı hiç eksik olmazdı. Biz kendisini böyle hatırlıyoruz. Hiç unutamadığım bir anı: Babamın cenazesinde gelmiş fotoğraf çekmiş yirmi gün sonra o fotoğraflara bana verdiğinde, dargın olduğumuz bir arkadaşın cenazeye gelmiş olduğunu gördük. Seneler sonra Eskişehir'de o arkadaşın cenazesine gittik barıştık. Yani Hüseyin abi barışmamıza vesile oldu. Gerçekten de tarif edilemez özel bir insandı Hüseyin abi. Çok erken gitti. Allah rahmet eylesin.
Turizm Yöneticisi Can Cengiz Çetin:
Kardeşim Oğuz’un Öne Çıkmasında Öncü Rol Onundu
Hüseyin Komite abimizi biz Sakaryaspor vasıtasıyla aile olarak tanıdık. Öncelikle tabii kardeşim Oğuz Çetin ve babamla çok iç içeydi. Oğuz'un da tabii genç yaşta Sakaryaspor'da bu kadar üst düzey öne çıkmasının öncülerinden biri de yazılı basında Hüseyin abi oldu. Kendisini tabii tarzıyla, insanlığıyla her zaman ön planda tuttuğumuz bir insandı. Ailemizde de yeri ayrıydı. Evimize de gelmiştir, röportaj yapmıştır. Kendisini çok severdik ailece. Babam Nihat Çetin de Süper Lig’de oynamış eski bir futbolcuydu. O da spor camiasının içindeydi. Her zaman Hüseyin abiyi ayrı tutardı. Hüseyin Komite abiyi her zaman rahmetle anıyoruz. Böyle bir anma / vefa günü düzenlediğiniz için de başta Fahri Tuna olmak üzere, herkese teşekkür ediyorum. Mekânı cennet olsun gidiyorum.
Profesyonel Futbolcu Kostik Mustafa Özbey:
Hüseyin Abi, Sakarya’nın Hıncal Uluç’uydu
Öncelikle böyle bir organizasyonu yaptığınız için gerçekten teşekkür ediyorum. Sakarya son yıllarda bu konularda maalesef zayıf bir şehrimiz. Gazetecilik aslında gerçekten kutsal bir meslek. İşin gerçeğini konuşmak gerekirse, bunu doğru yapabilenlerin başında, Sakarya'da ben Hüseyin abiyi gördüm. Benim onunla ilişkilerim çok farklıydı. İlişkimiz bir baba-oğul, bir abi-kardeş gibiydi. Postane sokaktaki ş yerime de çok sık gelirdi. Evlerinde kaldığım, yemeklerini yediğim çok oldu. Beyhan Yenge ile beraber çok yemek yaptık. Tabii aslında başka özellikleri de vardı onun. Hüseyin Komite bana göre, Sakarya'nın Hıncal Uluç’uydu. Yani entelektüel yapısı farklı, renkli, pozitif bir insandı. Ve Sakaryaspor’a Sakaryaspor altyapısından gelen gençlerin yaşam koçu gibiydi. İnanın bana, siz Aykut Kocaman'la, Oğuz Çetin’le fotoğrafını gösterdiniz ya. Onun dışında Turan Sofuoğlu olsun, ben olayım; herkesle birebir ilgilenen, Sakaryaspor’un altyapısına gerçek değeri veren, onu öne taşımayı seven bir insandı. Pozitif bir insandı evet ama tabii gazetecilikte de bildiğini okuyan, omurgalı, kalemi satın alınmayacak kadar güçlü bir yapıya ve bilgiye sahipti. Aynı zamanda insani ilişkileri gerçekten çok yönlü ve çok değerli biriydi. Hayatı kitap olması gereken biridir Hüseyin Komite abim. Hüseyin abiye Allah'tan rahmet diliyorum. Sizleri de Sakarya'nın bir avuç da olsa vefalı insanlarını burada görmekten memnunum. Sizlerle gurur duyduğumu belirtiyorum.
Gazeteci Yazar Erol Girişken:
Parmağından Saçının Teline Kadar Pozitif Biriydi
Rahmetli Hüseyin Komite ile yaşıttık; ikimiz de 1948 doğumluyduk. Bizim aile şirketimiz Uzunçarşı’da olduğu için, ben Hüseyin’i çok eski tanıdım. 1979 senesinde gazetenin sahibi Hasan Uyar’ın ricasıyla ben Sakaryaspor maçlarını gazetede yazmaya başladım. Benim bir özelliğim vardı. Bunu ilk önce Hüseyin fark etmiş, Hasan Uyar abiye söylemiş. Bir gün bakmış, gazeteyi tashih yaparken tersten okuyorum. Hasan abi normal tashih yaparken ben de karşısında tersten okuyorum. Hasan abi benden rica etti, Hasan abi deyince boynumuz kıldan ince. Her gün saat 14.00'te mağazadan çıkıp Yeni Sakarya’ya tashih yapmaya giderdim. O zaman elle diziliyor bütün gazete. Bir gün geç gittim, gazete baskıya girmiş. Hiç unutmam. 50-100 tane basılmış bile gazete. Ben yine böyle tersten okurken gazeteyi, o günlerin Sakarya Valisinin fotoğrafı var, gazetenin tam ortasında. Resim altını kaydırmış, farkında olmadan, rahmetli. Bir baktım, valinin fotoğrafının altında, ‘Adapazarı’nda başıboş köpekler geziyor’ diye yazıyor. Olamaz diye bir bağırdım. Hüseyin, çocuk elini makineye kaptırdı diye çok korktu. Yanlışlığı fark eden Hüseyin, Allah senden razı olsun, Erol. İyi ki geldin, Hasan abi atlamış dedi. Hasan abiden de Hüseyin’den de gazetecilik terbiyesini öğrendim, yaşıtım olmasına rağmen. Parmağından saçının teline kadar ben bu kadar pozitif başka bir arkadaş tanımadım. Hüseyin’in hayatında yüksek sesle bağıra bağıra konuştuğunu hiç hatırlamıyorum. Onun için konuşacak çok şey var. Allah gani gani rahmet eylesin. Hakikaten unutulmaz arkadaşlarımdan bir tanesiydi.
Pendik Duygu Gazetesi Sahibi Ümit Kahyaoğlu:
Gazeteye Gelen Yemekleri, Eşim ve Çocuklarım Yemiyor Diye Yemezdi
Ben önceleri Sakarya Gazetesi haber servisindeydim, Spor servisine geçtim. Hüseyin abi ile beraber çok Sakaryaspor idmanlarına gittik. Kendisinden çok şey öğrendim. Hem mesleki açıdan hem aile babası olarak. O zaman (1984) gazeteye, seçimlere doğru siyasiler gelirdi, ziyaret eder, haberlerini yaptırtmak isterlerdi. İşte böyle bir gün yine siyasiler geldi. Kaç kişi say dediler, gazetede o anda yirmi altı kişi vardı, o kadar İskender kebap, Döner vesaire söylediler. Yemekler geldi, yiyoruz. Baktım Spor Müdürümüz Hüseyin abi yemiyor. Sen niye yemiyorsun abi? Dedim. Ümit, ben burada yiyeceksem benim eşimin de yemesi lazım. Çocuklarımın da yemesi lazım, onlar yemiyorsa ben de yemem dedi. Ve yemedi. Yani böyle güzel bir anımız var Hüseyin abiyle. Ben şimdi İstanbul'da yaşıyorum. 1986’da kırk sene önce Sakarya’dan ayrıldım. Sabah gazetesinde muhabirlik yaptım. Şimdi kendi gazetemi çıkarıyorum. Yetişmem de hakikaten Hüseyin abinin çok önemli katkıları vardır. Hüseyin abiye ben de Allah'tan rahmet ediyorum. Mekânı cennet olsun.
Eşi ve kızları Emel ile Çiğdem:
Onun Yolunda, Namuslu ve Dost Doğru Hayatımıza Devam ediyoruz
Eşi Beyhan Komite: Geldikleri için herkese teşekkür ederim. Bizi onurlandırdılar, gururlandırdılar. Öyle bir adamın da karısı olmaktan mutluyum. Başka diyecek bir şeyim yok.
Ortanca kızı Emel Komite: Ben on üç yıl babamla bu meslekte Haber Kokteyl’i çıkarttım. (Ağlamaktan konuşamıyor.) Bu etkinliğe gelen olur mu diye biraz endişemiz vardı. Basın camiasının çok vefasızlığını yaşadı babam. İnsanların ne kadar nankör olduğunu ben de babamla bir yaşadım. Namusuyla, kalemiyle, kimseye boyun eğmeyen dürüst bir insandı. Hiç kimsenin kötülüğüne bir şey yazmadı hayatı boyunca. İşini hakkıyla yaptı. Bize de onurlu gururlu şerefli nasıl yaşanır, onu öğretti. Öldüğü on yıl oldu ama biz de acısı hiç bilmiyor. Ama bugün gördük ki babamın dostları varmış. Allah hepinizden razı olsun. Babamı bugün onurlandırdınız. Bizleri de gururlandınız. Biz de onun yolunda, namuslu ve dost doğru bir şekilde hayatımıza devam ediyoruz. Bize bunu öğretti. Biz de çocuklarımıza bunu öğreteceğiz. Ama ondan razı olsun, mekânı cennet olsun. Hepiniz çok teşekkür ederim, sağ olun.
Küçük kızı Çiğdem Komite: Babamın Çiko’su olarak konuşabilirim. Yani babamdan şunu öğrendim,- kendi adıma söyleyeyim- her zaman dürüst olmayı, asla yalan konuşmamayı, insanları sevmeyi, güler yüzlü olmayı… Yani babamın bende çok fazla anısı var. Çünkü ben sevdiğimi fazla gösteren bir insandım. Yani hastalanana kadar bile kucağına otururdum, öperdim, ısırırdım. Yani onunla duygularım, ilişkilerim çok farklıydı. Babam, gururum diyebiliyorum. Aslında çok fazla derin duygularım var ama bunları ifade edecek kelime bulamıyorum. Şöyle söyleyeyim: İyi ki babammış, iyi iki böyle güzel bir annem ve kız kardeşlerim var. Yani anma gününe gelen misafirler için de çok teşekkür ediyorum. Anlattıkları çok kıymetliydi. Yani ben kızı olarak zaten babamı biliyordum. Ne kadar onurlu ve gururlu olduğunu. Ama bunları bir başkasından duymak da tabii ki çok güzel bir şey. Teşekkür ederim bu etkinliği düzenlediğimiz için. Çok sağ olun.
Torunu / Sosyolog Beyza Kumbaşı: Her hafta sonu içimizde bir heyecanla uyanırdık. Çünkü dedemin bizi bahçede, açtığı şarkılarla beklediğini bilirdik. O sıcak kucağını açar, bayırın başından bize bağırdı: Gelin torunlarım diye ve biz koşup sarılırdık. O zaman küçüktük. Dedemi gördüğümüz an bütün sıkıntılarımızı unutuyorduk. Onun anneannemle birlikte hazırladığı sofraya oturuyorduk. Kocaman bir aileydik ve aile olmanın ne demek olduğunu dedem bize öğretti. Hafta sonlarını orada geçirmekten çok keyif alıyorduk çünkü. Bisiklete binmeyi, uçurtma uçurmayı, çiçek bakmayı o öğretti bize. En büyük şansımızdır ki, o dünyanın en iyi dedesiydi ve en iyi babasıydı. Kızları çok şanslı, eşi anneannem çok şanslı, çünkü ben böyle bir sevgi hiç görmedim. Dedem gittiği yere ışık saçıyordu. Kovboy şapkasını, paltosunu giyer, dışarı çıkardı. Ve onun dönüşünü dört gözle beklerdik. Akasya ağacımız vardı dedemlerin evinde. Kendi elleriyle salıncak yapmıştı ve sırayla hepimiz orada sallanırdık. İşte bizi öyle yukarı savururdu ki, gökyüzüne gitmiş gibi hissederdim. Sanki kanatlarım varmış gibi. Şu an olduğum kişi kimse, ben onu dedeme borçluyum. Bana kattığı her şey için, bize kattığı her şey için, sonsuz teşekkür ediyorum ona. Onunla hep gurur duyuyorum. Biz onu gururlandırmak için yaşıyoruz. Biz onun bize kattıklarına sadık kalarak yaşıyoruz. İşini layığıyla yapan, haramdan uzak, insanların haklarını gözeten, sevgi dolu insanlar olmak için çabalıyoruz. Çünkü dedem bize böyle öğretti. Çünkü o da böyle yaşadı.






KAYNAK: YENİ SAKARYA GAZETESİ