Ülkemiz sokaklarında, çarşılarında ve hatta en prestijli turistik mekanlarında gezerken acı bir gerçekle yüzleşiyoruz: Sahte ürün ve marka taklitçiliği. Sektör olmayı da geçipkimsenin olağandışı görmediği, herkesin kanıksadığı bir 'taklit ekonomisi' inşa etti. Gelişmiş ülkeler bu konuyu bir devlet disiplini olarak ele alıyor. İsviçre ve Fransa gibi ülkelerde her yıl milyonlarca sahte saat, dev silindirlerin altında ezilerek imha ediliyor. Bu, sadece bir markayı korumak değil, emeğe ve hukuka duyulan saygının göstergesidir. Oralarda sahte ürünle yakalanmanın ağır cezaları varken, bizde "replika", "A kalite", "premium ürün", gibi uydurma süslü laflarla bu emek hırsızlığına kılıflar uyduruluyor.
Tabloya yerel ölçekte bakmak için Adapazarı’nın tarihi Uzun Çarşı’sına girdiğimizde, lüks veya sıradan her türlü markanın logolarını taşıyan, ancak dikişinden kalitesine kadar feryat eden sahte ürünlerden geçilmediğini görüyoruz. Hadi Uzun Çarşı yerel bir ölçek diyelim, peki ya dünyanın en eski ikinci alışveriş merkezi, gözbebeğimiz İstanbul Kapalıçarşı.Tarihin, antikaların hatta sanat eserlerinin yanında, dev markaların sahteleri tezgahlarda cirit atıyor. Kendi ülkelerinde denetim ve yaptırımların sıkılığından sahte ürün görmemiş turistlere bu ürünler kolaylıkla orijinal diye satılıyor. Misafirine sahteyi gerçek diye satan bir esnaf,ülkemizin itibarının zedelemesine gayret, esnaflık geleneğine ve etiğine de ihanet ediyor demektir.
Özellikle saat konusundaki "sahte çılgınlığı" akılalmaz boyutlara ulaştı. Sahte olanın orijinal olandan yüzlerce kat fazla olduğu kesin. Saatler sahte diye ucuz sanmayın orijinali 90 bin lira olan saatin sahtesini 75 bin liraya gördüm yine "A kalite", "premium ürün", gibi laflarla satılıyordu. Deri ürünlerinde ise tam bir kelime oyunu tiyatrosu dönüyor. Müşteri "Bu orijinal mi?" diye sorduğunda esnaftan gelen "Orijinal deri abi" cevabı, aslında markanın değil, kullanılan malzemenin (o da şüpheli ya) orijinalliğine sığınan kurnazca bir yalandır. Markanın haklarını gasp edip, derinin doğallığı üzerinden kelime oyunu yaparak vicdan rahatlatmak, ticari ahlakın geldiği son noktadır.
Sahte ürün satmak sadece bir markanın kârını çalmak değildir; Türkiye’nin dünyadaki "taklit merkezi" imajını beslemektir. "Replika" yalanının arkasına saklanmayı bırakıp emeğe saygı duymayı öğrenmeliyiz. Aksi halde, vitrinlerimiz ne kadar pırıltılı olursa olsun, ticari ahlakımız o sahte ürünler kadar sönük kalacak, sahte ürün kendi gibi kullananı da ucuzlatmaya, düşürmeye devam edecektir.
Atalay Pekçetin
KAYNAK: YENİ SAKARYA GAZETESİ