İki Dünyanın Krizi: Siyasi Yolsuzluk ve Toplumsal Çözülme Kıskacında Doğu, Batı ve Türkiye
Giriş: Ahlakın İki Yüzü
İnsanlık tarihi boyunca medeniyetler iki temel sütun üzerinde yükselmiştir: “Kamusal dürüstlük ve toplumsal ahlak.”
Ancak günümüz dünyasına bakıldığında, bu iki sütunun farklı coğrafyalarda farklı şekillerde yıkıldığı veya ayakta kaldığı görülmektedir.
Bir yanda devlet hazinesini "ganimet" olarak gören ancak bireysel hayatında geleneksel değerlere bağlı kalan “İslam coğrafyası,”
Diğer yanda kamu malına karşı kılı kırk yaran ancak bireysel ve toplumsal yaşamda sınırları ortadan kaldıran Batı dünyası...
Ve tüm bu denklemin ortasında, her iki dünyanın da negatif özelliklerini bünyesinde toplayan bir "araf" ülkesi: “Türkiye.”
1. Kamu Malı Talanı: Doğu’nun Kurumsal Açmazı
Müslüman ülkelerin çoğunda gözlemlenen en büyük yapısal sorun, "devlet" kavramının kutsallaştırılmasına rağmen, "kamu malı" bilincinin bireysel menfaatlerin gerisinde kalmasıdır.
Birçok İSLAM ÜLKESİNDE DEVLET HAZİNESİ, yönetimi elinde bulunduran ELİTLERİN veya LİDERLERİN şahsi tasarruf alanı, adeta bir "özel çiftlik" gibi algılanmaktadır.
Bu durumun kökeninde yatan temel SEBEP, KURUMSALLAŞMANIN YERİNİ KİŞİSEL SADAKAT ağlarına bırakmış olmasıdır.
HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ ilkesinin işlemediği, DENETLEME mekanizmalarının FELÇ edildiği bu sistemlerde, LİYAKAT yerini SADAKATE bırakır. Kamu kaynakları; köprüler, saraylar veya devasa projeler üzerinden yandaşlara aktarılırken, bu durum geniş kitleler tarafından bazen "hizmetin bedeli" olarak kanıksanır.
“Hristiyan Avrupa ülkelerinde bir bakanın şahsi kredi kartıyla bir paket çikolata alması istifa sebebi olabilirken, Doğu toplumlarında milyarlarca dolarlık şaibeli ihalelerin toplumsal bir infiale yol açmaması, siyasi etik bilincinin ne denli erozyona uğradığını kanıtlar niteliktedir.”
2. Batı’nın Paradoksu: Kamusal Dürüstlük ve Toplumsal Çözülme
AVRUPA ülkeleri, özellikle Protestan ahlakı ve Aydınlanma değerlerinin birleşimiyle, kamu malını koruma konusunda dünyada eşi benzeri az görülen bir hassasiyet geliştirmiştir. Vergi veren her vatandaş, o paranın nereye harcandığını sorma hakkını kendinde görür ve devlet mekanizması şeffaflık üzerine kuruludur. “Yolsuzluk, Batı toplumlarında sadece hukuki bir suç değil, aynı zamanda en büyük sosyal utanç kaynağıdır.”
Ancak madalyonun diğer yüzü, toplumsal ve bireysel ahlak söz konusu olduğunda bambaşka bir tablo sunar. Batı, bireysel özgürlükleri kutsallaştırırken, bu özgürlüğün sınırlarını etik bir otokontrolden yoksun bırakmıştır. Pornografik içerik üretiminden uyuşturucu kullanımına, eşcinsellikten, kumarın yasallaşmasından aile kurumunun çöküşüne kadar pek çok "sosyal maraz", BATI TOPLUMLARININ DOKUSUNU içerden ÇÜRÜTMEKTEDİR. Modern Avrupa'da hazcılık (hedonizm), yaşamın ana gayesi haline gelmiş; bu da fuhuş, zina ve alkol bağımlılığı gibi durumların normalleşmesine yol açmıştır.
DOĞU toplumları "devleti talan” ederken, BATI toplumları "ruhunu" ve "ailesini" bir tüketim nesnesi haline getirerek kaybetmektedir.
3. Türkiye Örneği: İki Dünyanın Negatif Sentezi
TÜRKİYE ise bu iki kutup arasında TIRAJİK konumdadır. Türkiye, son yüzyılda geçirdiği kontrolsüz modernleşme ve eş zamanlı yaşanan siyasi yozlaşma ile her iki dünyanın da "günahlarını" bünyesinde toplamış bir “laboratuvar” görünümündedir.
Siyasi ve Ekonomik Talan
TÜRKİYE’DE kamu malı algısı, "devletin malı deniz, yemeyen domuz" atasözüyle sembolize edilen kirli bir pragmatizme kurban edilmiştir. İSKİ skandalından günümüzdeki devasa ihale usulsüzlüklerine, belediye kaynaklarının kişisel veya siyasi amaçlarla çarçur edilmesinden, hazine arazilerinin yağmalanmasına kadar Türkiye, Doğu’nun en kötü yolsuzluk geleneklerini sürdürmektedir. “Kamu malı, toplumun ortak refahı için değil, belli zümrelerin zenginleşme aracı olarak görülmektedir.”
Toplumsal ve Ahlaki Erozyon
Bununla birlikte TÜRKİYE, BATI’NIN toplumsal DEJENERASYONUNU da hatta bazen daha uç noktalarda İTHAL etmiştir.
Batı'da en azından kurumsal bir şeffaflık varken, Türkiye'de hem kurumlar yozlaşmış hem de sokak ahlakı ağır darbe almıştır. UYUŞTURUCU kullanım yaşının ilkokul seviyelerine düşmesi, KUMARIN dijital mecralar üzerinden her eve girmesi, "sosyal medya ahlakı" adı altında FUHUŞ ve TEŞHİRCİLİĞİN bir kazanç kapısı haline gelmesi, Türkiye'yi Batı’nın en yozlaşmış mahallelerinden farksız kılmıştır.
TÜRKİYE’DEKİ TIRAJEDİ ŞUDUR: “Ülke ne Doğu’nun o meşhur (olsa bile) aile bağlarını ve geleneksel dokusunu koruyabilmiş, ne de Batı’nın hukuk devleti ve siyasi dürüstlük ilkelerini benimseyebilmiştir.”
Sonuç; yolsuzluğun sıradanlaştığı, fuhuş ve uyuşturucunun sokaklara taştığı, "emanet" bilincinin hem devlette hem de ferdi hayatta yok olduğu bir toplumsal cinnet halidir.
4. Sonuç: Bir Medeniyetin Sonu mu, Yeni Bir Doğuş mu?
MÜSLÜMAN COĞRAFYA, kamu malına el uzatmanın "kul hakkı" olduğu gerçeğini sadece DİLLERİNDE bir SILOGAN olarak tuttuğu müddetçe siyasi olarak İFLAH olmayacaktır.
BATI dünyası, bireysel hazzı hayatın merkezine koyup kutsal olan her şeyi meta haline getirdiği sürece biyolojik ve toplumsal olarak YOK OLUŞA sürüklenecektir.
Türkiye ise bu iki uçurumun tam ortasında durmaktadır. Eğer bir çıkış yolu aranacaksa, bu ancak "çift yönlü bir ahlak devrimi" ile mümkündür.
“Devlet hazinesine el uzatmayı en büyük ayıp ve suç sayan bir siyasi bilinç ile;bedeni, aileyi ve ruhu korumayı esas alan bir toplumsal ahlakın birleşmesi şarttır.”
Aksi takdirde, makalede tasvir edilen bu "çift taraflı talan", ülkeyi hem maddi hem de manevi bir İFLASA sürükleyerek tarihin tozlu sayfalarına gömecektir.
Türkiye'nin bugünkü durumu, bir ülkenin başına gelebilecek en büyük felaketin "kimliksizlik ve ilkesizlik" olduğunun en somut kanıtıdır. ( G. Dihkan )
kaynak: yeni sakarya gazetesi