MÜKEMMEL RİTÜEL, ÇÜRÜMÜŞ VİCDAN: İSLAM COĞRAFYASINDA TOPLUMSAL ŞİZOFRENİ
Giriş: Kutsal ile Profan Arasındaki Yarılma
Sosyoloji ve psikolojide "şizofreni", gerçeklikle bağın kopması, duygu ve düşünce arasındaki tutarlılığın parçalanması olarak tanımlanır.
Bugün İslam coğrafyasına, Fas’tan Endonezya’ya, ama en keskin hatlarıyla Türkiye ve Ortadoğu havzasına bakıldığında görülen manzara, tam anlamıyla bir "Toplumsal Şizofreni" halidir. Bu hal; toplumun inandığını iddia ettiği değerler (İslam, hak, adalet, tevazu) ile yaşadığı pratik gerçeklik (yolsuzluk, şatafat, zulüm, ahlaki yozlaşma) arasındaki devasa uçurumun adıdır.
Nurettin Topçu’nun "İyi Müslüman caminin dışında belli olur" sözü, aslında bu hastalığın teşhisidir. Ancak bugün gelinen noktada hasta, hastalığını reddetmekte; hatta bu hastalığı bir "kutsiyet" maskesiyle gizlemektedir.
CAMİLER DOLUP TAŞARKEN, AHLAKIN CAN ÇEKİŞMESİ, bu coğrafyanın en büyük paradoksu ve trajedisidir.
1. Bölüm: Ritüelin Kalkanı ve "Günah Borsası"
Ortadoğu ve Türkiye pratiğinde din, bir "Ahlak Sistemi" olmaktan çıkıp bir "Aklanma Mekanizması"na dönüşmüştür.
Vicdan Yıkama İstasyonları
Haftada bir kılınan Cuma namazı, yılda bir tutulan Oruç veya ömürde bir gidilen Hac; bireyin geri kalan zamanlarda işlediği ekonomik ve beşeri suçları "sıfırlama" aracı olarak görülmektedir. Bir tüccarın, müşterisini kandırdıktan sonra camiye koşması, psikolojik olarak "Ben görevimi yaptım, Allah ile aramı düzelttim, kulun ne düşündüğü önemli değil" rahatlamasıdır.
Bu, dinin içinin boşaltılıp sadece kabuğunun (şeklinin) kutsanmasıdır.
İstatistiksel Dindarlık
"Fuhuşta zirve, kumarda rekor, camide saf tutma" üçgeni, bu şizofreninin en somut delilidir. Birey, kamusal alanda (sokakta, camide) "Müslüman", özel alanda (internet geçmişinde, gizli evlerde) ise bastırılmış dürtülerinin esiri olan bir "haz avcısıdır". Bu iki kimlik birbirine değmeden, birbirini sorgulamadan aynı bedende yaşar.
2. Bölüm: Ortadoğu'nun "Petrol ve Hurma" İkiyüzlülüğü
Bu hastalık sadece Türkiye’ye has değildir; İslam dünyasının kalbi sayılan Ortadoğu’da daha vahşi bir kapitalizmle birleşir.
Kölelik ve Kabe
Kabe’nin etrafına inşa edilen devasa lüks oteller (Zemzem Tower gibi yapılar), İslam’ın doğuşundaki "eşitlik ve sadelik" ilkesine dikilmiş en büyük ihanet anıtlarıdır. Hac ibadeti için gelen milyonlar, Allah’ın evine tepeden bakan kral dairelerinde konaklarken; aynı coğrafyada Müslüman göçmen işçiler (Bangladeşli, Pakistanlı) pasaportlarına el konularak modern köle olarak çalıştırılır. "Müminler kardeştir" ayeti, hutbelerde okunur ama şantiyelerde geçersizdir.
Batı Nefreti ve Batı Aşkı
Ortadoğu toplumlarında kolektif bir "Batı nefreti" (Haçlı zihniyeti söylemi) pompalanır. Ancak paradoksal bir şekilde, o toplumun elitleri ve yöneticileri, çocuklarını Batı’da okutur, paralarını Batı bankalarında saklar, hastalıklarında Batı hastanelerinde tedavi olur ve en büyük hayalleri Batı’ya kapağı atmaktır. Bu, "Zalim dediğine aşık olma" halidir.
3. Bölüm: Siyasal Şizofreni ve "Mağdur Zalimler"
Türkiye örneğinde en kristalize halini gördüğümüz durum, SİYASETİN DİN SOSUNA BATIRILARAK KİTLELERİN EFSUNLANMASIDIR.
Saray ve Patates Kuyruğu
…. ….. Saray ile ucuz soğan kuyruğu arasındaki çelişkinin halk tarafından "normal" karşılanması, rasyonel aklın iflasıdır. Burada devreye "Dava" kavramı girer.
Liderin şatafatı, bireyin kendi fakirliğinin telafisi olarak görülür. "Ben açım ama devletim/liderim ihtişamlı, demek ki biz güçlüyüz" şeklindeki bu sakat psikoloji, kitleleri kendi celladına aşık eder.
Adalet Tabelası
"Adalet Mülkün Temelidir" yazısı, artık bir ironidir. Hukuk, güçlü olanın zayıfı ezdiği, RÜŞVETİN "iş bitirme parası", İLTİMASIN "referans" adını aldığı bir mekanizmaya dönüşmüştür. SUÇLULARIN "nüfuzlu" oldukları için serbest kalması, toplumda "Allah’a havale etme" kültürünü (öğrenilmiş çaresizliği) pekiştirir. Dünyada sağlanamayan adalet, ahirete ertelenir.
4. Bölüm: Cinsel Açlık ve Ahlaki Çöküş
"Eşini bırakıp ……….. veya …………. halvet olma" gibi uç örnekler, korkunç bir cinsel bastırılmışlığın ve eğitimsizliğin patlamasıdır.
Yasakların Cazibesi
Kadın-erkek ilişkilerinin sağlıklı bir zemine oturmadığı, cinselliğin tabu ve günah parantezine hapsedildiği toplumlarda; libido yok olmaz, şekil değiştirerek sapkınlığa (perversiyona) dönüşür. Gündüz ahlak bekçiliği yapanların, gece internetin karanlık dehlizlerinde en sapkın içerikleri araması tesadüf değildir.
Kadın ve Meta
Kadın, kamusal alanda "örtünmesi gereken bir tahrik unsuru", özel alanda ise "hizmet ve haz objesi" olarak kodlandığında; toplumun yarısı (kadınlar) kişiliksizleştirilir, diğer yarısı (erkekler) ise doyumsuzlaşır.
5. Bölüm: Türklük ve İslam M…………
Toplum gerçeklikle yüzleşmek yerine, geçmişle ve sembollerle tatmin olmaktadır.
Geçmişle Avunma
"Bizim ecdadımız dünyayı titretti", "Biz İslam'ın son kalesiyiz" söylemleri, bugünkü sefaleti, teknolojik geri kalmışlığı, sanatsal kısırlığı ve ahlaki çürümeyi örtmek için kullanılan bir uyuşturucudur. Üretmeyen, icat etmeyen, dünya medeniyetine (bilim, sanat, felsefe ile) katkı sunmayan toplumlar; hamaset (boş kahramanlık söylemleri) ile manevi tatmin (mastürbasyon) yaparlar.
Şekilci Üstünlük
Kendini "En şerefli millet" veya "Seçilmiş ümmet" olarak görmek, kişiyi özeleştiri yapmaktan alıkoyar. "Madem en iyisi biziz, o zaman başımıza gelen her kötü şey bizim hatamız değil, dış güçlerin oyunudur" mantığı, sorumluluk almayı engeller.
Sonuç: Açık Hava Tımarhanesinden Çıkış Var mı?
Bizim "Müslüman Türkler"in dünyasında yaşanan şey, bir medeniyet krizi değildir; bir ahlak ve samimiyet krizidir.
Nurettin Topçu'nun dediği gibi; caminin içi "güvenli bölge"dir, tiyatrodur. Asıl hayat dışarıdadır. Ve dışarıda görünen manzara şudur: İSLAM COĞRAFYASI, ŞEKLEN MÜSLÜMAN, AHLAKEN MATERYALİST, ZİHNEN ŞİZOFRENİK bir yapıdadır.
Adaleti "kafir" dediği Batı mahkemelerinde arayan, parasını "faizci" dediği sistemlere yatıran, tatilini "ahlaksız" dediği plajlarda yapan, ama ölürken mutlaka "tekbir" getiren bir toplum.
Bu toplumsal şizofreni, ancak ve ancak "Dinin bir kimlik değil, bir ahlak öğretisi" olduğunun anlaşılmasıyla tedavi edilebilir. Aksi takdirde, CAMİLER DOLMAYA, ancak İNSANLIK EKSİLMEYE devam edecektir.
Ve bizler, o görkemli sarayların gölgesinde, soğan kuyruklarında birbirimizi ezerek "ne kadar büyük bir millet olduğumuzu" anlatmaya devam edeceğiz. (G. Dihkan’dan alıntı)
EK NOT: Ekser Müslümanların fiili durumu bu ise; çoğunlukla öyle görülmektedir, o zaman şu sorunun sorulması gerekir:”Böyle bir Müslüman, böyle bir insan tipi tipi nasıl yetişmiş, nasıl yetiştirilmiştir ?
Durup dururken olmayacağına, böyle bir insan ve böyle bir Müslüman tipi gökten zembille de indirilmediğine göre, insanımızı ve Müslümanımızı, hangi iç ve dış etkenler bu hale getirmiş, bunun çözümlemesini yapmamız, sorumluları bulmamız gerekmektedir.
Elbette insanımızı ve Müslümanımızı iç ve dış etkenler sorumluluktan kurtarmayacaktır ama tek başına da sorumluluk rtümüyle üzerşlerine yıkılamayacaktır.
NE EKERSEN ONU BİÇERSİN.
NASIL YETİŞTİRİRSEN, ONU ELDE EDERSİN.
KAYNAK: YENİ SAKARYA GAZETESİ