Son günlerde beyaz et sektörüne yönelik başlatılan soruşturma ve denetim süreci üzerinden öyle bir gürültü koparılıyor ki, sanırsınız devlet suç işlemiş...
Düne kadar ekranlarda, köşe yazılarında, sosyal medyada hep aynı cümleleri duyuyorduk;
"Denetim yok!"
"Fırsatçılara neden müdahale edilmiyor?"
"Vatandaşın hakkını kim koruyacak?"
Şimdi aynı çevreler, aynı ağızlar, aynı kalemler başka bir şarkı söylüyor;
"Devlet mala çöküyor!"
Ne değişti?
Fiyatlar mı düştü?
Vatandaşın geçim derdi mi bitti?
Yoksa dokunulmaz sanılan bazı çıkar çevrelerine ilk kez dokunulduğu için mi rahatsız oldular?
Gerçek şu ki;
Bu ülkede bazıları denetim isterken aslında denetimsizlikten besleniyormuş.
Hukuk kendilerine uğramadığı sürece adalet istiyormuş gibi davranıyor, sıra kendi mahallelerine geldiğinde ise feryat figan koparıyor.
Oysa ortada anlatıldığı gibi bir "mala çökme" hikâyesi yok.
Ortada devam eden bir adli süreç ve bu sürecin sağlıklı yürütülmesi için uygulanan denetim mekanizması var.
Üretim devam ediyor.
Fabrikalar çalışıyor.
İşçiler işinin başında.
Vatandaşın sofrasına ulaşan ürünler piyasada.
Peki o zaman bu telaş neden?
Çünkü denetimden korkanların korkusu hukuk değil, alışkanlıklarının bozulmasıdır.
Çünkü denetim, hesabı sorulmayan kazançların üzerine ışık tutar.
Çünkü denetim, milletin cebinden çıkan her kuruşun hesabını gündeme getirir.
Ve çünkü denetim, yıllardır dokunulamaz zannedilen yapıların da hukuk önünde eşit olduğunu hatırlatır.
Mesele sadece beyaz et değildir.
Mesele milletin alın teridir.
Mesele emeklinin maaşıdır.
Mesele işçinin eve götürdüğü ekmektir.
Mesele çocuğuna et alabilmek için market raflarının önünde fiyat hesabı yapan annedir.
Birileri milyonlar kazanırken, milyonlarca insanın geçim savaşı vermesi kader değildir.
Birileri servetlerine servet katarken vatandaşın sofrasındaki lokmanın küçülmesi piyasa ekonomisi değildir.
Bunun adı adaletsizliktir.
Bunun adı vicdan yoksunluğudur.
Üstelik kamuoyuna yansıyan bilgiler içerisinde Sakarya kökenli firmaların da adının geçmesi, biz Sakaryalılar için ayrıca üzücüdür.
Çünkü Sakarya'nın adı fırsatçılıkla değil üretimle anılmalıdır.
Sakarya'nın adı kartelleşme iddialarıyla değil alın teriyle anılmalıdır.
Sakarya'nın adı milletin cebine uzanan ellerle değil, millete hizmet eden ellerle yan yana gelmelidir.
Bugün mesele birkaç şirket meselesi değildir.
Bugün mesele devletin vatandaşın yanında mı, yoksa güçlülerin yanında mı duracağı meselesidir.
Ve devlet, millet adına denetim yapıyorsa bundan rahatsız olunmamalıdır.
Rahatsız olunacak şey denetim değil, denetimi gerekli hale getiren davranışlardır.
Bu nedenle beyaz et sektörüyle sınırlı kalınmamalıdır.
Kim milletin sırtından haksız kazanç elde ediyorsa...
Kim piyasa düzenini bozuyorsa...
Kim vatandaşın cebine göz dikiyorsa...
Kim rekabeti yok edip servetine servet katıyorsa...
Karşısında devleti bulmalıdır!
Çünkü devletin görevi sadece sınırları korumak değildir.
Devletin görevi milletin hakkını korumaktır.
Milletin ekmeğini korumaktır.
Milletin sofrasını korumaktır.
Ve unutulmamalıdır ki;
Bir ülkede adalet sadece mahkeme salonlarında değil, market raflarında da görünmelidir.
Çünkü milletin sofrasında adalet yoksa hiçbir yerde gerçek adaletten söz edilemez.
Selam ve Dua İle
Ne Zaman İnsan Oluruz
" ahlak öğretisinden nasibimizi aldığımızda"
Kaynak: yeni sakarya gazetesi