Zaman kendi inkılabına gebe, çağ kendi devrimini bekliyor. İnsanlık, bombalar altında yeniden dirilmeyi... Bakma insanlık davasının yetim kaldığına; bir yetimdi dünyayı özgürleştiren. Elbet gene yaşanacak insanlığın amentüsü. Kalem, zalimlerin ibretlik sonunu unutmayacak; kâtip unutsa, kalem yazacak. Ama mahcubiyetimiz miras kalacak; koruyamadığımız her masum yakamıza yapışacak.

Ah insanoğlu... Yüreğimiz yangın yeri; çocukların feryatları dolanıyor boynumuza. Çocuklarına yiyecek bulamayan babanın çaresizliği, soğuktan donan evladını ısıtamayan annenin ahı boğazımda düğüm. Affet Yarabbi; biz ki zulmün karşısında İbrahimî bir duruş gösteremedik. Birlik olamadık; içimizde çekişmekten güçsüz kaldık. Zulüm ettik nefsimize, ata mirası topraklara sahip çıkamadık. Aldandık dünya (alçak yer) süsüne.

Daha ne kadar bekleyeceksin, şöyle esaslı bir duruş için? “Ben ne yapabilirim?” deme. İçme kahveni, yeme hamburgerini; kullanma insanlığa düşmanlık eden yapıların ürünlerini. Özgür ol, özgür kıl hem kendini hem dünyayı. Unutma: Bir yerde yangın varsa ve müdahale edilmiyorsa, yakar senin de ocağını, yurdunu.

Her ülkenin kendi sınırları içinde yaşanan bir insanlık savaşı veriliyor. Karanlık, insan zihinlerine prangalar vurarak köleleştirmeye çalışıyor. Ülkeler ancak kendi medeniyet hafızasını hatırladığı kadar özgürdür. Bazı medeniyetler vardır ki insanlığa karanlık çağı yaşatır; bazı medeniyetler de vardır ki insanı yaşatır. Biz Türkler, insanca yaşamayı öğrettik insanlığa. Bir kuru cihangirlik davası değildi bizimki; Hira Dağı’ndan gelen bir emirdi. Hatırla... İşte o zaman ebed senindir, zafer senindir.

KAYNAK: YENİ SAKARYA GAZETESİ