Uyuşuyoruz, uyuşturuluyoruz; ocaklarımız sönüyor, nesiller zehirleniyor, çağlar kuşaksız kalıyor. Mesele lanetlemeyi ya da bu batağa düşene acıma faslını çoktan geçti. Eyleme geçme zamanı. Bu, tek başına kolluk kuvvetlerinin ya da siyasetin halledebileceği bir konu değil; toplumun topyekûn refleks göstermesi, bu konuyla dertlenmesi şart. Zira artık bu lanete kaptıracak bir tane daha gencimiz olmamalı.
En çok eğlence adı altında pazarlanıyor bu illet. Bu manada kolluk kuvvetleri yeni ve etkin metotlar geliştirmeli; siyaset, kolluk kuvvetlerinin elini güçlendirici ve önleyici politikalar üretmeli. Gençlerin zihinlerini doldurmalı, enerjisini başta spor, sanat vs. alanlara kaydırarak her gence bir fidan gözüyle bakmalı. Sanat, konser vs. adı altında özendirici ne kadar unsur varsa çok ağır yaptırımlar uygulanmalı.
Toplum kendini yenilemeli, zerafete talip olmalı. Neye nasıl inanırsa inansın muhafazakârlaşmalı; eşini, çoluğunu çocuğunu kıskanmalı ve sahip çıkmalı; gecelere kurban etmemeli. En emin yer, içinde aile yaşayan evdir. Batı, popüler kültür olarak ahlaksızlığı pazarlıyor; piyasaya sürdüğü her enstrüman uyuşturucuyu, hırsızlığı, arsızlığı özendiriyor.
Toplum olarak çok seçici olmalıyız. Tüketen değil, üreten toplum modeli üzerine kafa patlatmalıyız. Türk toplumu evet, inatçıdır, kavgacıdır; töresi de bir o kadar zarif ve incedir. Bu nedenle bizi biz yapan hasletlerimizi günümüzde uygulamalıyız. Batıdan gelen hayasızakımları bırakın tüketmeyi, kapıdan içeri bile almamalıyız.
KAYNAK: YENİ SAKARYA GAZETESİ